6 Mart 2012 Salı


 

ONUR SAKARYA
(14 Ağustos 1981, Mersin - )


       Lise öğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde bitirdikten sonra lisans eğitimini Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın bölümünde tamamladı.
      Şiirleri Adam Sanat, Akatalpa, Dize, Gediz, Kül, Kybele, Maki, Mor Taka, Mühür, Papirüs, Sözcükler, Şiiri Özlüyorum, Temren  vb. gibi dergilerde ve Kayra, Malone, Zigot gibi fanzinlerde yayımlandı, yayımlanmaya devam ediyor.
Ödülleri: “Eksik Adam” adlı kitabıyla 2012 Homeros Edebiyat Ödülleri Jüri Özel Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Eksik Adam (2011, Camgöz Yayınları)
& Yancının Aşkı (2012, Artshop Yayınları, İst.)

       Şiirlerinden Seçmeler:

TAHTA GÖKKUŞAĞI
Ben kendimin gündelikçisiyim
Her gün içimi alkolle temizliyorum
Raporlu abilerin masalarında
Ölü kız çocuklarının masallarında
Ne desem doktorum
Her Allahın günü geçmişimi kusuyorum

Benim bir de dublörüm var
Ama durmadan sigara yakıyor
Kafa trilyon doktorum
Dört bir yanım azap bahçesi
Dört bir yanım kancık

Kafadan bir hesap yapıyorum
Kafa kâğıdında yaş otuz
Kendimi altmış hissediyorum
Ne desem doktorum
Yaşamak bazen ciddi ciddi kanıyor

Geçen gün bir adamı biçmişler
Bana ne!
Helâda bebek düşürmüş Jale
Bana ne!
Miting alanlarında anırıyor dallama
Bana ne!
Ne etsem doktorum
Eller sevdalığımı diller hayatımı çaldı

İyi belleyin ahali ben bir hayaletim
Bol acılı bir halet-i ruhiyeyim
Zaten bir tahtam eksikti
Dün ilk defa gülümsedim
Gülümsemek ne şık şeymiş doktorum
Eksik tahtamın yerine bir gökkuşağı çiviledim

VERA
Keyifle bitirmelisin sigaranı
Kırılmamalısın yokluğuna
Örneğin; bir sigara seni elinden tutar
Karşıdan karşıya geçirir
Diğeri kan kuyularına hapseder döküntü ruhunu
Ben hep hasta olurdum evcilik oyunlarında
Âşıksam aşığım kardeşim sanane!
Bu düzen böyle şahane(!)
On yedisinde kızlar bir yerlerimi mıncıklıyor

Anneme söz verdim
Adam olmaya çabalayacağım
Bir de donsuz gezmeyeceğim meyhanelerde, çayhanelerde
Arap diye bir abimiz var ama çok kral adamdır
Bir leydinin kalbinde beni taksiyle gezdirdi
Nergis topladık bahçesinden, asfalta diktik

Yanıyor cemaat-i deyyus
Yanıyorum
Yanıyor beynimin bakır telleri
Terelelli ayininde mum yakanlar
Yanıyor
Boşluğuma bir pigme tekme atıyor

Hey! Babe!
Kafanın üstünde durmadan kaşınan bir mahlûkat var
Yollarımıza karamayını
Kalplerimize kaldırımlar döşedik
Yoldan yürümesin diye sevdamız
Maazallah bir kamyon gelir aniden ruhumuza çarpar
Kırılır demir
Cam kendini çoğaltır

Aynada organlarını görebilen bir adam tanımıştım
Karaciğeri sünger gibi içiyordu
Bir gün benim şerefime kadeh kaldırdı
Ben o gün bugündür ağzımı açmadım
Cuma namazlarına gittim
Tanrıya serenat yaptım
Penceresini örttü, ışığını söndürdü
Yazgıda ölmek de var
Hangi denyo ödeyecek bütün bu hesabı?


Geçerken oralarına da uğradım
Bülbül idim gülünü kokladım
Sanırım aramızda morcivert bir yarık oluşuyor
Sonra dokunamıyoruz şeylerimize
Hiç köprülü bir nehrin iki yakasından göz göze bakıyoruz
Sen dem kokan ellerinle selamlıyorsun büstümü
Ben cam parçaları akan nehre dalıyorum
Kahretsin!
İnsan kanayarak da yüzebiliyor

Beton kentin havai güzeli
Beni el arabasıyla gezdir
Gül arabasıyla düzdür
Kahretsin!
Bir lobunu daha çaldırmışım beynimin
Sahi, bugün günlerden ne?
Bu dikdörtgen aşktan çok şey öğrendim

Vakit geldi beyler
Odalara dağılalım
Herkes kendi kemirgenini kemirsin
Kendi mezarını kazsın
Kahretsin!
Yavşak olmayı bir türlü öğrenemedim

Şiiri Özlüyorum Dergisi

İCRA
Sancağımı yerin dibinde çektim
Mümtaz uyanmasın
O uyanırsa kedi uyanır
Kedi uyanırsa fena

Gittin bari icracı gönderme
Kalbimde sana ait eşya kalmadı
Mümtaz’ı al götür, temiz çocuktur
Kedi bende kalsın
Konuşacak kimsem yok
Söylenecek her şey söylendi
Sözlükte küfür kalmadı

Televizyonun tüpü bitti
Bir işine yaramaz
Dolap tam takır ama peynir var beyaz
Onu da al götür
Bu iş bitsin

Gittin
Mümtazla aram açıldı
Kedi desen, hasta, titriyor
Sigaradan değil
Yokluğundan öksürüyorum
Ev mi?
Dört yanı ağlama duvarı

Kuponla nevresim almıştık
Hani güllü, serçeli
Ananın gözü kalmışmış
Onu da al götür
Bu iş bitsin

Gittin
Arkandan tuz ruhu döktüm
Bileklerimi kanattım
Mümtaz mı?
Matematiği üçmüş orta sınıfta
Haftada ikiden ayda sekiz kere beni aldattın
Yandığım ne biliyor musun?
Yok! Kedi değil
O zaten hasta

Geriye bir tek tüfeği bıraktın

Mümtaz mı?
Mümtaz uyanmasın!

*  Sevgili Onur Sakarya’nın izniyle yayınlanmıştır.

4 Mart 2012 Pazar


GÖKBEN DERVİŞ
(25 Nisan 1986, İzmir - )


       İzmir Karşıyaka Lisesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı’nı bitirdi (2010). İstanbul’da yaşıyor.
       Ana Yüreği ve Farklı Desenler adlı dizide ve Yabancı adlı filmde oynadı. Temren dergisinin yayın kurulundadır.
       Şiirleri, yazıları ve söyleşileri Akatalpa, Akköy, Alaz, Denizsuyukasesi, Dize, Eliz Edebiyat, Hayâl, Karakalem, Kurşun Kalem, Mühür, Papirüs, Sincan İstasyonu, Şiirsaati, Şiiri Özlüyorum, Temren, Varlık, Yazılıkaya vb. gibi dergilerde yayımlandı.
       Ödülleri: Mordoğan Belediyesi tarafından düzenlenen “Denize Dizeler” şiir yarışmasında “İç İçe Binlerce Deniz” adlı şiiriyle birincilik ödülünü aldı (Ödülü Muzaffer Kale’nin “Denizleme” adlı şiiriyle paylaştı). “Yalnızlık Manifestosu” adlı dosyasıyla 2010 Homeros Şiir Yarışması Kemal Özer Şiir Ödülü’nde birincilik ödülünü aldı (ödülü Seyyidhan Kömürcü ile paylaştı). Aynı dosya 2010 Memet Fuat Genç Şiir Ödülü’nde övgüye değer bulundu. “Kabuk” adlı dosyasıyla 2011 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nde Jüri Özel Ödülü’nü Murat Çakır’ın “oto’turkiye” adlı dosyası ile paylaştı.

KARŞI

kutsal nehirde harmanlanan kül
iç ceplerinde gizler sıkıntının koyusunu

vuruşursunuz ezilen bir halkın halayıyla
o an yasaklı bir dil sökülür kumaşından
bebekler ninnisiz büyütülür
eskiciye verilme korkusu olur çocukluk
hep ağıttır
inattır, dağların saklısında yeşerir direniş çiçeği

irin dolu bir yazdan silkinirim
sökülmemiş tek tırnağım kalır cesur
direngen bir amazonun attığı oktur
ağzınız çürük konuşur, uykunuz çürük
dünyalı olmanın kılavuzu gibi dolaşırım meydanlarda
sakıncalı bir bildiriyim karalanmış
daha kucaklamadan yaşamı şöylece ağız dolusu
taşlanmış bir köyüm mağarasında sancılar

ya az sonra ölecekmiş gibi yaparsa zaman
ah! gökyüzü ya reddederse bizi evlatlıktan

paranoya tırmalar durur duvarları

dağınık kaldım yüzünüzden, şahlanan ellerinizden
hiç anlamı olsun diye sade
ayakkabısız çıktım yola
arafla hoşlaşmadık pek
kanım fokurdamadı metalden aşklarınıza
bozuk duygularınızın tadına baktım en fazla

anlamı olsun diye yırttım yazın şımarıklığını
kahkahasını paranın dümdüz ettim
çakma sarışınlarınızı kışkışladım ovamdan
oğlanlarınızın çiki çiki saçlarına, ah!
kullanım tarihi geçmiş girinti çıkıntılarınızla
yuvarlanıp duruyorsunuz öylece
sıkıldıkça deri değiştiriyorsunuz
dibiniz, çalınız ne hoş
kan kaybediyor güneşiniz sallamıyorsunuz

sizi gidi rakı masasında balıklar!

bu sırrı al yastık altında sakla:
yoktunuz aslında

düzende dikiş tutturmadım
göğsünüze işlenmedim rengarenk, ne iyi

YABANCILAŞMA

yok sayıyor gök gürültüsünü kimse bilmedi
birden kovuluyoruz dünyadan
dip dibeyiz, ama uzaktayız insana
cilalı korkular büyütüyoruz
toplu katliamların göbek taşında

herkeste bir travmadır gidiyor
afyon kokuyor odalar
gizli bir özne daha çekiliyor yaşamdan
ulak, öldürüyor sözü yol kenarında

daha dağınık kaldırımlar, akarsu susmuş
celladın tırnak aralarında çokça ölü
her masal biçiyor gövdemizi
içeriden bakıyoruz evrenin karanlığına

tanrı epeydir yatalak
beklemek ne kalabalık
kapkara bir yırtılma şimdi yalnızlık

sonra: saçma

KARA SARI MUTLULUK

içi geçmiş bir bahar yürüyor üstümüze
zulada ne var:
bitimsiz boşluk, katledilmiş çocuk bakışı
grotesk bir tanrının şuh kahkahası
uçmayı unutmuş balonun sönerkenki son sözü

kurşun soğukluğuna bürünmeden önceydi
savaşın gri bulantısı daha ağrıtmazkendi anıları
ters yüz edilen, dalı doğuştan kırık bir papatyanın
son arzusu kokmak ve ince boynunu salındırmak değilkendi zaman

dişleri sökülmemişti insanlığın henüz
mutluluk çimen yeşiline çalıyordu
(susku)

ansızın çaresizleşti akrep ateşin karşısında
gökyüzü devrederken mavisini
şöyle boylu boyunca kendi dilini kesti dünya

bak, anılarını anlatıp anlatıp böbürleniyor tanklar
utançsızca havasını atıyor kuşlara savaşkan uçaklar

uzun hava bir acının cılk yarasına geçirmiştik tırnaklarımızı
yeni yeni söküyorduk yosun tutmayı
göğüs kafesimizde tiz sesli tragedyalar
ağaçlar gölgesini toplarken tepemizden
bir yaprağın solgunluğuyla titreşirdik karşılıklı

(uzun susku)
az ötede canıyla cebelleşiyor umut
mutluluk; kara sarı!

* Sevgili Gökben Derviş’in izniyle yayınlanmıştır.

28 Şubat 2012 Salı


SİDAR SİNAN ÖZMEN
(9 Eylül 1980, Ankara - )


       İlk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladı. 1997 yılında Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde 1 yıl eğitim gördükten sonra 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçti. 2003 yılında mezun oldu. 2004 yılından itibaren 5 yıl Ankara’da avukatlık yaptıktan sonra İstanbul’a yerleşti.
       2004 yılından bu yana şiirleri, öyküleri, denemeleri ve röportajları Arkadaş, Artefact, Ekin Sanat, Kalem, Karakalem, Koridor, Mor Taka, Nikbinlik, Paspatur  vb. gibi dergilerde yayımlandı. Bir süre Koridor Kültür Sanat Edebiyat dergisinin yayın kurulu üyeliğini yürüttü.
Ödülleri: “Kedi Gülüşlü Babalar” adlı kitabı Karşıyaka Belediyesi’nin düzenlediği  Arif Damar anısına düzenlenen Homeros Ödülleri 2011 Arif Damar Şiir Ödülü’nde üçüncülük ödülünü aldı (Ödülü Muammer Can’ın “Ceriham” adlı dosyası ile paylaştı).
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Kedi Gülüşlü Babalar (2010, Hayal Yayınları, Ank., 120 s.)