22 Şubat 2015 Pazar

METİN FINDIKÇI

(1 Aralık 1961, Mardin - )


   Sekiz kardeşin beşincisi. Sakarya İlkokulu, Cumhuriyet Lisesi'nde ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Fındıkçı 15 yaşındayken babasının "Çocuklar okusun" isteği ailenin Mardin'den Ankara'ya göç etmesine neden oldu. Ankara'ya fazla dayanamadığı için, 1989 yılında SSK'nin yazlık tesisinde (Side) memur olarak göreve başladı. "Kedisi, tesis müdürü tarafından, bahçıvana öldürtülene dek" memurluk görevini sürdürdü, "kedisinin katledilişini bir türlü içine sindiremediği için" 1994 yılında hiç sevmediği memurluktan istifa etti. 1994-98 yılları arasında bir ihracat firmasında tercüman olarak çalıştı. Emeklilik süresi olan 25 yılı doldurunca, ihracat firmasından da ayrıldı. Şiir yazarak ve çeviri yaparak hayatını sürdürüyor. İstanbul'da yaşıyor.
       Şiirleri, çevirileri ve söyleşileri Adam Sanat, Akatalpa, Alaz, Cumhuriyet Kitap, (Ç.N.) Çevirmenin Notu, Eliz Edebiyat, Kaçak Yayın, Kitap-lık, Öteki-siz, Patika, Sözcükler, Şiiri Özlüyorum, Şiirlik, Uç, Varlık, Virgül, Yarın, Yasakmeyve, Yazılı Günler, Yeni Biçem, Yom Sanat vb. gibi dergi, gazete ve eklerinde yayımlandı.





Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Harabeler (1992, Yazılı Günler)
& Ve Kalbim Sular Altında (1996, Yazılı Günler)
& Karanfil Mesafesi (2001, Avesta Yayınları, 96 s.)
& Unutulan (2004, Yom Yayınları, 112 s.)
& Çölden Hırka (2006, Şiirden Yayınları, İst., 82 s.)
& Katran (2008, Artshop Yayıncılık, İst., 104 s.)
& Sen İçerde Uyurken (2009, Artshop Yayıncılık, İst., 50 s.)
& Sardunyanın Kehribar Zamanı (2010, Artshop Yayıncılık, İst., 80 s.)
& Gülün Koynuna Düşen (2013, Serendip Yayıncılık, İst., 112 s.)
& Taş Masal (2016, Artshop Yayıncılık, İst.)
       Çevirileri:
& Mahmud Derviş / Gölgeyi Yüksekten Övmek (Beyrut Kasidesi) (1995, İyi Şeyler Yayıncılık, İst., 26 s.)
& Nazik El Melaike / Rüyadan Çağrılmak (1996, İyi Şeyler Yayıncılık, İst.)
& Adonis / Rüzgârda Yapraklar (1998, İyi Şeyler Yayıncılık, İst.,124 s.)
& Nizar Kabbani / Hüzünlü Irmak (2000, İyi Şeyler Yayıncılık, İst.)
& Ğada el Saman / Beyrut’ta Deniz Yok (2002, Avesta Yayınları, 111 s.)
& Adonis / Ayna ve Düş (2002, Avesta Yayınları, 144 s.)
& Mahmud Derviş / Unutulanı Anmak (Roman; 2002, Avesta Yayınları)
& Hannan Avvad / Filistin Senin İçin (2003, Evrensel Basım Yayın)
& Mahmud Derviş / Beyrut Kasidesi (2003,Alkım Yayınevi)
& Mahmud Derviş / Mavi Bir Gün (2003, Dünya Yayıncılık, İst.)
& Adonis / Güllerin Aydınlığından (2004, Adam Yayınları, Adam Şiir Klasikleri, İst., 176 s.)
& Adonis / Doğu ve Batı (2004, Dünya Yayıncılık, İst.)
& Ayşe Basri / Şairin Kandili (2006, Şiirden Yayınları, İst., 96 s.)
& Adonis / Aşk Şiirleri (2007, Kırmızı Yayınları, İst.)
& Fetva Tukan /Kapalı Kapının Önünde (2008, Artshop Yayıncılık, İst., 130 )
& Fatiha Mürşit / Gecenin Şarkıları (2008, Artshop Yayıncılık, İst.)
& Muhammed Bennis / Aşkın Kitabı (2008, Kırmızı Yayınları, İst.)
& Muhammed Bennis / Şarap (2009, Kırmızı Yayınları, İst.)
& Mahmud Derviş / Yalnızlık Yenilemeden Kendini (2009, Can Yayınları, İst.)
& Mahmud Derviş / Kuşatma Durumu (2009, Artshop Yayıncılık, İst.)
& Ayşe Basri / Yağmurdaki Güzel Ölüm (2010, Artshop Yayıncılık, İst., 80 s.)
& Mahmud Derviş / Duvarda (2010, Hayal Yayınları, Ank., 128 s.)
& Adonis / Sen Oku Ey Aşkın Sarhoşluğu (2010, Hayal Yayınları, Ank., 144 s.)
& Adonis / Tarih Kadının Bedeninde Parçalanır (2010, Artshop Yayıncılık, İst., 136 s.)
& Ahmet Şahavi / Harflerinde Yürüdüm Zamanımı Ekerek (2010, Artshop Yayıncılık, İst., 112 s.)
& Hulud El Mualla / Açık Acı (2011, Artshop Yayıncılık, İst., 72 s.)
& Selim Berekat / Nemli Masada Söz ve Uyku (2012, Serendip Yayıncılık, İst., 104 s.)
& Ceryes Samawi / Düşlerin Atları (2012, Callisto Kitap, 80 s.)
& Ahmet Şahavi / Ateşin Dili (2014, Artshop Yayıncılık, İst., 96 s.)
       Antolojileri:
& Çağdaş Arap Şiiri Antolojisi (2. Basım: 2007, Toroslu Kitaplığı, İst.)
& Çağdaş Arap Kadın Şairler Antolojisi (2010, Hayal Yayınları, Ank., 104 s.)
& Çağdaş Arap Aşk Şiirleri Antolojisi (2011, Can Yayınları, İst., 296 s.)

       Şiirlerinden Seçmeler: 

ELLERİME SIĞMAYAN

Kırık bir testidir eşikte duran.
Ovaya yayılan acı bir sudur.

Oysa sığmaz gecenin gözleri yanan
mumlara, ellerime sığmaz
bir yara içinde büyüyorum
akan suyun tadı kaplanın gözlerinde durur
gitgide organlarıma karışıyor talan edildikçe kadim yerler.

Mumlarda tükenen gecenin gözlerine bakıyorum
sen büyüyen bir fısıltıyla çıkıyorsun
geceden gündüze
dağılan nar tanelerini örtüyorsun
açılıyorsun karanlıktan aydınlığa.

Çocuk giysiler içinde mavi bir gecede
ağaç dibinde telaşlı bir karınca yuvasında
koyu ve diri kokunu duyuyorum.

Ellerimde suyun
asi yüzü
kınında terli
bir bıçak.

İLK AŞK

uzak bir tarlanın ortasında duran
zeytin ağacına benzerdin

okul çıkışında gölgende bir yolcu gibi soluklanırdım
güneşin fısıldadığı eski bir gölge bilirsin

umarsız olmazların sessizliği bir mesafe gibi çoğalınca
eylül gelmeden tek tek kırdılar dallarını
bedeninden önce kuşlar göç etti
sonra gölgendeki güneşin sırrı

denize bakmayı bilmeyen insanlar
şiddetin hazırlıklarını yapraklarınla
süsledi

ben adını söyleyen taşa
ebabil kuşunu çizdim, nasıldır bilirsin
dilden dile yok oluş

güneş ufkun yastığına başını yaslayınca
taş avluda teneke saksıya dikilmiş güle baktım
durmuş bir saate bakar gibi baktım karşıdaki mezarlığa

LUDA

Gün ağarınca
arka bahçeye açılan kapıdan çıktı
Kaçkar dağlarını aşmış gibi bitkin
kendini bambu iskemleye bıraktı;
kiraz ağacına baktı yaprakları yeşildi daha

Ekime yakın, dibinde duran iki arnavut
biberine kaydı gözleri yavaşça, yaprakları
solmuş, iki gündür su vermediğini anımsadı
üstelik teni yakan bu poyrazda, şakayıkların az ötesinde
hatminin mor çiçekleri vuruyordu gözlük camlarına;

Sol ayağından güç alarak iki defa salladı oturduğu
bambu iskemleyi
-onca zamandır taşıdığım adım bu arka bahçe gibi
duruyor bende artık-
kucağına az önce yerleşen kediye fısıldayarak;

Sonra
bahçenin ortasında duran ahşap masaya
uzun bir süre gözünü dikti baktı
bir aynanın toza gömdüğü sırrı gibi.

PALMİYE

Sarı saçların düşer sonbahardan
Solgun
Diplerinden soymaya başlıyorum seni
Beline doğru ince terli
Avucumda, saçların
Ve yaza büyüttüğün karınca sürüleri.

Artık boynundayım kesik soluklarla
Avucumda kırdığın bıçak dilimi
Güneşin dinginliği ve okşamanın hırçınlığı.

Ah! aşkımızdan eksik olmayan acı.
Kalıcı değilim biliyorum!
Ne acıya ne aşka.

SIZI

her bedenin mutlaka
iyileşmeyen bir yarası vardır, incir
ağacından ödünç aldığı yapraklarla sardığı;

derinliği bir şehirden, bir kıyıdan,
mevsimlerin dışına dökülen
kadim bir zamandan koparılmış leylak
renginden kalma;

çıplak bir kayanın bedeninden kopup gelen
zamanın çocuk sesine benzer,
kaçan kelebeklerin yatağında başını sonbaharın
yastığına koyan güneşin
şarkısını dinler gibi,

bu günbatımında da
avcılar ölü kuşları toplamaya gelmedi

TOZUN DEFTERİ

tozun dilini en iyi anlayan annemdi
haftada bir nesnelerden okurdu sözlüğünü kalınlaşmadan
mesela her çarşamba daha güneş hiçbir suya saçlarını salmadan
dedemin fotoğrafından başlardı,

her çarşamba sabahı tozun şehveti akardı
parmaklarından, nergislerin sessizliğine benzerdi elindeki ıslak mendil
ahşaptan pencereler kapatılırdı rüzgârla sevişen toza,
taş harabenin dilini konuşurdu tozun yorgun düştüğü mekânında;

hayattaki zulmü anımsamak ve unutmamak için
gizlediğim kitapların arasına tozun
tarihin ayakkabısıyla girmesine ses çıkarmazdı,

bana, zamanın yırtık giysileri içinde
rüzgâr tozunu bağışlardı,
karanlık üstünü örten siyah şalını,

bu yüzden
ara sıra
“sonsuz ve öbürü”* şiirini
açar okurum.


*Turgut Uyar,

YAZ ŞARKICILARI

Denize erken gitmeyi severim
Çakıl taşları renklerini saklamadan kuma
Yaz boyu güneşin altında taş toplarım, yüzük
Yaparım henüz katili göstermemiş parmaklarıma;

Birileri gelir gider birileri, genç yaşta devrilmiş bir ağaç
Rüzgârdan, dolunaydan, asmadan, begonvilden
Söz edilir, bir de Artemis gibi bakılır nar ağacına,
Arınır kadın erkek bu belirsiz çıkmazın içinde; 

Otuz yedi insanı yakanların davası düştü dedi bu sabah haberler
İktidara uyumluysa katiller sırattan bile sorgusuz geçer,
Bir poşet kıyıya yakın dalgaların ritminde oynar durur
Kıvırcık saçlı bir çocuk gelecek için kumdan kaleler;

Garip bir kargaşadan güneş tepenin ardına
Kaçar gibi, muhafazakar bir ülkenin enkazında
Daha kök salmadan toprağa yaktıkları şairler,
Karşı kıyıda yanan ormanın külleridir
Zararı olmaz-diyor birileri-;

Su sesi özlenmez mi bu denizin kıyısında,
İktidar için yalan söylenmez mi hiç?
Acelem olsaydı bir yudum daha alırdım rakıdan
Nasılsa solan güllerin yurdu meçhul tanıklara kalacak;

Haziranda olgunlaşır kirazus, derdi Fethi Naci
Buz içinde yayılır kan, öyledir,
“Bu belirsiz güne yaslanır” erken gelen yaz şarkıcıları,
Gökle deniz arasında bir yerde gözlerimiz;

Sırf bu yüzden olmalı,
Ben hep tenha bir yolda yürümeyi denedim
Günün her anında bir duvar saati gibi
Duran şiire bakmak için!


*Şiirler, Metin Fındıkçı’nın izniyle yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok: