21 Ekim 2007 Pazar

Seni Unutmadık




















SENİ UNUTMADIK

Yarın, aramızdan ayrılalı bir yıl oluyor. Seni hiçbir an unutmadık, unutmayacağız. Eşinin, kızların, torunlarının ve tüm sevenlerinin selamları var. Sana ve babama uzun bir mektup yazmayı düşünüyorum. Bakalım o mektubu yazmayı becerebilecek miyim? Bilmiyorum… Bilemiyorum… Tek bildiğim var o da seni çok sevdiğimiz ve seni hiç unutamadığımız…


21 Ekim 2007 / Pazar / Antalya


Şükrü Kırkağaç

Hüseyin Alemdar Vakti / Onur Caymaz


Hüseyin Alemdar Vakti

Demek ki her zaman şiirlerden konuşmuşuz. Bunu hatırlayabiliyorum. Bunca zamandan, insandan sonra elimde kalan birkaç kitap, birkaç ithaf sayfası ve zaman zaman birçok yerde, birçok kere aklıma takılan, dilimin ucuna düşüveren, kalbimi çelen dizeler hep... Ne diyordu Cansever; Ne çok insan sevdim/ unuttum sonra da...

Demek ki sabah. Kalktım perdeyi araladım, bir kadın uykudadır, bir çocuk uykuda, çay suyunu koymadım henüz, son ışıklar titrek, Sinema Kitabı'nı bana imzaladığı tarihe bakıyorum. Nasıl da eski. 24 Kasım 2000. Bir ithaf, "Cankardeşim Onur Caymaz'a. Yakamı kesen siyah beyaz sinemaların klaket sesiyle, Merhaba!" İhtimal, Beyoğlu'nda imzalamıştır. Yer yazmıyor. Kitabın ikinci sayfasında bir alınlık, "Bitmiyor nedense başlayan hiçbir film/ ne yapsam içimde o eski sinemalar" Attila İlhan. Bu kadar zaman geçiyor aradan, bu kez adı Attila İlhan ustamızla beraber anılıyor Türk şiirinin pek kadri bilinmemiş Hüseyin ağbisinin. O yıla geri dönüyorum. 2000 Nisan'ında askere gitmek üzereyim. Bir akşam, şu Beyoğlu'nda Veli Bar'da yapılan küçük İskender'in şiir akşamlarına gitsem ne olur diye düşünüyorum. Bir yandan da şiirin akşamı sabahı olur mu be adam diyorum kendi kendime. Elimde titrek üç beş şiirim. Bir tanesini çıkıp okuyorum. Bitiyor şiir. Aklımda içi yeşil çamaşırlarla dolu asker bavulum. Yarın öbür gün gideceğim. Oysa orada gecenin bir saatinde şiir okumaktayım. Tam ben yerime geçerken, 'Merhaba. oturmaz mısınız' diyor... Tanışma bu kadar. Birkaç kelime. Cebimde bekleyip duran badem şekerlerinden birkaçını ikram ediyorum. 'Şiirlerinizi çok sevdim' diyor. Dosyamdan okumuştum, diyorum. Adını söylüyor. O ayın Varlık dergisinde bir şiiri olmalı, enikonu heyecanlanıyorum. Gerçek bir şairle birlikteyim. Sonra İskender de geliyor masaya. Eve gidip dergiye bakacağım. Derginin arkasında Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünün ilanını göreceğim. Askere gitmeme bir gün kala dosyayı yarışmaya gönderip Van Erciş yolunu tutacağım.

Askerdeyken bir gün kışlaya telefon gelecek. Heyecanla koşacağım kulübeye kimdir acaba diye? Annem beni Engin Turgut diye birinin aradığından, bir yarışma kazandığımdan bahsedecek. İnanılmaz bir sevinç, kitabımı basacaklarmış.

Demek ki Hera Yayınları'nı çok az kişi bilir. Hera Yayınları Türk şiirinin en incelikli, en güzel yayınevlerinden biridir. (altılı oynamışım Hera gelmemiş karımı öpememişim/ bir haftada üç banka batmış kızıma haftalık verememişim/ yumruk yumruğa gelmişiz chat yüzünden) Bembeyaz kapakları vardır. Her kitabın kapağında şairinin kendi seçtiği bir fotoğraf durup durur öylece. Çok uzaklardan bakar okura. Hera, sadece şiir kitapları basar. Hani bugün bir çok yayınevinin imkanları da varken yapmaya pek gönül indirmediği bir iş... Herkesin şair olduğu memleketimizde hiç satmayan şiir kitapları hani. Sonra Hera Yayınları'nın logosunda Hera kelimesi mor harflerle yazar. Şiirlerinde en çok mor rengi kullanır çünkü Alemdar (yaşadığım şehir ara sokaklarına değin mor soğuk) (hani, bir de mor düşken düşmek var ya) Hera Yayınları'nın her şeyidir ayrıca Alemdar. Dağıtımcısı, dizgicisi, muhasebecisi, düzeltmeni. Yazımı kitaplığınızın yakınlarında bir yerde okuyorsanız ve bir Hera kitabınız varsa kalkıp bakın. Dizgi: Serap Kırılmış yazar iç kapakta. Kimdir acaba bu Serap Kırılmış diye düşünen olmuş mudur hiç? Alemdar'ın ta kendisi... Çünkü hayatla aramda kırgın bir perde var demiştir bir şiirinde.

Askerden dönmüşüm. Beyoğlu ışık ışık. Bir kitabım var artık, hikâyeler yazıyorum yeniden, İhsan Tevfik Silivri'de Çıkın dergisini çıkarıyor, Yılmaz Arslan Bahçelievler'de Poetikus'u. Görsel şiir girmemiş henüz hayatımıza, Attila İlhan'ın ne kadar 'önemsiz' olduğundan dem vuran büyük edebiyatçılar susuyorlar daha, trenler gelip gidiyor Haydarpaşa'ya, Gar meyhanesinde Cemal Süreya'nın oturduğu masaya geçiyorum, düşler içinde... Ahmet Erhan iniyor trenlerin birinden, Beyoğlu'nda şairlerin hiç gitmediği bir koltuk meyhanesinde, onunla tanıştırıyor beni Alemdar; Hera Yayınları'na gidiyoruz yani bürosuna; dışarda kar var yine. Küçük bir yer. Duvarlar baştan aşağı eski filmlerden kopmuş resimler, afişler. Bir tencerede akşam yemeği kaynıyor. Sadri Alışık Sokak gri. Bana tanıdığı insanlardan bahsediyor, şiirlerden. Demek ki gitgide iki iyi arkadaşız Türk şiirinin Hüseyin ağbisiyle. (biliyorum, yakamdaki beyaz gül yırtık/ biliyorum, sinemalarla kandırdım hayatımı)
Şiirin güzellik ölçüleri
Resimlerden birisi Orhon Arıburnu'nun resmi. Lalelim, Laleli'de oturur/ Laleli lale kokar lalelimden/ Laleli'den geçilir/ lalelimden geçilmez... Arıburnu'nun şiiriydi değil mi? Askerdeyken kazandığım bu yarışmanın nasıl da zorluklarla hazırlandığını düşünüyorum. Ben askerdeyken... Kışlanın en ucunda, Tendürek Dağı'nın eteğinde bir tabur vardı. Yemekleri sevmediğim zaman oraya giderdim. Çok güzel karışık tost yaparlardı. Oturup tostumu yerken duvarlardaki resimlere takılırdı hep gözüm. Delice güzel renkler... İçim açılırdı evime çok uzak Van'ın Erciş ilçesinde. O resimleri yapan kişinin, sonraki yıl Orhon Murat Arıburnu Ödülü'nü Ses Salkımları dosyasıyla kazanan, Hüseyin Peker olduğunu o törende öğreniyorum. Şiir ikimiz arasında zamana karşı bir yol oluyor böylece. Arıburnu ödüllerini nasıl emek harcayarak varettiğinin yakın tanığıyım. Ödül heykelciklerinin yapımı, sponsor firmalar, sahnenin ayarlanması, şiire dokunuşlar arada... (bu şiire yazıldığımda kırkımda bile değildim henüz/ vakitlerden Vefâ vaktiydi renklerden hemrenk vefâ/ vefâ futbolu bir adamdım Arıburnu Ödülleri saflığında/ her şey bir şeye yenilir ya, ben saflığıma yenildim galiba). Kimleri çağırabilirim diye sayıklardı günlerce de kimler son anda gelmekten vazgeçerdi, ben hatırlıyorum. Arıburnu ödülleri, edebiyatımız içinde işlevini en çok yerine getirmiş ödüllerdendir. Bugün Emel İrtem'den, Nilay Özer'den, Soner Demirbaş'tan, Kadir Aydemir'den ve onlar gibi birçoklarından bahsedebiliyorsak bunu biraz da Alemdar'ın emeğine borçluyuz.
Bir şiirin güzel olmasına dair ölçülerle ilgili birçok ustanın zaman zaman verdiği belirli örnekler vardır. Bunlardan biri, altında adı yazmıyor olsa bile şiirin yapısından şairinin kim olduğunu anlamaksa; öteki de şiirden bir dize çekildiğinde anlamın, uyumun, iç sesin bozuluyor olmasıdır. Alemdar şiiri böylesine ölçütleri karşılayan şiirlerin has örneklerindendir. Kendine özgü bir kişiliğe sahiptir bu şiir. Biraz Trabzon'dur mesela (bütün mühim işlerini bırakıp da çıkıp gelse Sunay Akın/ kemençe çalsa Yaşar Miraç, hiç gitmese Hüseyin Haydar/ Kâzım hayatta olsa, Hopa gökbahçe bir yaşamak olsa/ bir Hasan Tunç türküsü tuttursak hep bir ağızdan/ "ben seni sevduğumi dünyalara bildirdum" —/ sen, kararmış karayemiş tadı içimin şiiri şehrim) biraz Beyoğlu'nda gezinir, hep ara sokaklardadır, (bak geldim, loş göğe kör tebeşirle çizdiğimiz Beyoğlu burası!/ Yitikçiler pazar günü güzelliğinde aşka altılı ganyan burda/ :aşktaki en koyu kir insan, insanı en güzel Beyoğlu paklar/ Mis sokak, Büyükparmakkapı, Balıkpazarı, Çiçek Pasajı, Abbas). Biraz kadınlar varsa içinde, mutlaka çocuklar da gülümser okura (Her şey bu dünyaya aittir ait olmak babadır/ babadır dünyanın boynundaki kara fular baba yaşı karadır/ arifesine kül dökülmüş bayramdır babalar çocuklarda).
Demek ki bunca yıl geçmiş aradan. Biz belki kopup gitmiş gibi görünsek de, belki arada bir orada burada küçük selamlarla yetiniyorsak da artık, içimizin en 'mor' yerinde o günlerden kalmış bir Hera aşkı, bir Sadri Alışık Sokak; belki bir Ofsayt Osman güzelliği, bir vefa borcu, bir ağbilik ya da bir kardeşlik kalıvermiştir hep.
Öyle ya, Memet Fuat'ın hep dediği gibi; iyi şiir kötü şiiri kovuyor sonunda. Kutluyoruz şiirimizin incelikli ağbisini...
Nicedir bir ödül, bir isme ilk kez bu kadar yakışıyor.

