DÜŞTÜĞÜ
YERDEN KALKACAK KIRILDIĞI YERDEN DİKLENECEK
Şiir
hem kendi içinde hem de insanla birlikte evrilir. Dili dönüştürürken dille
birlikte dönüşür. Daima saflığa doğrudur onun gidişi. En karmaşık, mecazi,
örtülü/metaforik göründüğü yerde bile çıplaktır. İnsanın söz’ünden çok öz’üne
bağlı olmasından kaynaklanır bu. Öz, fazla karmaşaya gelmez; dağıtır, yitirir
kendini. Şiir de…
Şiir,
saf olmasına saftır ama arınmışlıkla var olan bir rutinin içinde yer alamaz,
almış gibi göründüğünde o artık şiir değildir, piyasanın malzemesidir, onun
değerini piyasa ölçer. Biz, daima şiirden yana konuşuruz; bu demektir ki
piyasaya yakın durmayız. Şiirin saflığında anlaşılmaz bir derinlik vardır,
anlaşılmaz ve belki de anlaşılmaması gereken… Bu ancak piyasa dışı kalmakla
korunabilir.
Hasımları,
beş benzemezi, ikili karşıtlığı içinde taşır şiir. Onlarla hayat bulur, onlara
hayat verir. Düelloyu durduracak gücü vardır iki tarafla da barış çubuğu
tüttürerek. Sana ve bana değil, bize ve onlara dönüktür yüzü. Bağlanmaz, yosun
tutmaz, muhasara edilemez. Hiçbir inanç ve düşünceyle sınırlanamaz.
Keşifçidir
şiir. İnsanın henüz keşfedilmemiş dehşetli duyuşlarını onda bulursunuz yalnız.
Bir kargadan onlarca serçe havalanabilir şiirin olduğu yerde. Bozarak düzeltir
dünyayı. Bozarak düzen katar dile. Sarsıp bozarak yüceltir duygu ve duyarlığı.
Yapıp çatmak değil bozmaktır onun işi. Suyun yolunu kesen, en çok şiirden
korkar; şiirin deliliğinden, sözdinlemezliğinden, özgürlük aşkından.
Söz,
şiiri boğmaya çalıştı yüzyıllar boyu. Şimdi de görsellik ve imaj bunu yapmaya,
amansız bir düşman gibi gördüğü şiiri dijital verilerle sıkıştırmaya çabalıyor.
Her şeye “post” serenler, postpoetika diye haykırarak ortalığa çıkmadan, şiirin
ön ya da son eklerle dokunulmazlığını ilan etmek durumundayız. Onu her şeyden
arındırmak gerekir ilk saflığına döndürmek için. Sonra, gerekirse, yeteneksiz
binlerin elinde kirlenmesini seyredebiliriz hep beraber. Düştüğü yerden
kalkacak, kırıldığı yerden diklenecek, kirlendiği yerden saflaşacaktır.
Güvenebiliriz…
Şiir
yazmak kolay, şiir üzerine konuşmak zor çünkü bunu yaparken şiirin yerine de
konuşmak durumunda kalıyoruz. Oysa onun yerine ancak kendisi koyulabilir,
konuşabilir; bir benzeri bile değil. Ondan ki her şeyden fazla, şiiri özgür
bırakmak gerekir. Şiirin kafesi açılmalıdır sonuna dek. Göklerin ve yerlerin
sınırsızlığını bize o gösterdi, biz de ona bunu yeniden armağan edebiliriz.
Böylece bir kez daha birlikte var olabiliriz.
*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder