(1 Ocak 1958,
Hacıeyüplü köyü, Kahramanmaraş - )
Şair ve yazar. Asıl adı Duran Boz’dur. İlk
ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi’ni bitirdi. Çamaş ve Ağabeyli Ortaokullarıyla Kahramanmaraş İmam
Hatip Lisesi’nde görev yaptı. Hâlen Mehmet Gümüşer Anadolu Lisesi’nde
çalışmaktadır.
Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesinde
öğretmenlik görevini sürdürürken okulun çıkardığı “Dost” dergisiyle
Kahramanmaraş Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi ve Mehmet Gümüşer Anadolu
Lisesinin çıkardığı “Dört Mevsim Düşünce” dergilerinin yayın yönetmenliğini
yaptı. Evli, altı çocuk babasıdır.
Yazı çalışmalarına; bir grup arkadaşıyla
birlikte Işık gazetesi ve Kelam dergisinde başladı. İlk şiirleri Edebiyat
dergisinde yayımlandı. Şiirleri ve yazıları; Edebiyat, Hece, İkindi Yazıları, Kayıtlar, Mahalle Mektebi, Temmuz, Yedi
İklim, Yeni Sıla vb. gibi dergilerde yayımlandı.
Yapıtları:
Şiir
Kitapları:
&
Turna Gözleri ve Karanfil (1991, Öncü Kitap)
&
Geniş Zaman Süvarileri (1999, Hece Yayınları)
Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları:
& Bir Şimdikizaman Şairi Mehmet Âkif Ersoy (Biyografi, 2008,
Kahramanmaraş Mehmet Gümüşer Anadolu Lisesi Yayınları)
& Yahya Kemal Kitabı (Biyografi, 2008, Kahramanmaraş
Milli Eğitim Müdürlüğü-Mehmet Gümüşer Anadolu Lisesi)
& Seferî Yazılar (2010, Hece Yayınları, Ank., 148 s.)
& Büyük Doğu’nun Ruhu Necip Fazıl Kısakürek (2013, Hangar Kitap)
Seçkileri:
& Kitaba Çağrı Sınavında İnsan (2009,
Kahramanmaraş Valiliği)
& Yazarların Şehri Kahramanmaraş (2009,
Kahramanmaraş Valiliği)
& Şiirli Şehir Kahramanmaraş (2009,
Kahramanmaraş Valiliği)
& Kitaba Çağrı (2012, Kahramanmaraş Belediyesi Yayınları)
Yayına Hazırladığı Kitaplar:
& Kahramanmaraş Öykü Günleri (Erdoğan Aydoğan
ile birlikte; Sempozyum Bildirileri, 2010)
& Düşünen Kalem Nuri Pakdil (Hüseyin Su ile
birlikte; Sempozyum Bildirileri, 2011)
& Çok Sesli Bir Yazar Rasim Özdenören (Sempozyum
Bildirileri, 2011, Kahramanmaraş Belediyesi Kültür Yayınları)
& Kahramanmaraş Türküleri ve Oyun Havaları (H. Fatoş Derebent
ile birlikte; 2012)
& Okuma Hikâyeleri (2013, Hangar Kitap)
& Yazma Hikâyeleri (2013, Hangar Kitap)
& Mekan Hikâyeleri (Köksal Alver ile birlikte; İz
Yayıncılık, İst.)
Kaynaklar:
A Mehmet Çetin,
Tanzimattan Günümüze Türk Şiiri
Antolojisi, Cilt 4, Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 3. baskı: 2002, Akçağ
Yayınları, Ank., s. 42-45
Yazarla
Yapılan Söyleşiler:
Şiirlerinden
Seçmeler:
GÖKLERE
KOŞAN KİRAZ
inildikçe derinlere
candır akacak
gamevinden dışarı
resimleşen güğümleri sabrın
anlatılırsa bir daha
gökler sarsın yarayı
insanlığım:
kendisi kalmanın haritasıyla
alanlara indirilmiş:abdal
labirentlere sığmıyor ömrümüz
kendimle gelişen beyaz nokta
kalbin denizleşen secdesi: alna
sayfalar taşıran baharınla
gelen gözlerindir daim
tarihin fırat sarmalında
mavzerler yoğuran mushaflardan
incelmiş yeraltı duygularına
kolay mı gezinmek
kardeşim İDRİS
yağmur ve umut bizdendir
ruhun:
doğusu ortadoğu kuşanan ırmağı
sen: bütün zamanların dervişi
geceye fal tutulan yüzünle
‘gizli ilimler hazinesi’
ve simya
tımarlanmış düşlerin atı
soy kasırgasından erdemin
kuşluklar doğuran denize
demlenen mahzeniyle çürüyüşün
sedef inceliklerin kıblesinde
ufukları gözleyen hayattır
çeliğin som hamlesi
yani ben
gözde destanların süvarisi
nil sularından her sürgün
geriye sayma festivalleri değil
kartelleri kurşunlayan emek
üçgüller: gövdeyi suvaran meşale
ölümün ve doğumun tılsımı
yüzün: şimdi
güneşten bir seccade
tercümesi yok dünya hâllerinde
ayın özgür balçığı
ölümler sonrası bir haberdir
kerameti kendinden menkul
şu kan
yirmiüç cehenneminin firarîsi
zerafetinle giydir başakları
adaletli yakarışların ustası
çizdiğin güzergâh
kulluğun tezgâhından
köleliği reddetmek şanı
öpülmüş çıngıların kulesi
senden: bir sığınak mazlumlara
dağlanmış sözcüklerin yordamıyla
tûfan sonrasına açılan göğsün
saçılmış sancağı sarpların
işlemeli akiklerin diliyle
zerreler birer terzi
sığmaz ham söze
biçtiğin kumaş
sevgilim yeryüzü
giydiğim gömlek
sana mahsus bir rüya şimdi
uzat ellerini
gözleri mîsak getiren varlığa
başeğmek:
bir kutlu yorum artık
dönüşün imkânsız göğüne
yaklaştıkça sarıl
bir tanem
yaşamın billûrlaşan toprağı
bir yaman düğündür: mîraç
Ötelere serpilmiş insanlığım
SEVDANIN
HÜKMÜ BÂKÎ DEFTERİ
saçlarının soluyan bozkırından
kalbinin ırmaklarına bakan HÛD
yürek ki yoksullar emzirir
talihin karangu çarşısında
rüyalarını besleyen şehrâyin
göğeren rahmidir hayatın
lâmelif gönderilmiş topraktan
fetretine sevinçler biçen mehtâp
zümrüdüankâ:
özgül kuşum benim
gel kayna biraz
sabrın taşıran bahçesinde
yankısız kabaran uzun salâlar gibi
aklın karelerinden bir rûzigâr
çeşmine karanfiller yayan gerilla
kutlu yağmurların sılasından
suvaran maviliğiyle bereketin
kulelere saçılmış gökkatlarıdır
arınmış şanlarıyla aşkın
gamevinden tayflar koşturan rahmet
yurdumdur:
hayrolan seferlerin kehaneti
bir hükmü zahir
değil mi fırtına
yalan mîsakların borsasında
atlaslar! kum dağları
söyle hangi çağdan
çözülmüş kıyamların çetelesi
sarp suyuyla coğrafyanın
ahkâf:
nesli kahreden sırdır
bağrına alevler eken ahâlî
poyraz bir mermi
sefere gidenlerin albümünde
geceyi süpüren kavlince kuşların
takvâ:
özgürlüğün sözleşmesi
de şimdi:
ölüm hayata yakın
hayat ölüme uzak
tutkular nereye akar
içevini yakan ayartmaların kasrından
bir îmâ:
anlatılmış lânetlerin ıslığı
âd:
imlâsız gayrı
irem çiçeklerinin âhı
sevdanın hükmü bâkî defterinde
ruhun:
gurbetini soruyor yalnız
‘SEVGİLİ
GÖNLÜNDEN ÇIKMIYOR DİYE’
M.Akif
İNAN’a
aşk ile yaydın toprağa
kalbin hamlesinden geçirilen sözcükleri
sözün sılasında tartarak bir bir
sevgililer çileyen medeniyet siperlerinden
defterlerine olağanüstüler gelsin diye
güller suladın
deli fişek mevsimler boyunca
evleri evlere bağlayan gözyaşı
törenlerinden
külliyesi bilinç üreten kardeşliğin
kapılarına
susmalar anlatan ruhun
serüvenlerine baka baka
yapraklar serpilirken içimizden dışımıza
adları Kudüs
Mekke Medine olan
çiçeklerini öperek dağların
dirildin dirilsin dediğin çocuklarınla bir
yaman
insan inanırsa bir kezliğine
yerliliğin çağ dışı görülen ilgisine
doğar elbet
Allah’ın yoğuran işaretinden
Oyunlar kollayan ölümsüzlüğe
melekleri anlatan şiir
söküklerini diker gönlümüzün
kuzeyler batılar yakılan semazenlerin
dönüşünden
fasılasız geçildikçe bir bir muhayyel
sanılan nazarlar
oğullar büyür
rüyalar dölleyen uykuların zelzelesinden
Mescidu’l-Aksa sıcaklığına
aslolan aşk bahsini sarmak için
yükselen yüreklerin sükunetinden
dualar çıkaran sevgililerin
Kerbela paylaşan alınlarına yürür yaşamak
ihtimal hesaplarına çarşılara tozuyan aklım
yollar elveda çağlarına dönüyor sonunda
‘Tenha Sözler’ dökülen dudakların
kıvrımından
gönlün resmini dikizleyen şairlerin
imlasına
müşa’şa’ harfler dolduran sultanlığın
masallarını terleyen hayat gibi
kalbin yamaçlarına aynalanan aşkla
söylen rahatça mekanın İbrahim Makamı’nda
nasıl olsa elemler oynatamaz artık içinin
bozkırlarını
savaşlar kazınan toprağın provasından
evini hoşça kur
giyinerek sonsuzun yamanmaz giysisini
öldürünce güzel öldüren yarin aşkına
defterleri kapanan bir ömrün menkıbesinden
geldik geçiyoruz işte
evvelzaman şekilleri şerholan ruhların
deryasını
aşılmaz denilen bayırlara dökemeden
eteğimizdekileri
ayetler dolaşan gövdemizin limanlarından
ötedünya renkleri çalışan yeryüzüne
‘Vaktinde yönelsin dost Hakka diye’
kadifeler getiren kar gibi
günler boyu
yağmurlanan acıların muhaciri
hazır ol çağrılarını kuşanan ervahın
temennasıdır
neyleyip netsek
zaman bulunmuyor halleşmeye
söz müntehasını bulmadan
dil dönmüyor
dönmüyor emanetin elvahını yüklenen
gövdemiz
hakkın helal et demeye
‘Hicret’i hatıra kalan burcumuzdan
bir iftar hüznüyle kayıp giderken şiir beyi
16 Haziran 2000
SÜRGÜNDEKİ
SON FOTOĞRAFIM BU
sürgündeki son fotoğrafım bu
yollar yollara düştü artık
kara afrikasından beyazların ülkesine
günlük konuşma dili ve kıyamet
hüznün kabzımalları festivaller
ölüm giydirilmiş bir şaldır bize
göğsünü rüzgarlara açan sevgili
oralarda
asfalt yalıyorsa gözlerini
evler gökyüzüne açılmıyorsa
bil ki sevda
içimdeki yağmurun geometrisi
zaferini kutladığım yenilgi
çekil aradan
yağmurlar gözyaşlarını ıslatsın
dalgınlığın savruk sularında
gözlerinden bir ganimet zaman
hayretim arttıkça kendim olmak
sevmekle başlayan her şey
atlarını kaybetmiş bir süvari kadar yabancı
heveslerimle suvardığım yalnızlık
sefere giden bir sürgünün yüzündeki
çıbandır
ölümüne sevilmiş suçların kaderi
yargısız infaz
gülüşün bir yaman serüvendir şimdi
ağaçlara göre şekillense de gökler
alnım haritaların gizli yatağı
kıvrımlarından kor ateşler toplayan
narin bir yapraktır
kendini kurşunlayan dallarda
aharlı kağıtlar mühür ve imza
yani dudaklarının güzelliği
bir fotoğrafın altındaki son nokta
işaret taşlarına çarpıldıkça kalbim
esvaplarını değiştirmiş bir şehrin
sokaklarına
uzandıkça kendine bakan sokaklarına
oynanır takrir-i sükûn
ısmarlama bir depremin kilitleri
bak ruhum
uygun adım sınavlardan geçişine
7 Ağustos 1994
RÜZGÂRA
ÇİZİLMİŞ AŞKLAR
I
sen seyrine emanet yurdum
güneş olağan koşusunda şimdi
dağlar ardından gençleşen ufukla
geceleri süpüren müziklerden
evlere esen sevinçlere
çeşminde yoğrulsun aşk
gözleri gökler soran hülya
yoluna düştü yolum
sarıldıkça kıvrılan yalanlardan
ellerinin aydınlık körfezine
akar akar aynalanır sevda
derin saraların çölünde
patikalar: ruhumun maverası
haşiyesiyle içli marşların
gözyaşlarına boğulan ahalî
kehanetin yağmur getiren dünyasından
dillenen güldür
güvercinlerin yoksullaşan kasrında
yaslandıkça akşamına bakan çocuk
yok olan gövdenin kıyametiyle
konuş aktar içindekini
canevinden gayrı
hangi kefeye konulsa
ehramların küllerinden çatılmış
şu kadın
değil mi tutkuların gem almaz zaptiyesi
tûfan:
anlamın tümel seccadesi
aklın depreminden bir karanfil diye
yüzünün kırlarında danseden
apaçık şantiyesi rüyaların
kaderin karelerinden bir oymak
tandır
ekmek
ve su
ay vurmuş savaşların romanı
tarihle yüzleşen mîsaktır
babalık sınavından geçişin
karşı konulmaz uğultusuyla garların
acısını alanlara yığan abdal
zulmü sözlüklerden çıkarmalı
çobanım:
rüzgâra söylenmiş türküler gibi
olmayan dünyasıyla bir kaval
alfabesi yok akşamların: sesi
kim bilir hangi dağdan
kafiyesine oynayan zamandır
aşınan teknesiyle hasretin
sarmaşıklarda sır oldun
II
denizin iç çizimli hülyasına mıhlanan NUH
dalgınlığından sandallar yoğursun gök
yoluna yoldaş buyruklarla
dua:
bayraklaşan dünyam benim
akreplerin albenisine aldanan toprakta
ateşler ah ateşler
yorgun ve tenha zamanların kabartması
kalabalığı uçurumlar kalan korkulardan
dağlar gösteren konuşmasına çocuğun
rahminde gülümseyen helâktır
hummalar:
derin lânetlerin sahrası
sulanmalı yeniden
kalbin merhamet çağıran süvarisi
doğurgan anakaralarında yeryüzünün
yürümüşse göğsümün mahşerinden bir ırmak
umutlar içinden dürülüyor demektir
gemilere hız veren yamaçlarla
başlasın son kez
efkârın dayanılmaz yakarması
gafletin kendini okşayan simyasından
sadrına kapaklandıkça inkâr
cürm-ü meşhûr isyanların alfabesiyle
tûfan:
yüreklere yakın bir limandır
III
uzun yollara ayarlanan yürek
bakışın rahmet getirir
sabrın bâkir taraçalarından
diyorsun ki sabah
katlanmış bir atlastır burda
bendini sarplara açtıran bir atlas
azaplar! ruhun bağışlanması
korkuya bedel sınavlardan
güven seren yağmurlara karşı
nice uçurumlar geçerek
dirsek dirseğe çatmak içindir
şeytan kurmacası giyotinlerde
siper kıldın da gövdeni
uzandın bir ömür
gemiler yüzdüren Rahman’a
dilinle yaklaş biraz
gözlerimin zencîsi:
şamdan
küheylanlar yoğuran arza
bir eleğimsağma su
albenili doruklarından inkârın
öpüldükçe köpüren tılsım
‘bir oğul bir tufana karşı nedir ki’
IV
hayretiyle mümin bakışların
kerîm olan aşktır
kerem dağlarının sonsuzu
cûdî:
inançla yakılan kandilimiz
bir şövalye feneri sanki
öylesine güzel
dostlarım
can oyununu oynayan çağdan
güvertesine yerleştiğimiz tarih
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder