Şiir;
balçığın ortasında küfle, gümüşle kılıcını bileyen savaşçının işitilmez
çığlığı, tolgası, harmaniyesi, bölünmüş toprağı, özgürlük ülküsü.
Şiir,
yüreklerimizin soğuk ve yalnız eldivenleri.
Şiir;
kağıda, mermere, bazalta, ipeğe, kılıca işlenen kara sim.
Şiir
varlığın ve hiçliğin ilk yüzü.
Şiir;
içgüdünün, önsezinin, yoksulluğun, kuşkunun ve iyiliğin gizi.
Şiir,
ateş böcekleriyle ışıyan gece.
Şiir,
raylarda uyuyan kelebek.
Şiir,
ruhun en içli, en derin, en sessiz, en soylu yaralarının şarkısıdır.
Şiir,
yeryüzünün acı, hüzünlü müziğine, onun büyülü ritmine göre atan bir nabızdır.
Şiir,
ekmek yapamaz ama ekmeğin kokusunu duyurabilir.
Şiir,
dilin ve halkın vicdanıdır.
İktidarların
kaba, yıkıcı söylevleriyle değil, halkın arı ve iyi kalpli sözcükleriyle
yazılır o.
Şiir
buradadır.
Bağlılığı
istemeliyiz ona. Boyun eğiş yaşamadır yalnızca.
Yaşamın
eylemlerimize kattığı her şey, şiire de yakındır.
Bilincimizde,
yarınımızda bir değirmen taşı gibi döner şiir.
Yaşamın
zümrütlerle, unutuşla ve kanla örüldüğünü anlamaktan uzak değildir.
Zaferi
ve yenilgiyi bilir şiir. En işlek organlarımız kadar bağlıdır bize.
Saldırganlık
hazzı, yitirme ve kazanma utancı gerçekten, gerçeklikten koparamaz onu.
Yönetme
programlarından, bilgisayar görüntülerinden, en korkunç toplu öldürmelerden,
kaplanların gevşek vuruşlarından, yaprağın ürpermesinden, haşhaş
kapsüllerinden, büyük beyaz yumuşakçalardan, önemsiz savsözlerle kurulur
belleğin o eşsiz söz oyunları.
Yakılmış
insan kemiklerinden, çürüyen bitki ve hayvan leşlerinden henüz kullanmadığımız
bir çığlık ve anlam dizgesi yaratılabilir.
Ruhlarımıza
astığımız o küçük çan, sonsuzluğa ve tutsaklığa karşı yeniden ışıyabilir.
Emeğin,
aşkın ve incir ağaçlarının yemişleri şiirle olgunlaşabilir.
Tel
örgülerden, yığınaklardan, savaşlardan ve yersiz barışlardan kurulmuş bu büyük
düş; devletlerin, dinlerin, zorbalığın bize taş iskeletler kadar yabancı
tanrılarını, sınırlarını yok ettiğimizde gerçekleşecektir.
Gerçek
şiir yasaların, yasakların, adaletsizliklerin donmuş, ikiyüzlü sözlüklerinde
değil, evrensel barış ülküsünde, iyiliğin yeryüzünü sarıp sarmalayan uysal
kanatlarında aranmalıdır.
Şiirin
uçsuz bucaksız eşitlik ve özgürlük düşü, onu kutsal göklerden, sarayların
ışıltılı odalarından kurtarıp sokağa çıkardığımızda insanlığın da evrensel düşü
olacaktır.
“Şiir,
doğası gereği devrimcidir,” demişti Octavio Paz.
Evet,
devrimcidir şiir, hiç değilse yeryüzü için…
Çünkü
şiir, her şeydir.
Ve
şairin kalbi yasasız, sınırsız, bayraksız, flamasız, ordusuz tek ülkedir.
Bu
özgür ülke dün Şili, Meksika, Japonya, Endonezya, Yunanistan’la kardeşti; bugün
de acılı Anadolu ve Mezopotamya toprağıyla kardeş…
*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder