19 Haziran 2016 Pazar

BABA ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ

SABAH VE BABAM

Neden bu kadar çok seviyorum sabahı
Haksızlık mı ediyorum günün öteki saatlerine
Bilmiyorum kötü bir niyetim yok
Tek bildiğim babamdan kaldığıdır bana sabah aşkının

Erkenden kalkardı babam
Ezan okunmadan
Üstümün usulca örtülüşünden
Koynuma girişinden sabah yelinin
Kuşların ötüşünden
Anlardım babamın bahçeye indiğini

Bahçesi babamın
Biricik şiiri

Üstü başı toz toprak
Bazen şapkasında bir yaprak
Bazen sakalında bir tırtıl
Komik bir yüzle
Kahvaltı için kapıda göründüğünde
“Ayakkabılarını çıkar da öyle gel”
Dediğini duyardım anamın
Azarla sevgi karışımı bir sesle

Bir sarmaşığın elinden kurtulur gibi
Bahçede ayaklarına dolanan
Eğilip çıkarırdı çamurlu ayakkabılarını babam
Sarmaşığı kırmadan

Toprağa bakar düşünürdü
Ağaca bakar düşünürdü
Çok sonra anladım
İnsana bakınca neden yüz çevirdiğini

Düşünüyorum da şimdi
Babam mı şairdi
Yoksa ben mi
Doğrusu babam benden iyi şairdi

Her sabah ben de babam gibi
Giriyorum şiirin bahçesine
Toprağını sulamak / budamak için ağaçlarını
Dedim ya
Babamdan bana
Bir sabah kaldı

“Tan Ağrısı” adlı kitabından
”Tut Elinden Sabahın” adlı kitabından

A.Kadir Paksoy

*** 


BABALAR VE OĞULLAR 2

Baykuşu ezberledim, yarasalar edindim
Bana örenler gerek, karanlık mağaralar
Gebe kaldı sessizliğim çığlığı doğuracak
Babalar ve oğullar! Babalar ve oğullar!

Şiddeti seçiyorum, uyguladılar çünkü
Soyumuz içilmedi, ürün vermedi tarlalar
Ruh depremi enkazından birlikte çıkarıldı
Babalar ve oğullar! Babalar ve oğullar!

Çelik zırh siparişi verdim duygularıma
Artık alıştım buna girdiğim her göl kanar
Kötü birer çevirmendir iyilikler bahsinde
Babalar ve oğullar! Babalar ve oğullar!

Bana kucak, bana eşik, bana öpücük annem
Sende bile gülümsemeyi yadırgadı dudaklar
Ağrı'yı yalnızca dağ sanmanın sonucu
Babalar ve oğullar! Babalar ve oğullar!

Şiir Odası Dergisi, Mayıs 2000
Abdülkadir Budak 

*** 

GİTME BABA

Bozdurduğum sevinçleri çoktan harcadım
dağıtıp geçtim arka sokaklarda
Geceyle söyleştim zencileşti terim
Dizinin dibinden kalkan gemilerim
vuruldu menzilinde adım adım
Şaşırdım kan sağanağı sorularda
Gitme baba

Sensizsem bir istasyonda gezinirim
Vagonlar bekar odaları gibi sürüklenir
İzin ver kalayım üç numara tıraşımla
Düşlerim rengarenk olmayabilir
Bil ki hâlâ reşit değilim acılara
Akşamı geciktiren oyunlar bul bana
Gitme baba

Dilersen bir kenti birlikte yürüyelim
derbeder gençliğimizle çıkalım yola
Kuyruğunu uzun tut uçurtmaların
Karanfil zamanı ilişsin yakamıza
Günleri çocuk sesleriyle bezeyelim
Duruşun yakışmıyor bayram sabahına
Gitme baba

Yağmurum kirlendi güneşim darda
Artık kırabilirim içimin camlarını
bir isyan günlüğüyle yaklaşıp hayata
Çığlık çığlığa çökse de merdivenlerim
Soyunup etimden derviş sabrını
örterim incinmiş yorgunluğuna

Gidersen baba

Ahmet Günbaş 

*** 

BABA BANA BAĞIRMA

                        yol ıslanmasın diye
                        şemsiye açanlara...

baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba

baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba

baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için

baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Akgün Akova

*** 

TEŞEKKÜR EDERİM BABA

teşekkür ederim baba, kırılgan bir yaz
tozlu urbalar, gri bulutlar bıraktın bana
taş duvarlar bıraktın, birkaç metre telörgü
gözaltları kırışmış mor bir kelebek
bıraktın. uçmak adına

teşekkür ederim baba

kapıları zorluyor karanlık bir gelecek
taşlar yakıştırıyor başımıza çürük hurma dalından
suçlu bir peygamber çiçeği gibi uzatıyor boynunu
rengini kaybeden gece

teşekkür ederim baba. sevişirken bile
bir ilkokul sessizliği yerleşiyor tenime
çok kapalı adamlar, inan ki korkuyorum
giriyorlar duvardaki yaşlanmış che
posterinden içeriye

sanki anlamsız bir savaşın
tarihini şaşırmışım gibi
tek ayak üstünde duruyorum caddede
kulağımı çekiyor sanki bir kaybolmuşluk duygusu
bakıyorum ormanlar kuruyor, gülüşler çürüyor
saçlarım dökülüyor aşklarımın üstüne

yenildim. korkmuyorum bunu söylerken
korkmak eski bir yalanı yeniden yeşertmektir
hayatın uçuruma en yakın kıyısında

diğer kadınlar bilir: aşk uslanmamaktır bir bakıma
hayat da

teşekkür ederim baba

Altay Öktem

*** 

YAZ YAZ BİTMEZ BABAM
.
sevmeye oturdum bir sabah babamı
sev sev bitmez adam
çıkını "meşk"
.
kazmaya kalktım bir sabah bu madeni
kaz kaz bitmez adam
kuyusu "elmas"
.
gezmeye kalktım bir yaz bu coğrayayı
gez gez bitmez adam
gölleri "turna"
.
yazmaya kalktım bir sabah bu romanı
yaz yaz bitmez adam
sayfaları "inci"
.
dermeye kalktım bir asır bu sözlüğü
der der bitmez sözleri
gözleri "derya"

Barış Erdoğan

*** 

BAZI BABALAR

Bazı babalar ekmek ağacı diker
Aç kalmasın asla yer yüzü
Gökkuşağı gibidir bazı babalar
Yüzü gün gibi aydınlık sabahlar

Bazı babalar makina yaparlar
Kan ve haki renklidir bazı babalar
Elleri tahta bir silah kabzası
Yüzü ölüm kadar soğuk bazı babalar

Bazı babalar sekiz altı vardiyası
İki somun ekmek sığar kucaklarına
Güneşi görmese de bazı babalar
Güneş gibi sıcaktır çocuklara

Bazı babalar emir komuta zinciri
Meslek edinmiştir öldürmeyi
Yakarlar yıkarlar her bir şeyi
Bazı babalar tüccardır ölüm alıp satar

Elleriyle hayat kurtarır bazı babalar
Beyaz bir önlük, yakasında bir gülüş
Pusuda beklerken ölüm bazı babalar
Çocukları gecenin efsunu gibi sever

Bazı babalar kelimelerden müteşekkil
Çocuklara masal gibidir bazı babalar

Bayram Balcı

*** 

GECE GİYSİLİ BİR EMEKÇİDİR BABA...

baba bir çocukluk algısıdır
erişilmez kararların ve yeteneklerin karşısında dev bir aynaya bakmaktır
baba en çok çocukluk günlerindeki anılarla hatırlanır bunun için
akşam uyuduktan sonra biz mesaiden geceleyin dönen bir emekçidir baba
asker postallarının her yeri kararttığı 80 yılının ilk aylarında doğan bir çocuk baba
cebindeki parasını süt ile otobüs arasındaki tercihlerde sınayandır
uzun günlerin çalışma şartlarında özlendiği için
pazar günlerinin iple çekildiği bir oyun arkadaşıdır baba
rızık peşinde koşan Anadolu erkekleri gibi
çocuklarını az gören tipik bir ustadır ayrıca baba
gündüz okulda unutulmuş akşam sofrada beklenen ekmek kokulu gözlerdir baba
durmadan didinip zamanı su gibi akıtan elleriyle
gece giysili bir emekçidir baba
babalığı baba olduğunda anlarsın lafının gençlik yıllarındaki özgürlük uyanışlarıdır
sabrının ötesinde
kimi zaman azılı bir cani
kimi zaman vicdansız bir katil
kimi zaman şefkatini ve sevgisini saklayan bir soğukluk binse de üstüne
evin direği, sofranın mimarı, kiranın avukatıdır baba
zamanını ve tüm nefesini seferber edip bizlere
hayata karşı ödün vermenin abidesidir baba
terzi işi oyuncaklarla akşam yolda göründüğünde
kucağına bir kuş gibi süzülüp atlanan fakirlik algısıdır baba
kuru bir sözcüğün ötesinde
alışılmış tebriklerin artık içinin boşaldığı hızlı sözcük tüketiminde
"ben hayatta en çok babamı sevdim" mısraının
hastane koridorlarındaki yankısıdır baba
ömrünü çocuklarıyla azaltan
eşini mutlu etmeye çalışan
sessiz ve içine kapanık bir volkandır baba
ne zenginlik düşleri ne de bol paralı gazinolar vardır cebinde
makine başında ekmeğini kapitalizmden çıkaran bir emekçidir baba
proleter bedenin kapitalist eklemlere eklemlenmesi sürecidir baba
küçük oyuncakların azlığında büyük hayallerin nedenidir
ateşlendiğinde geceleyin çocuğu hayatın ateşini kendisinde dizginleyendir baba
sonsuz mısraların ötesinde
özlenen masal zamanlarıdır baba...

Ertan Alp

*** 

ESVAB-I YADİGAR

baba,
görseydin gülerdin mutlaka
ceketin tam oldu üstüme,
palton, gömleğin keza.

sadece,
kemerinin tokasını
iliştirebiliyorum
birkaç delikten sonra.

kibrit cebini ise
hiç kullanmıyorum,
gül takıyorum
ara sıra, yakama.

bir de
azıcık uzattım paçasını
pantalonunun ve
teke indirdim pilesini.

bazen, sana uyup
İlikliyorum, inadına
gömleğinin
ilk düğmesini...

*Yahya Akçiçek (Alucra, 1936 – Ordu, 11 Nisan 1983)

“Patiska” adlı kitabından
Gökhan Akçiçek

*** 

BABA VE GEPPETTO

bunu ağacına dallandıra budaklandıra anlat
gülme yeri kırık pinokyoyuz koşup babasına ağrıyan
sesin gölgesinde tanrı çaresiz geppetto biraz da
can ki yürekte en ağır yüktür tek başına taşıdığımız
sanki insan ucuz diye hamal kendi kendine

hazır bütün ölüler hasır altı edilmişken söylemeliyim
sır toprağın gözden sakındığıdır: camda geçen hikâye

sözün yeryüzüne en dik geldiği vakittir şiir
üstümüze düşen gölgenin ayak altında eridiği
insan: kimin bozuk oyuncağıysa onun ağzıyla susan
sonra dura dura duvarların yıkık dökük ağzıyla
say ki bu geçtiğimiz ömür değil şer ve bela şehirdir
leyla dediğin öyle bir mahalleyle bulunmaz
bunu her duada burnu uzayan ağaçlara yana yakıla

Akatalpa, Sayı: 134, Şubat 2011
Halil İbrahim Özbay

*** 

BABAM İÇİN SONE 1921-2013

Her yaz beni dörtgözle bekleyen babam
Daha bu yaz gelmeden bir telaş çekip gitti
Gittiği yazlık yerlerden
Umumi telefon kulübelerinden
Hummaya tutulmuş gibi beni bulasıya arayan adam
Belli ki yorulmuş hayatından
İlk kez unuttu numaramı
Son konuşmamızda sesinde özlem
İşitemeyişinde bir telaş
Kocaman gözlerinde telefon tellerine kıyasıya vuran
Bir merak vardı

Babam ve ben öyle yakındık
Babalar bu kadar eğilmezdi
Biz olmasaydık

Kağan Kök

*** 

BABA

Ömrümün ilkyazını seninle yaşadım
Günlerin omzumda kuşları vardı
Uzaklaşan her yılın ardından
Bende bir iz kaldı rengi sonbahar

Ilık rüzgârlardı saçımda elin
Dertlerimi oyun gibi dağıtan
Sözün, hırçın kıyılarımda siren
Düşlerim sen uyutunca uzardı.

Göğsümde kordur suskun yaşlılığın
Duyabilsem dinlediğin sesleri
Anıların karanlık vadisinde
Gözlerin ışığın eskimiş evi.

Sanki bir gemisin şimdi baba
Durduğu yerde ilerleyen gemi
Ne bir koy, ne iskele var yolunda
Solukların çekiyor kürekleri.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu

*** 

MİRAS

bana şiir kaldı baba,
yorgun ve huzursuz gözlerinden
tedirgin ellerinden geriye
mahçup bir çocuk gibi
bungun
şiirin boyundan büyük sesi kaldı.

şimdi, sapı kırık bir cezvenin
isli boşluğunda saklısın,
yüreğimin hoyrat sarkacı
seni silmeye yetmiyor,
yarım bir söz gibi duruyorsun,
orada,
suyun alıngan boşluğunda.

şiir insanı aklar mı baba?

2001

Murathan Çarboğa

*** 

BABADAN MADENCİ OĞULA...

köy kızı avluda uyuyan avluda uyanan güneş
          
tahıl kokar teni acıkmazsın.

tahindir belleği kan gelir eskiyen beldelerine.

süt beyazı teni kalsiyum protein tenine.

incedir yumuşaktır elleri yufka açtığından
sıcaktır kalbi tandır arkadaşlığından

saçları at kuyruğu balık sırtı
yazı(yı) denizi anlatan

altın kalp madenciyi harlatır! Oğul

kemal tahir orhan kemal bilmez ama kendini bilir

Mustafa Ergin Kılıç

*** 

ÇOCUK

Bir erkek çocuğu için
Anneler emin bir yerdir,
Babalar kaygan zemin
Düşülebilir.

Büyüyüp anneye yetişilmelidir.

Bir erkek çocuğu için
Anneler serinliktir,
Babalar derin
Girilemeyebilir.

Büyüyüp kuyuya inilmelidir.

Bir erkek çocuğu için
Anneler bahardan başka nedir?
Babalar güvenilmez rüzgâr
Her an kasırgaya dönüşebilir.

Büyüyüp meteoroloji öğrenmelidir.

Bir erkek çocuğu için
Anneler komşu gezmesidir,
Babalar eve ekmek getirir.

Hakkı yenmemelidir.

Orhan Göksel

*** 

BABAM

bana dek babasını anlamayan
oğlumdan sonra anladığım adam

“Şiir Sözlüğü” adlı kitabından
Ömer Faruk Hatipoğlu

BABAM İÇİN İKİ ŞİİR

I
selçuklu’dan kalma biri babam
yakın arkadaşı ibn-i rüşt’ün
hep bir seccadenin üstünden, yıldızlara bakan

kendi coğrafyasından biri babam
en sıkı dostu kendi kendinin
kendi dağından çağıldayıp kendine akan

kendi hapishanesinden biri babam
elinde tespih, mescidinde volta atan
ve kendine hücre veren gardiyan

II
babamı büyük okyanus sanırdım küçükken
nehirlerin dökülmediği bir hazarmış
siz göl sayın, ben onu okyanusa değişmem

istanbul dönüşü yaşlı kucağına atlardım
kırkında bir olgun adammış o zaman
şimdi ihtiyar diyorlar, ben onu bu yaşıma değişmem

ağrıdan ulu derdim nemruttan uykusuz
bir yar’ın en dibinde bakîr bir tepe imiş
ona tırmanmak için önce inmeliymişiz
çıksak da çıkmasak da, evereste değişmem

“Sevdim Çocuk Yanımla” adlı kitabından
Ömer Faruk Hatipoğlu

*** 

BABAM

Benim babam fotoğraflarda ikamet ediyor
1950'lerden beri tekdüze bir yaşam,
eğri sağ işaret parmağıyla
orta parmak arasında bitmeyen sigarası,
yakışıklı ve uzun boylu,
oturuşu gururlu, onurlu, dikilişi
bir panterin göğe uzanışı, yani
disiplinli topçu çavuşu,
bunca yıla karşın işte
hiç göstermiyor yaşını...

Yirmi küsur yıl geçtim bir çalımla onu
yetimyıllar çileli el yordamıyla
ama ne zaman yorulurum kim bilir,
otuz sekizinde bir genç o
geçecek sanırım hiç tereddütsüz
örtündüğüm zaman acı toprağı,
bilmem ki tanır mı orada beni
altı aylıkken bıraktığı özgen'ini…

Benim babam hep gurbet ya da sıla,
benim babam hep muhacir tadında
yolcu, hasret ve rüya kokusu,
bir çocuğun babasızlık korkusu,
benim babam komşuların anlattığı
masal kahramanım iyi yürekli
bir deha, yalnız koyup gitmede,
mezarsız bir baba imgesi
ne kadar gerçekse, öyle...

Bırakmamış ki miras olsun diye
şöyle bir baba sevgisi
yüreğimi onarıp aktarayım çocuklarıma;
tutulunca eli hangi duygular yaşanır,
ne zaman beklenirdi yolu,
nasıldı ses tonu, bakışı, gülüşü,
kavga eder miydik baba oğul,
gücü bana neler katardı acaba?

Zamanı olmamışsa suç kimde,
bırakmış dünya kadar soru ve yanıt
yumak yapmışım onları can evimde…

Özgen Seçkin
"Kâğıt Kesiği"

*** 

GÜLÜN İLKESİ

Dağa çizilmiş resimdir
Bir çocuğun babası olmak
Yakından bakınca anlaşılmaz
Uzaktan belli eder kendini.

Taşrada yalnız yaşamaktır
Bir çocuğun babası olmak
Atlarla çarşıya girince köylüler
Upuzun bir turna katarı
Sonbaharın altını çizer.

Radyoda uygun bir istasyon aramak
Aynanın önünde yılların tortusunu taramak
Hep aynı dalda açmaktan yorulmak
Başka nedir, bir çocuğun babası olmak?
Gülün ilkesidir vaktinde solmak.

Salih Bolat

*** 

BABA TARAFI

"ben gençken merada yağmur yağardı saçlarıma,
öyle ıslanırdım, sırılsıklam hani, koyunlar güler sanırdım."
iki gün okul görse üçüncü gün hayvanlarla
"azatlı, kuzucu, abalar, dere tepe dolanırdım."
peki ya siz, selâhattin hanginiz?

radyodan türkü tutarlardı. "benim kaderime
'drama'nın içinde' çıktı. doğru be geldiğimiz
yer orası." akşamları ay ışığında salınarak
giderlerdi suya. ay ışığında yatarlardı uykuya.
peki ya siz, hatice hanginiz?

"ben başka şey bilmem ana, bu çocuğu
istemem. yarim başkası benim, beni ona ver."
yaktığı mumları beğenmedi ki erenler,
annesinin istediği çocuğa söz kestiler.
peki ya siz, naciye hanginiz?

orta boyluydu, saçlarını yandan ayırırdı
tütün sarardı babasından gizli, rüyaya dalardı
orta boyluydu, amcamdı, bir ramazan
bayramında öldü gitti bakmadan ardına.
peki ya siz, sebahattin hanginiz?

"öküzleri yemledim ana. düğüne gidicem bu gece.
şu pusta kalası yağmur bari yağmasa."
yengesinden dinlediği masaldaki o kılık değiştirmiş
kara köpek sanmıştı remzi'yi, dili tutuldu.
peki ya siz, fatma hanginiz?

bağbozumunda kandiller yaktılar bağlarda.
abladan bozma bol elbiseler, çimen kokusu.
birbirlerine sokularak uyurlardı. sabahları
buram buram tarhana kokusu.
peki ya siz, sadiye hanginiz?

üç yaşında tuttuğu abisinin elini, yıllar sonra
fikret'in eliyle değiştirdi. "günler nasıl geçerdi hala"
diye sordu k bir gün turgay'la," türkü söylerdik" dedi,
"muhabbet ederdik" dedi, "yine türkü söylerdik" dedi
peki ya siz, münevver hanginiz?

amcam, halam, teyzem, dayım
hayır, hiçbiri değilsiniz
peki, neden mi anlattım
belki birine benzersiniz.

Adam Sanat, Mayıs 2004
Selahattin Yolgiden

FADO

"meu fadista"

deniz kıyısında
gidip de geri dönmeyenler
çizikler halinde
büyük çınarda

ah baba,
o çizikler içinde bile
belli yerin
gözlerinden.

Selahattin Yolgiden

*** 

YENİDEN BABAEVİNDE

I
İttim açılmadı kapı
ittim açılmadı
Çitten atladım
bahçeyi ot bürümüş
çardağın altı boş

Asma kocamış, seyrelmiş salkımları
Elimi uzattım
mosmor güldü
sonra avucuma döküldü taneleri
ılık, buğulu...
...ekşiden çok buruktu

Sis bastı bahçeyi
kapı gıcırdadı
Annem seslendi
Ve yaklaştı
koştukça eteklerinden elmalar yuvarlanan
kardeşlerimin ayak sesleri

II
Beşi bitirmiştim
Temiz bir elbise giydim
Ölmek istiyordum
Mis kokulu bir çarşaf serdim yatağa

“Okuduğu yeter” demişler
“patlıcan biber kızartmayı öğrensin biraz da.”
Benim yarınımı konuşmuşlar
komşuları babamla

Hiç patlıcan kızartamadım
sonra

Parmaklarımdan
babama benzer bir damadın
kanı sızar hâlâ

Sennur Sezer

*** 

BABAN OLDUM... BABAN ÖLECEĞIM...

peşimde minik bir melek, kapattığım kapıları zorluyor
benimle gelecekmiş, ölüme gidiyorum bilmiyor
„işe gidiyorum, geleceğimlerde ağlamak gözlerimin yasası
o an, bu yollar, ne kadar hızlı yürüsem de kısalmıyor
çoktan kaybettim ömrümün yarısını sana ekleyemeden
Ģimdi bende eksilen sen,
beni sende çoğaltıyor

gidiyorum, ayrı bir hikâyem var artık, sonu sensiz yazılmış
biri... şeytan... tırnağımı söküyor seni tutan parmaklarımdan
uzağında kalsam da kokunun, sızısı uzun sürüyor sarılışımın
sevdiğin tüm çocuk parklarını kucaklıyorum hırsımdan
boş salıncaklar, boş çığlıklar, boş kaydıraklar
biri... seni sadece kendine saklıyor,
koparıp yaşanacak tarafımdan

bilmem ki, bir gün anlar mısın
nasıl da öksüz bırakılıyor babalar..

Akatalpa, Sayı: 186, Haziran 2015
Sezgin Öndersever

*** 

DÜŞÜNEN ÇOCUKTUR BABA

yıllar önce bir gece babam
unutup yorganın altında
gözleri çakmak çakmak çocuğu
anlattı anneme tane tane
dünyada ondan daha güzel başakların olduğunu

ertesi gün sofrada
annem bir tuhaf bakarken babama
anladım onun
anneden çok bir kadın olduğunu

bir gün toprakta uyurken
karıncaların tanrısı kadar sessiz
eğilip yeryüzünün en güzel yüzüne
dedim anne
senden başkasını sevse de bu adam
korkma ben varım
çünkü düşünen çocuktur baba

Kum, Sayı: 33,Temmuz-Ağustos 2006
Yasin Erol



Hiç yorum yok: