7 Mayıs 2013 Salı

HASAN VAROL'DAN ŞİİRLER


DENİZ

Gözlerin sabah aydınlığı
Gözlerin akşama doğru gökyüzü
Gözlerin bir denizin kıyıları, Akdenizi’in
Gözlerin bir denizin köpüklenmiş kıyıları
Akça çakılların ince kumların yalandığı.

Gözlerin kımıltısız yüzü sıcak ikindilerde
Akdeniz’in serinlediğimiz yüzü
Sen bu denizsin
Ben de seveni.

Akatalpa Dergisi, Sayı: 113, Mayıs 2009

KALBİM UÇURTMA

Marlboro reklâmları yükseliyor duraklarda
Beklerken sırtımıza inecekmişçesine
Ben atını seviyorum kovboyun
Şapkasını, bakışlarını, ipini asla!

Duraklarda eyleşiyorum arada bir
Çeyiz sepetime yorgunluk topluyorum
Ayrılık; öpüşler, kırık bir elveda
Sonra gözyaşları, sıkı bir sarılma.

Duraktan durağa yürüyorum, kirli
Yorgun düşmüş bakımsız sokaklarda
Sigara izmaritleri, cocacola şişeleri, pet kutuları
İliklerimize işleyen pislikler
Umurunda mı çarpık bakışların
Paranın pisliği bu diyorum, kirli işlerin
Benim umurumda.

Duraktan uzaklara bakıp gel diyorum sevgilime
Gel, uyutan bir afyon oldu bu uygulanan ekonomi
Ve ahlakı, beklenmeyen doğal afet, sel baskını gibi
Çok evlilikler sarsıldı bu yıllarda, yıkıldı
Sevgiler eridi tüketim reklâmları karşısında
Tut elimi harlı bir karanfil gibi
Gidelim seni seven kalbim uçurtma.

1991
Şairin Atölyesi, Sayı: 1, 1992

KANIMLA ETİMLE AŞKLA

Sana güneyin kınalı kekliklerini dinletsem
Baharın gövermiş meşelerini düşürsem aklına
Desem bir yiğit aşıp gidiyor dağlar başını
Sokakların uğultusunu duyuyor çamların sesinde.

Bu gidene yoldaş olur muydun?

Sarp yollara düşüp yalnız kalsan oralarda
Geceleri yıldızlara uzansan bahar ayları
Kekikler yolsan dağlarımdan harnuplar yolsan
Karlar içinde birden güneyi düşürsem aklına.

Dönüp arkana keşke dönseydim der miydin?

Hangi ses, hangi hece, hangi söz bizi anlatan
Seni bana beni sana aşkla bağlayan
Sevdiklerimize, acılarımıza, sevinçlerimize
Kanımızla etimizle aşkla bağlayan.

Aşkla “gülüşü dağlar deviren” biz değil miydik?

Yollarına baksam yollara çıksam merakımdan
Söylediklerini iletip söylesem sevdiklerime
Ölüm güzel olamaz hayat güzelken, güzel kılınamaz da
Aşk ile tutup ölüme yürüyen biz değil miydik?

Ey ömrüm! Çocukların duyduğu sevinçle durulan
Kanımızla etimizle aşkla yaşayan biz değil miydik?

 KAVLI MEŞELERİ ÖPERKEN

Şu uzak dağlarda şu Toroslarda
Kavlı meşeleri öperekten koşuyorum
Hafif kızıla çalan nemli topraklarda
Elim sarmış sevgilim gözüm dalgalarda
Güneşi soluğumla okşuyorum.

Gezdim kızılçam içlerinde andızlar altında
İçtim şarabından derlerin güzelleştim
Daldan dala atladı sincap gözlerin
Davar taraklarından geçtim
Kısraklarla ulaştım dalgalara.

Sevgilimi arıyorum deniz sakladı sevgilimi
Kızılçamlar arası pürenler içinde
Güneşi içenlerin nefesiyle
Koşuşan dalgalar içinde
Öpüyorum sevgilimi.

Koşuyor kıyılara koşuyor tozu dumana katarak
Koşuyor zerre zerre çoğalarak incelerek uçarak
Dayanır bizim ağ dalgalara
Dayanır kıyılara göz kırparak
Şakalarla dalgalar katıyor balıkları bizim ağa.

Koşuyor koşuyor dalgalar bize yardım ederek
Bu dalgalar sarhoştur sallanıyor
Kollarım dalgalarla sarmaş dolaş oluyor
Giriyor kucağıma dalgalar
Köpükler metrelerce yıkarlarda
Sanırsın ki kavaklar sallanıyor.

Dalgalı dalgalı denizim
Salla beni salla beni dalgalarla
Çoğala çoğala koşan sevgilim
Dalgalarla sallanan beşiğim.
“Ardıç Türküleri” adlı kitabından

 KINALI KUŞLAR

Öpüşlerimde geyik alacası
Dağ patikalarında koşuyorum
Ardında, kır çocuğu olsam da
Aksak değil yürüyüşüm.

Arılardır çiçeklerde çoğalan
Pürenlere üşüşünce
Bu benim alanları dolduruşum.

Andız tüter abam
Ellerim yarpuz
Sulaklara girdim balçıklara
Yorgunluğumu yıkandım yundum

Ağzımda reçine emziği
Koşuyorum uçan kelebekler ardında
Alanlarda,
Yumruğumu sıkarak durdum
Saygı duruşuna.
Ayaklarım çirişler içinde
Nergis yoluyor ellerim
Kınalı kuşlar içindeyim.

 “Ardıç Türküleri” adlı kitabından

 KIRLANGIÇLARIN SESİ

Çiseleyen kırlangıçların sesi
Yükseliyor pencerelere
Karlı bir yağmur gibi
Eriyip serpiştiren.

Aşk da böyle bir şey
Yaslanmak da dizine sevgilinin
Bedenimi sımsıcak terle saran
Çılgınca, nefes nefese.

Herkesin sevdiği bir yağmur vardır
Bulutlardan boşanan ıslak
Ağlatan kalbini
İşte aşk da böyle bir şey
Ağlamak, ağlatmak bana çok ırak.

1992

“Kalbim Uçurtma” adlı kitabından

SEVDİKLERİM  ERKEN DÖNMELİ ERKEN

Bu  sabah  erken  çıktım  sokağa
Turnaların  sesiyle  birlikte
Uğurladım  sevdiklerimi
Daha  ışımamıştı  gökyüzü  çok  vardı  sabaha
Yetiştiremiyoruz  eğitim  çalışmalarımız  aksıyor
Elbet  düzelecek  yavaş  yavaş  düzelecek
Uyku  girmiyor  gözlerime
Daha  kapatmadım  gözlerimi
Bilmem  kaç  kez  yargılayacağım  kendimi
Daha  çok  var  sabaha.

Yaşının  duyarlığını  taşımakta  kardeşim
Her  kararında  taşkın  öfkeli
İvecen  davranmak  güzel  şeydir  de
Paha  biçilmez  alışkanlıklara  varmak  lâzım.
Kardeşim  hep  ivecen  her  kararında  ivecen
Yetiştiremiyoruz  eğitim  çalışmalarımız  aksıyor
Biraz  daha  ustalaşıyor  biçimleniyoruz.

Ah  şu  telâşımız  elimiz  dolaşıyor
Elimizi  çabuk  tutamıyoruz
Akıyor  akıyor  da  durulamıyoruz.
On  altı  on  yedi  yaşlarında  tutkun
Bir  sevdayla  parmaklarımız  terleye  terleye
Kalemde  aşkta  çok  çok  susamışça
Okuyoruz  dinleniyoruz  dünyayı  anlama  anlatma
Arada  bir  sokakta  gezinmeye  taşan  dalgınlığımız
Ah  şu  eğitim  çalışmalarımız  aksıyor  geç  kalıyoruz.

Hemen  hemen  her  gün  gizli  konuştuklarımız
Gizli  konuşacaklarımız
İlk  yeminlerimiz,  çok  güçlüyüz
Terlemeye  varan  sıkıntılar
Sevmeye  öpmeye  sıcak  parmaklarını tutmaya
Uzanan  kollarımız
Devrilen  saraylar  çarlıktan  yıkacaklarımız
Sıcacık  parmaklarını  tutan  parmaklarımız
Ah ne  kadar  da  ihmâlkarız.

Eğitim  çalışmalarımız  aksıyor
                                          daha  mühim  bir  şey  olamaz
En  cesur  kararlarla  biten  konuşmalarımız.
Sümbülenmiş  meşelerin
                          baharı  çağrışını  duyuyoruz  kalbimizde
Ne  kavramlara  takılıyor  kafamız
                                       ne  aksayan  yemek  öğünlerine
Doyulmayan  tek  şey  var
İşte  şimdi  onu  düşünüyor  hepimiz
                                        ben  onu  düşünüyorum
Yetiştiremiyoruz
Sevdiğimin  kalbi  üzerine  elimi  serip
                                        Dinlediğimden  bu  yana
Aksıyor
Hep  onu  tartışıyoruz  eğitim  çalışmalarımız
Aksıyor.

Turnaların  sesiyle  uyandım  geceden
Daha  ışımamıştı  gökyüzü  çok  vardı  sabaha
Git  gel  yapıyorum,  düşünüyorum,  tartıyorum
Sorumsuzuz  bence  biraz  cahilliğimizden  geliyor
Dağıtmayalım  kendimizi  elbet  toparlanacağız.
Emin  adımlarla  şu  yanımdan  geçen  delikanlı
Grev  yönlendiren  işçilerden
Hayli  zor  bilek  bükmek  sokakta
Bükülmemek,  kazanmak  grevi
İğneyurdusu  açık  verirsen
Kapatır  kaldırmamacasına  seni  kapatır
Kaybederiz  grevi.

Irmağın  üzeri  sisten  böyle  sabah  serin  terlemezsin
Erken  çıkarılır  bu  balıklar  sabah  erken
Sudaki  gibi  canlı  pörsümemiş
Hep  hep  kafamda  aksayan  eğitim  çalışmalarımız

Şu  sol  yanımda  duranlar ...
Ne  gökyüzünü  severler  ne  denizi
Toprak  bile  gülmez  yüzlerine
Bir  gün  elbet  halkım  def’edecek
Elbet  yok  olup  gidecekler.

Çok  acemiyiz  çok  aceleciyiz  sabırla  inatla  sabırla
Geçmeliyiz  bu  yoldan  bu  yola  yürümeliyiz
Eğitim  çalışmasına  çağırmalıyım  onu
Sevdiklerim  erken  dönmeli  erken
Yine  geceleri  ekmekle  silahla  yıldızlara  dönmeli
Milyonlara  yıldızlarla  gülmeliyiz
Eğitim  çalışmalarımız  aksıyor
Sevdiklerim  erken  dönmeli  erken.

Somut dergi, Sayı: 8-9

MENEKŞELİ  BAHAR

Ayakları  köpüklüce  atım
Beni  uçur  uçur
Sevgilim  yalnız  kalmasın
Ağlamasın
Belki  gece  olur  uyur.

Ayakları  köpüklüce  atım
Beni  uçur  uçur
Kardeşim  hapiste
Ne  yapar  ne  halde
Ne  yapar  nasıl  oturur.

Ayakları  köpüklüce  atım
Beni  uçur  uçur
Yeğenim  var  Almanya’da
Biz  ona  o  bize  hasret
Kavuşmak ne güne durur

Ayakları  köpüklüce  atım
Beni  uçur  uçur
Annem  o  yoksul  köyde
Babam  tarlada  neler  toplar
Unuttular    beni  acep
Şimdi  kırlarda
Menekşeli  bahar  var.

Kırkmerdiven  dergisi,  1991

YEŞİL  AŞK

Oyuna  kalkıp  gelmiş  çocukların  hevesiyle
Bizi  anlatacak  kılavuz  kelimeler  bulmalıyım
Ben  yaştakileri  kardeşlerimi  anlatacak
Yorulmamış  bahar  azgını  aşkımızı  anlatacak
Aşkımız  huysuz  kelimelerle  anlatılabilir.

Bir  dal  ısırganotu  takacağım  göğsüme
Neden  anlatamadık  bu  aşkı  biz
Ben  şiirimle  anlatamadım
Mayhoş  ekşimeklerini  çocukluğumun  yeşil  aşkını
Bu  aşk  yorgun  terli  kelimelerle  anlatılabilir.

Anamı  anışım  yurdumu  anışım  bir  aşk  bende
Irmaklarda  terleyen  köpükler  aşk  olabilir  mi
Artık  anlatacaklarımdan  tedirginim  burada
Su  başlarında  yarpuzlar  yolarken
Tıp  tıp  ediyor  ürkek  kalbim.

Aşk  seni  anlatmaya  çıktım  yola
Uykulara  elveda  şiire  elveda

İlk  niyetimsin
Bulutlarda  yolculuk  ederim
Terli  kelimelerdir  yüküm
Zakkumlar  pembesi
Çiğdemler  kahvesi
Ak  ak  sarılar  içinde
Karlı  dağ  nergisiyim.


YİTİK  ÇİÇEKLER

Kalk  köye  gidelim
Varınca  ne  çok  sevinir  anam
Bize  hasret  yol  boyu  cevizler
Boz  topuklu  incirlerin
Yemyeşil  etekleri
Sevinçten  sırılsıklam.

Kayrak  toprak  gök  taş  akça  bulutlar
Uzakta  göz  dinlendiren  meşeler
Şimdi  üzgün  yol  gözleyenleri  köyümün
Gözledikleri  yitik,  gözledikleri  gelmeyenler.

Baktım  köyüme  doymak  ne  mümkün
Beni  sardı  çekti  eskilere
Uyudum  da  uyandım
Daldım  eskilere
Güzel  ne  güzel  sinmiş
Alındaki  çizgilere
Güzel  sevgi  gurbetten  gelmeyenler.

Oğullar  kızlar  gelmez  mi  hiç
Doğduğu  köyü  evi  sevmez  mi  hiç
Gurbette  boğuluyorlar  da  kederden
Ah,  babasını  anasını  sevmez  mi  hiç.

Şimdi  ceplerimde  şeker  yok
Çocukluğum  eski  neşem  yok
Köyüme  yolcuyum  bir  yanım  boş  şimdi
Yanımda  kardeşlerim  yok.

Anladım  bize  hasret  cevizli  dereler
Sevgisini  yeşilinde  gizler
Babam  kucaklar  beni  öpünce  elini
Anam  sarılır  hasreti  gider
Ya  yavruları  yitikler,  neyler?


Yeni Düşün dergisi, Sayı: 18  

Hiç yorum yok: