31 Ağustos 2017 Perşembe

NİHAD SAMİ BANARLI




(18 Nisan 1907, İstanbul - 13 Ağustos 1974, İstanbul)


      Edebiyat târihçisi, yazar, şâir ve edebiyat öğretmeni. "Somyarkın" olan soyadını Banarlı olarak değiştirdi. Ayrıca Emin Bayraktaroğlu imzasını da kullandı. Nihad Sâmi Bey, Bayrakdarzâdeler nâmıyla tanınan Trabzon’un köklü bir ailesine mensuptur. Bu nam, ceddinin Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon seferinde bayrakdarlığını yapmasından ileri gelmektedir.   Nihad Sâmi Bey’in babasının babası Emin Hilmi Bey, 1293’te İstanbul’da toplanan ilk Osmanlı Meclis-i Mebûsânında Trabzon mebûsu olmuş, ayrıca Matbaa-ı Bahriye Nazırlığı vazifesinde bulunmuştur. Babası İlyas Sâmi Bey ise Trabzon Merkez Mutasarrıflığı Tahrirât Müdürlüğü, İstanbul İdare-i Mahsûsa Tahrirât Başkâtipliği gibi vazifelerden sonra 1892 yılında Bitlis Vilâyeti mektupçuluğuna tayin edilmiştir. Bundan sonra İşkodra, Kastamonu, Diyarbekir, Musul vilâyeti mektupçuluklarında bulunmuş ve 1900 yılında Süleymaniye Mutasarrıflığına getirilmiştir. Annesi ise yine köklü bir aileye mensup olan Hâfize Nâdire Hanımdır. ilk tahsilini Fatih Sultan Mehmet Vakfı Sıbyan mektebinde, daha sonra Gelenbevi ve Mercan idadisinde yaptı. Lisenin ilk sınıflarını Vefâ Sultanîsi’nde okudu. Son sınıfta İstiklâl Lisesi’ne geçti ve oradan mezun oldu. Yüksek Muallim Mektebi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930). Aynı yıl Edime Lisesi'nde göreve başladı. Sonra Kabataş Lisesi ve Galatasaray Lisesi'nde (1943) edebiyat öğretmenliği yaptı. 1946 yılında İstanbul Erkek Öğretmen Okulu'na atandı. Özel Işık ve Şişli Terakki liselerinde ders verdi. 1947 yılında İstanbul Eğitim Enstitüsü yanı sıra 1950 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nda çalıştı. 1959-1962 yılları arası İslami Türk edebiyatı dersleri verdi. 1957 yılında Yüksek Öğretmen Okulu müdürlüğüne getirildi. 1969 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Öğretmenlik yaparken birçok kuruluşta ek görev aldı.
       1953 yılında kurulan İstanbul Fetih Cemiyeti’ne girdi. Bu kuruluşa bağlı olan İstanbul Enstitüsü’ne müdür oldu.1958 yılında Yahyâ Kemal Enstitüsü yayın işlerini yürüttü. Millî Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser ve Çağdaş Türk Yazarları Komisyonlarına üye ve başkan seçildi. 1970 yılında kurulan Kubbealtı Akademisi’ne Edebiyat Kolu Başkanı ve Akademi Dergisi Müdürü oldu.
       Edebiyata ortaokul öğrenciliği yıllarında heceyle ve aruzla yazdığı şiirlerle ilgi duydu. Oyun ve öykü denemeleri yaptı. Kızıl Çağlayan ve Yuvanın Şarkısı adlı manzum piyesleri MEB'in açtığı yarışmayı kazandı, Bakanlık yayınlan arasında kitaplaştı (1933). Ayrıca Kızıl Çağlayan (Bu Vatan Bizimdir adıyla, yön. N. Saydam, 1958) film yapıldı. İlk yazıları Edirne Halkevi' nin çıkardığı Altıok dergisiyle görev yaptığı lise ve öğretmen okullarındaki dergilerde basıldı. İstanbul'da Orhun, Ötüken, Atsız'da yazdı. 1940 sonrası Sedat Simavi'nin Yedigün dergisinde edebiyat sayfasını yönetti. Hürriyet'te "Edebi Sohbetler" başlığında yazılar yayımladı (1948). Liseler için hazırladığı edebiyat ders kitaplarıyla tanındı. Meydan dergisinde edebiyat söyleşileri yazdı: Yahya Kemal Enstitüsü kurucularından olan Baharlı, şairin eserlerini on üç kitapta bir araya getirdi.
       Vefâtından sonra çeşitli gazete ve dergilerdeki yazıları Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı tarafından kitap halinde yayınlanmıştır.
Yapıtları:
       Romanları: 
& Bir Güzelliğin Romanı (Hürriyet gazetesinde tefrika)
      Araştırma, İnceleme Kitapları:
& Dasitan'i Tevarih'i Müluk'i Ali Osman ve Cemşid ve Hurşid Mesnevisi (Ahmedi) (1939)
& Edebi Bilgiler (1940)
& Türkçe'nin Sırları (1940, 1971)
& Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (2 cilt, 1948-1975-1979)
& Şiir ve Edebiyat Sohbetleri (3 cilt, 1951-1954)
& Metinlerle Edebi Bilgiler (3 cilt, 1950-1960)
& Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı (Lise I-II-III, 1955-1960)
& Yahya Kemal Yaşarken (1959)
& Yahya Kemal'in Hatıraları (1960)
& Namık Kemal ve Türk Osmanlı Milliyetçiliği
& Büyük Nazireler Mevlid ve Mevlid'de Milli Çizgiler
& Başlangıçtan Tanzimata Kadar Türk Edebiyatı Tarihi
& Fatih'in Zafer Sırları
& Yahya Kemal Bir Dağdan Bir Dağa (1984, Kubbealtı Neşriyatı, İst.)
& Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri (1984, Kubbealtı Neşriyatı, İst.)
& Süleyman Çelebi'den Mehmed Akif'e Kültür Köprüsü (1985, Kubbealtı Neşriyatı, İst.; 2006, Leman, 304 s.)
& İstanbul'a Dair (1986; 2008, Kubbealtı Neşriyatı, İst., 248 s.)
& Edebiyat Sohbetleri (1995, Kubbealtı Neşriyatı, İst., 524 s.)
& İman ve Yaşama Üslubu (2008, Kubbealtı Neşriyatı, İst.)
& Kitaplar ve Portreler (2009, Kubbealtı Neşriyatı, İst., 432 s.)
       Tiyatro:
& Kızılçağlayan (manzum piyes,1933)

& Bir Yuvanın Şarkısı (manzum piyes, 1933)   

30 Ağustos 2017 Çarşamba

ERTUĞRUL ERKAN



       İstanbul’da yaşıyor.
       Şiirleri, Akatalpa vb. gibi dergilerde yayımlandı.
     
Şiirlerinden Seçmeler:

MONA’ NIN KADEHİ

                                                    Zeynep Ergen’ e

Eski mitolojilerde dolanan bir ruhtur:
Mona’ nın kadehi.
Gül nektarı tanrıların, zakkum zehrine karıştığı
yegâne yaşama sebebi.

Zakkumların ve tanrıların kadehleri
masmavi, bilinen gerçek ki tokuşup sızdıracakları.
Ağlayıp boyarsa geriye kalan ölümsüz
nektardır. Oturulmuş masanın etrafı karanlık,
bütün kadehleri zehirle dolduranları izler.
Aynı sofrada bir söz dolanır
ayağıma: kendi inancıma dönük tüm bekleyişler
selam ederim uzunluğunuza, beklenilmeyen her şey
tuzu çoğaltır vücutta. Bütün gökyüzleri
gibidir zakkum; kendi hapishanesinde büyüyen tanrımın,
hayallerinden sızandır. İlk görüşte garipsenir aşk:
“böylesi büyüyü yadırgayanlar bilinir” elindeki kılıcın
yansımasında, gidilir de en kötüsü sevilir.
Neden?

Gelmiş-gidilmiş-kimmiş, kapı çalındığında,
-hayır değilmiş, beni ve kendi ilmiğimi yakan,
her yeni sarhoşluk bir yoldan dönüş gibiymiş.
Tüm tanrıların yüzü kızarıkken bizi biz yapan,
bir duman gibi ayıran aşkları, yüzmeliyiz,
ayrılıklardır her şeyin ardında kalan. Bölüşük utançlar,
insan utanmaktan başka neye yarar? Zakkumların akıttığı zehri
içen tanrıysa, ölüm kimden yana ağlar! Meydanlarda bağıran
türlü türlü şaklabanlar.
    
Defnedir her kesik perdenin yırtılışı.
Tanrılar ve daha fazla zakkumun kökü gibi,
kutsaldır sevginin bilinen kucaklar arayışı.
Aynı tarihte şu notu düştüler: “Bugün bir şey olmadı.”
Olmayan
tıkar yolu, yol tıkanır zamanla. Zamanı boşaltmak gerek.
Tanrılar ağlıyor, ağlayan kadından korkarım. Bir kış gecesidir
zakkum çiçeği,
ki ben o geceyi hiç unutmadım.
Zakkumlar kanıyor zeus, ra, odin,
sizlere ihtiyacı var aşkların.

Tersine göç eder mi kuşlar? Salkım göğe döner:
“ey kişisi en büyük tanrının!” Gelişlerin güllere benzer.
Her gülün dikeni vardır, kanına temas eden. Tanrılar,
zakkumlar ve ben
içerlerken sızdırır kanını güle, kadehlerini tokuşturur: şrakkk!
sevgin masmavi uzanıyor göklere, gökyüzünü öğreten
tanrımsın sen,
aynı mutluluğu tattıran bu gizli aşkla;

Atlas, atlas!
Mona -sanırım- âşık oldu bana!


Akatalpa, Sayı: 145, Ocak 2012

İLKNUR AKTULAN


(1992 - )


       Şişli Anadolu Lisesi ve İstanbul Universitesi'nde Psychology okudu
       Şiirleri ve çevirileri Akatalpa, Libido vb. gibi dergilerde yayımlandı.

Şiirlerinden Seçmeler:

MÜHİM

Moda'nın oğlu bir türlü askerden dönememiş çingenesi
Güllerin altında kara sıcak busesi ve ne kadar saçmalık varsa
Hatırlatırsa yitirdiklerimi
Bir çakmak ya da hani kuş tüyü yastıklarım
Yine ne kadar saçmalık varsa

Oğlumu askere göndermiş gibi bitkinim bu akşam
Oğlan hayırsız olur, kızım olmalı zaten benim
Kıvırcık saçlarında dört bir yanın denizi, tadımlık
Ya da Balat'ın görmüş geçirmiş çingenelerinin gül bozması
elleri
Ellerinin altında kara, kapkara veletleri
Görmüş kadar olsam seni
Galata'nın etekleri ya da bir müphem Kadıköy

Dinime küfretmiş gibi hırçın dilim bu akşam
Bu akşam susmalıyız zaten
Gözlerimizde esir bülbüller şakımalı
Oğlumun tezkeresi gelmeli tam da şu saat
Dumanına boğulmalı bir mahalle başımdaki yangının
Ortaköy'ün parası iki cıgaraya yetmeyen çingenesi
Falımda kızımı görmeli üç vakte kadar
Hanımefendi Feride ya da Beyoğlu fahişesi

Tükürdüğümün güllerini koparıversek kokmasalar artık
Söküversek yaldızlarını oturup ebemkuşağının
Bir matemi sahiplenmiş gibi içliyim ya bu akşam
Adını soruyorlar oğlumun
Kim diyeyim
Kim desem ölüm susar?

Akatalpa, Sayı: 145, Ocak 2012

VELEV Kİ

Öyle bir şehirdeyiz yine
Hafifmeşrep kadınlarıyla kahve köşelerinde
Bir adam çiçek suluyor, yağmurun işi yok
Buyur ediyorsun avuçlarına yağmur sonralarını
Payımıza düştüğü kadar ıslanıyoruz
Akşamüstü bozgunları, hepyekler bir de ben
Aklımın ortasına kadar ıslanıyoruz

Öyle bir şehirdeyiz aslı astarı yok
Kapı önlerine kadar çıplak çöp tenekelerine
Bakma muhabbetine doyulmuyor sokak lambalarının
Düpedüz alışığız yine de
Tomurcuklanmış kaldırımların tümsekleri düşüyoruz
Parmaklarının ucuna kadar kan tırnaklarına
Yerimi yadırgıyorum üstümde en paslı gökyüzü

Tam bu saatlerde en güzel bahçesindeyiz şehrin
Adına leke sürülmüş tüm çiçekleri göğsüme takıyorum
Tanrıdan bir gün daha diler gibi
Soysuzluğumuz gibi
Ellerinin arasında dört nala doğruluyorum
Kuşlar kahraman sonra bir de balıkçı tekneleri
Yüzünün ortasına kadar onları görüyorum

Basmakalıp köprülerden sarkıyoruz giderayak
İtfaiyeler, sarhoş naraları, boşvermişlikler yok
Evladiyelik bir iki sakalsız baş bulsam
Bağrıma bastırıyorum öyle ya
Seviyorsam seni boylu boyunca
Şehrin ışıkları yanıyor evvela ardından telefon kulübeleri
Kuytularda boyuna çocuklara rastlıyorum


Akatalpa, Sayı: 147, Mart 2012

24 Ağustos 2017 Perşembe

MEHMET TAPLAMACI


(1947, Şanlıurfa - )


Şiirlerinden Seçmeler:

BIRAKSAN AĞLAYACAKTI GÖZLERİM

Bıraksan,
ağlayacaktım, yıldız gecelerinde
yalnızlığın resmini çizdim
güzelliğini gecenin
geçmeden at başı zaman
gülüşlerine dokunarak sevmenin
Yağan yağmurlarda
ıslanmak gün boyu sırılsıklam
sarmak bir ağaç gövdesini
gözyaşların da
konuşmadan dillerin
Siyah beyaz türküler
akşamları düşer yüreğime
kırık aynalarda susar gözlerin
ay iner yüreğime bu gece
bıraksan ağlayacaktım gizlice

KANAYACAK ELLERİM KELEPÇEDE

Vurulur yüreğim
mayın tarlalarında param parça
zengin sofrasında yoksulluğum
uykularım kelepçeli ranzalarda

Havada dönen kuşlarla
sırtımdan vurulurum
yolu yokuş bir kentin sokaklarında
yalnızlığım türkü tutturur

Ağlar gözlerin durmadan
ağrına dayanmaz gözlerinde kurur
eskiyen resimlerde susar zaman
sen umutları işlersin yüreğime

Tutsak bir sevda zincirli
hüzünlü şiirlerimde
yalın ayak ve çıplak
zorlama yüreğimi sende kanayacak

Çeyiz sandığında bıraktığım yemini
sararken kaderimi yoksul ellerime
yüreğimde seni düşünürken gözlerim
kanayacak ellerim kelepçede

TUTUP SAÇLARINI GECENİN

Önümdeki kışı ısıtıyorum
tandır kurarak
çalıyorum uykularını babamın
cam dolaplara saklanıp

Yağmur düşüyor ıslık çalarak
toprak damlara
mertekleri çatırdıyor yüreğimin
dam loğlatanlara

Durup izlesem düşlerimi
küçük mutlulukları gazetelerde
yalnızlığımı bırakıyorum pirinaların gözlerinde
gölgesinde korkuların

Tutup saçlarını gecenin
yaslanarak güneşe
önümdeki kışı ısıtıyorum

YÜREK ATIŞI AKŞAMLARIN

Silik bir resmin
çocukluğu
oturur yüreğimin ortasına

vurulur devrim türküleri
akan su başlarında
sürmene bıcağıdır yılan dili

Kan tutmaz gözlerinde
ağlarken gül kurusu sabahlar
her yürek atışında

Dökülür her oğula
anaların durmaz gözyaşı
ezbere bilir korkuları

Saklar Hazirana yürek atışını
her gecenin çıplaklıgında

mumlarını yakarım korkuların

MEHMET ADİL OYMAK



(20 Mayıs 1955, Şanlıurfa - )


       Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve İslami Türk Edebiyatı dersleri verdi. Ankara’da yaşıyor.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Leyla ve Mecnun - “Garip Kitap” (1994, Harran Yayınları, Şanlıurfa)
& Leyla Ve Mecnun (Harran Yayınları, Şanlıurfa)
& Senden Gayrısına Elveda (2015, Harf Yayınları, 103 s.)
Şiirlerinden Seçmeler:

AĞLAMA ÇOCUK

Çocuk yürekler
Acı yeri değildir
Yeri değildir
Gözler nemin

Ne olur ağlamasın çocuklar
Titremesin zemin

Çocuk yumruğu
Sevgiye sıkılır
Ellerindeki Sevgisidir annenin

Ne olur ağlamasın çocuklar
İçi kararmasın annenin

Yılana çiyana bile
Gülücük dağıtır çocuk
Oyuncaktır ona
Tebessüm dağıtır çocuk

Ne olur ağlamasın çocuklar
Ne olur ağlama çocuk

Ağlama çocuk

ANNE

Coşkun bir sevgi pınarı
Akıtır akıtır anne
Bulunmasın diye kötü  yavru
Dünyayı arıtır anne

Yüreğini mum diye yakar
Eritir eritir anne
Çökmesin diye karanlık
Güneşe diretir anne

Yavrunun kolu kanadı
Varlıkların özüdür anne
Her dilin ilk öğrenilen

En güzel sözüdür anne

BURAK KARA


(1994, İstanbul - )


       Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde okuyor. Erasmus programını Polonya’da tamamladı. ‘Muhakeme’ adlı bir tiyatro oyununun çalışmasını sürdürüyor.
      Ödülleri: ‘Kahverengi’ adlı dosyası Varlık dergisinin düzenlediği ‘2016 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde ‘dikkate değer’ bulundu.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Dakik Kalpler (2015, Cinius  Yayınları, İst.)
& Kahverengi (2017, Komşu Yayınları, Yasakmeyve Şiir Dizisi, İst., 48 s.)
       Çevirileri:

& Robert Charles Wilson, Dönüş (2017, İthaki Yayınları, İst.)

EMRULLAH ALP



(24 Aralık 1988, İstanbul - )


 
       Aslen Mardinli. İlkokul ve lise yılları İstanbul’un Avcılar semtinde geçti. 2008 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı’ndan mezun oldu, daha sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi.
       Birçok dergide şiirleri yayımlandı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& İçimden Hiçime (2013, Sokak Kitapları Yayınları)
& Kekeme Kırıntı (2017, Komşu Yayınları, Yasakmeyve Şiir Dizisi, İst., 88 s.)

Şiirlerinden Seçmeler:

YİNE

Bir uçurum tanıyorum
Çoğu zaman ve bugün
Kendimi içine itiyorum.
Bu hiç geçmiyor, virgüllerin hepsini topla.

Bir uçurum yaratıyorum
Yaptıklarım ve anılar
Kendimi içine itiyorum
Bu hiç geçmiyor, noktaların hepsini topla.

Bir uçuruma atlıyorum
Kahverengi kokuyor, utanıyorum
Siyahtan korkuyorum
Bu hiç geçmiyor, ışıkların hepsini topla.

Hangi harfe başlasam uzuyorum
İçimden gitmek zikirleri çekiyorum,
Geliyorum.
Bu hiç geçmiyor, tekrarlıyorum.

Bildiklerimi sana anlatıyorum
Bunları değil,
saklıyorum.
Bu hiç geçmiyor, başa alıyorum       

Bir uçurum buluyor, atlıyorum.