Radikal Kitap / Sayı: 344 / 19 Ekim 2007 / s: 14
Onur Caymaz

14 Ekim 2007 Pazar

NURETTİN DURMAN


(15 Aralık 1945, Kür (Dikme) Köyü, Bingöl - )


Şair, yazar. Bir şiirini Nuri Bingöllü, bir hikâyesini Ahmet Celayir adıyla yayımladı. Bingöl’de Kürlü Hafız namıyla tanınan müezzin Mansur Efendi ile Gülizar Hanım'ın oğlu. Kızı Gülçin Durman yazar-hikayecidir. Annesini henüz ilkokul ikinci sınıftayken kaybetti. 1957'de Bingöl Sarayiçi İlkokulu'nu bitirdi. Bingöl ve Elazığ’da sayacılık, tuğlacılık, terzilik, kahvecilik, berberlik yaptı. 1961'de bir arkadaşıyla birlikte İstanbul’a geldi. 1968'de Beylerbeyi’nde berber kalfası olarak işe başladı. 1976'da Beylerbeyi’nde kendi işyerini açtı. TYB üyesidir. 1968'den bu yana İstanbul’da yaşıyor; evli, dört çocuk babasıdır..

1990'da arkadaşlarıyla Kardelen dergisini yayınlamaya başladı. 1990-93 yılları arasında dergiyi 36 sayı yayınladı. 1996-99 yılları arasında Düş Çınarı adlı iki aylık edebiyat ürünleri seçkisini çıkardı. 2006 yılı Şubat–Mart sayısıyla yayın hayatına başlayan Lamure dergisinin ilk dört sayı editörlüğünü yaptı. 1994 yılından 2008 Ocak ayına kadar Vakit gazetesi kültür sayfasında haftalık yazılar yazdı. Bir süre Milli Gazete Düşünce sayfasında yazdı.  Kısa bir süre Yeni Söz gazetesinde yazdı. 2012'de Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi ve Üsküdar Belediyesi ''Bir düş yolcusu: Nurettin Durman'' başlığıyla bir gece düzenlendi.   

Şiiri dergilerden kitaplardan öğrendi. İlk şiiri “Leyla’ya” 1964'te Sanat Dünyası dergisinde (15 Ocak 1964, Yıl: 8, Sayı: 190) yayımlandı. Şiir ve şiir kitapları üzerine değini ve eleştiriler yazdı. Şiir, öykü, yazı ve söyleşileri; Ada (Trabzon), Akit, Ardıç, Arkadaşım, Aşiyan, Aşkın e Hali, Ay Vakti, Aykırı, Aylık Dergi, AZ Edebiyat, Beyaz Gemi, Bir Nokta, Bizim Külliye, Bu Meydan, Bugün, Çerağ, Dergâh, Derkenar, Deve, Dil ve Edebiyat, Düşçınarı, E, Edep, Eflatun,  Endülüs, Esmer, Eylül, Fayrap, Genç Doku, Haksöz, Harman, Hece, Hece Öykü, Hisar, İslami Edebiyat, İstanbul Bir Nokta, İtaki, İtibar, İzdiham, Kadın Gazetesi, Kafdağı, Karabatak, Kaşgar, Kayıtlar, Kelime, Kırklar, Kırknar, Kökler, Kuşluk Vakti, Kün, Lamure, Lika, Mavera, Mesel, Milli Gazete, Mor Taka, Muhit, Mühür, Müslüman Genç, Nubihar (Kürtçe), Özülke, Palandöken, Pos-Tel, Sanat Dünyası, Sandal, Sarmaşık, Seviye, Sühan, Şehir ve Kültür, Şiar, Tasfiye, Temrin, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Vakit, Varide, Yedi İklim, Yelpaze, Yeni Devir, Yeni Söz, Yeryüzü vb. dergi, gazete ve eklerinde yayımlandı.

“Şiirleri bir oratoryoya benzer. Soyut ve somut imgelerin tiz ve bas tüm seslerinin katıldığı bahçelerin eksildiği hayatın ilahi tarafa yöneliş oratoryosu.” (Mürsel Sönmez)

“Şiirin son ‘levha’sı ‘ölüm’… Şiire adını veren ‘oyunlar’ın doruk noktadaki sergi alanı. Bir can çekiş anı mı, yoksa bir dirilişin ilk hamlesi mi? Bence ikincisi… Dağlardan alarak, bir güzel yükle yükleniş. Günlük güneşlik seslerden oluşan bir ‘hoş geldin’ sözünün, önce tebessümlerle karşılanışı.

“Sonra… Ölüme bir karşı koyuş. Ama bu farklı bir ‘ölüm’, güzel olan ‘ölüm’ değil. Bir zulmün, bir alçaklık tarihinin, bir kuşatma gücünün ürünü ‘ölüm’ü  öldürümü… Şair ‘sarıkamış’ mazmunuyla sunduğu söz konusu ‘ölümü öldürümü, bir çığlık sedası olarak boşluğa bırakırken, aynı mazmuna (Sarıkamış) güzel bir coğrafyayı da yüklüyor:‘ Sarıkamış oyy Sarıkamış / ölüm ölüm bu karakış’

“Ne demiştik, bir şiir, nasıl da bağlayıveriyor insanı.” (Cevat Akkanat)

Ödül: “Derin Yara” adlı kitabı 2014 yılında ESKADER tarafından “yılın en iyi şiir kitabı” seçildi.  "Haydi Bana Eyvallah", adlı kitabıyla 2019 TYB Yılın Hatıra Kitabı Ödülü'nü aldı.

Yapıtları: Şiir: *Şehrin Üzerindeki Bulutlar, İst.: Kardelen, 1990 *Haziran, İst.: Kardelen, 1991 *Savrulan, İst.: Denge, 1993 *Uzun Beyaz Bir Çığlık, Konya: Esra Sanat, 1995 *Hoşça Kal Hüzünbaz Çocuk, İst.: Beyan, 1998 *Akşam Yedi Suları, Seçme şiirler; İst.: Bir Nokta, 2000 *Güllerin Ardından, İst.: İlke, 2004 *Işık Oyunları, Akis Kitap, 2005 *Kayıp Zaman Atlası, Ank.: Ebabil, 2007 *Salıncakta Sallanan Rüzgâr, (Çocuk şiirleri), İst.: Salıncak, 2007 *Seni Beklerken Cancağızım, İst.: Lamure, 2008 *Gidelim mi Dostum, 2011 *Tijbazi /Işık Oyunları, (Çev.: Hasip Bingöl), Erguvan, 2012 *Derin Yara, İst.: Profil, 2014 *Rüzgârlı Bahçe, (Çocuk şiirleri), İst.: Ahir Zaman, 2016 *Ve Sonra, İst.: İz, 2016 *Özgürlük İçin Bir Şarkı, İst.: Çıra, 2017 *Eylül Şiirleri, İst.: Profil, 2018 *Dünya Kaldı Başıma, İst.: Şule, 2018 *Kim Bilir Belki, İst.: Çıra, 2019 *Şiir Kalır Sonunda – Altmış Yılın Şiirleri, İst.: İz, 2021 *Üzgünüm Vakit Dar, İst.: Çıra, 2021 *Bakarsın Yağmur Yağar, İst.: Muhit, 2022

Deneme, Anı: *Uzun Günlerin Kısa Tarihi, Konya: Esra Sanat, 1998 *Basit Bir Şeymiş Gibi Sanki Yaşamak, İst.: Lamure, 2006 *Gül ile Bülbül Meseli, İst.: Çıra, 2017 Şiirin Kanatları Altında, İst.: Çıra, 2018 *Şiirle Gelen, İst.: Çıra, 2021

Öykü: *Mektebin Bacaları, İst.: İlke, 2007 *Amca Bey Öldü, İst.: İz, 2017 

Anı: *Öksüz Çocuklar Galerisi, Artus Kitap, 2007 *Beylerbeyi Günlükleri, İst.: Beyan, 2017  *Haydi Bana Eyvallah, İst.: Beyan, 2019

Derleme: *40 Hadis 40 Yazar, İst.: Ares, 2013 *Esmaül Hüsna - 99 Yazar 99 İsim, İst.: Çıra, 2017 

Söyleşi: Yazmak ve Yaşamak- Söyleşiler, İst.: Az Kitap, 2014 *Yazmak ve Yaşamak- Söyleşiler II. Kitap, İst.: Az Kitap, 2016

Antoloji: *Filistin Şiirleri Antolojisi, Anka, 2001 *Red Şiirleri – “Savaşa Hayır” Diyen Şiirler Antolojisi, İst.: Eylül, 2003 *Aşk Şiirleri Antolojisi, İst.: Lamure, 2006 *En Güzel Aşk Şiirleri, İst.: Akis Kitap, 2006

Hakkında Yazılan Kitaplar: Bir Düş Yolcusu Nurettin Durman, (Haz. Özcan Ünlü), İst.: Erguvan, 2012 

Kaynaklar: BF, 19 Ağustos 2022; TBEA, c. 1, 2001 /2010, 352-353; Çetin, Antoloji, c. 3, 42-44; nurettindurman.blogspot.com.tr; Süleyman Çelik, "Biraz Boğaziçi, Biraz Tarih ve Kibar Bir Şair…", Vakit, 26 Eylül 1993; Arif Dülger, "Bir Şiir, İki Kitap", Vakit, 22 Aralık 1993; Yaşar Bedri, "Nurettin Durman ve “Savrulan”", Vakit, 28 Eylül 1994; Mürsel Sönmez, "Nurettin Durmanla “Savrulan”", Akit, 26 Mart 1994; Fahrettin Gün, "Beylerbeyi’nde Bir Şairin “Savrulan” Dizeleri", Millî Gazete, 1 Ocak 1994; Süleyman Çelik, "Düş Çınarı’nın Altındaki Adam", Vakit, 9 Ocak 1995; Hüseyin Akın, "Yeşil Deniz, Mavi Gök Bizi Nereye Çağırıyor?", Akit, 24 Eylül 1995; Kerim Ceylan, "Uzun Günlerin Kısa Tarihi", Akit, 15 Şubat 1999; Süleyman Çelik, "Düşçınarı", Akit, 15 Mart 1999; Cevat Akkanat, "Generaller İhtilal Yapsın mı?", Sağduyu, 3 Mayıs 1999; Sare Çermik, "Uzun Günlerin Kısa Tarihi, Selam, 24-30 Ocak 1999; Behçet Çelik, Virgül, S. 51; Cevat Akkanat, "Filistin Aşkıyla Yazılmış Şiirler", Virgül, S. 52, Haziran 2002.

Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*20 Ağustos 2022 tarihinde güncellendi.


13 Ekim 2007 Cumartesi

Aranıyor!

Aranıyor!

Şiir ve öykü arama yolculuğumdan dün elim yine boş döndüm. "Eşik Cini" dergisinin 11. sayısı, "Yasakmeyve" dergisinin 28. sayısı ve "Yelkovan" dergisinin 3. sayısını edinmek için uğraştığım çabalardan sonuç elde edemedim. Edebiyat dergilerinin dağıtımı sorunun çözümlenmesi ve şiir/ edebiyat tutkunlarının bu ürünlere kolayca erişebilmelerini sağlanması yolunda nasıl bir çaba göstermemiz gerekiyor? Bu konuda yardımlarınızı ve görüşlerinizi bekliyorum.

Şükrü Kırkağaç

12 Ekim 2007 Cuma

"Hasta Hayat Depoları"


"Hasta Hayat Depoları"


"Lucifer'ın Bisikleti"nden henüz inmemiştik ki "Hasta Hayat Depoları"na uğramamız istendi.

Küçük İskender'in toplu şiirlerini kapsayan "Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir" ve "Lezzetli Tümörler Lokantası"na eklemlenebilecek olan bu kitaba 2001 yılında Adam Yayınları tarafından yayımlanan "Çürük Et Deposu" ve 2002 yılında yine Adam Yayınları tarafından yayımlanan "Eski Kral Deposu" ile birlikte hiç yayımlanmamış "Yanlış Cinayet Deposu"nu da katarak 300 şiir/metinle depolanan "Hasta Hayat Depoları" şiirseverlerin ve Küçük İskender okurlarının ziyaretine Sel Yayıncılık tarafından sunulmuştur.

Küçük İskender her ne kadar "Eski Kral Deposu" adlı kitabında "Mektupların geciktiği bir aydayız!" dese de "karanlıkta yayımlananı okuyabileceğimiz aydınlıklar" yaratabileceğimiz ortamların çoğalması umuduyla "Hasta Hayat Depoları"na uğramayı ihmal etmeyin.


* Lucifer'ın Bisikleti / 2007, Sel Yayıncılık, İst., 182 s.

** Hasta Hayat Depoları / 2007, Sel Yayıncılık, İst., 275 s.


Şükrü Kırkağaç

Attila İlhan Şiir Yarışması Ödülü Hüseyin Alemdar'ın

Attila İlhan Şiir Yarışması Ödülü Hüseyin Alemdar'ın

Attila İlhan adına düzenlenen şiir yarışması sonuçlandı. 1036 Dosyanın geldiği yarışmada, ön jüri tarafından yarışma jürisine yollanan 15 dosya arasından, jüri üyelerinin oy çokluğu ile Hüseyin Alemdar'ın "Vakitler İncelikler" dosyası ödüle layık görüldü.
Ödül, 29 Ekim'de 26. İstanbul Kitap Fuarında Alemdar'a verilecek.
Jüri, gelecek yıl için Attilla İlhan yarışmasının, roman dalında olmasını ve yaş sınırı bulunma­masını önerdi.

11 Ekim 2007 Perşembe

Gece Nöbeti

GECE NÖBETİ

gökyüzüne bakardım hep
gece nöbetlerinde,
bulutlar arasından çıkacaksın sanırdım
yeryüzünde yanan ışıklar hep kırmızı mı?
gökyüzünde birer pire sanki yıldızlar,
ayaklarımız altında
devasa demir parçaları,
kanatlılar bana
sevdamdan,
senden bir esinti getirir mi

ne gezer
yaprak kıpırdamıyor bu gece de
gel artık beni de sevindir
ne olursun
her şey geride kaldı,
düşlerim, beklentilerim,
arzularım,
umutlarım.

Hüzün hep bana mı düştü,
hep bana mı düştü çileler, acılar.
yağmur suları mı gözyaşım oldu ,
yoksa gözyaşlarım mı yağmur oldu?
aklım öylesine karıştı,
geride senden kalan ne?
sen nerede kaldın,
sevdam nerede?

ben kimim, kimin nesiyim ben?
Kimin nesisin sen, bir bilsem.
esse deli rüzgâr,
gelsen diyorum artık.

Bekle, bekle nereye kadar bekleyeceğim
bilemiyorum.
seni bulacağım diye
neredeyse kendimi yitireceğim.
bitmiyor bu gece nöbetleri,

içimi kemiriyor,
gelecek beklentisi

her gece nöbetinde gözlerim
gökyüzünde,
beklentilerimde uçup gidiyor
sabah olup nöbeti devredince
ödünç mü beklentilerimde
uykum gibi,
yağmurlar gibi,
gözyaşlarım gibi.

Afyonkarahisar / 2007
(Gamzeli) Abdurrahman Kırkağaç