12 Eylül 2017 Salı

SOYSAL EKİNCİ


(1954, Yünbüken köyü, Hanak / Kars – 4 Eylül 1994, İstanbul)


Ardahan Yatılı Bölge İlkokulu'nu, Kars Kazım Karabekir Öğretmen Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Ede­biyatı Bölümü’nü bitirdi.      Siyasi düşünceleri ve sosyal kimliği nedeniyle 1979-1981 yılları arasında gözaltında kaldı. Yine siyasi gerekçelerle açılan davalar sonucu 1983-1989 yılları arasında İstanbul'daki cezaevlerinde tutuklu kaldı. 1989 yılında “Çağrı” adlı şiir kitabı toplatıldı ve hakkında iki ayrı dava açıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra değişen değerlere uyum sağlayamadı ve 1991 yılında "susma" kararı aldı. Baskılara dayanamayarak 4 Eylül 1994 tarihinde İstanbul’da yaşamına son verdi.
Dili çok iyi kullandı, kabalaştırmadan, sloganlaştırmadan toplumcu - gerçekçi izlekle, yakaladığı devrimci şiir diliyle yurt ve dünya sorunları karşısında duyarlı, kırılganlığını, yalnızlığını, tedirginliğini yansıtan, imge zenginliği ve derinliği olan, çarpıcı, duygulu ve yoğun şiirler yazdı. Şiirleri cezaevindeyken çeşitli dergilerde yayımlandı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Biri Yitik İki Ülke (1989, Belge Yayınları, İst.)
& Çağrı (1990, Alan Yayıncılık, İst.)
& Yıkıntılar Altında (1991, Alan Yayıncılık, İst.)
& Toplu Şiirler (Tüm şiirlerinin toplu basımı; 1995, Toplumsal Dönüşüm Yayınları)
Kaynaklar:
A  Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi Cilt 5 / Abdullah Özkan – Refik Durbaş / 1999, Boyut Dosya Yayınları, İst., s: 1059

Şiirlerinden Seçmeler:

ANAMA ŞİİR

                                             değil bir değil beş on
                                             anaların olsa yıl 365 gün yetmez
                                             tutsak oğul anasına fazla bir şey veremez
                                             bitmemiş bir şiir yazar en fazla
                                             ve der ki tüm analara andaç ola

dayanamaz sen de ağlardın bizi susturamadığın gecelerde
yırtık atletlerden fitil takardın neftini ödünç koyduğun şişelere
bir dövendir sevgi sende
yüreğinin harmanında taşlanan
yaralı dilleri dağlayan dikenler üstünde
öyle bir borç bıraktın ki üstümde elli yıllık kutsal anneliğe dayanan
karşılığı ödenmez içerde
şimdi benim ilkel kölelik günlerimin hüznünü arıyor
lekesiz lamba ışıklarında sabitleşen gözlerim
kıvrılıp giden çıra islerine karışırdı özlemlerin
üstümüze bir gelincik gibi açardı yıkadığın rubalar
böyle zamanlarda gülerdi gözlerin
kurtulurduk damlara sığmayan hüzünlerden
çam kokusu dizlerinden sarı arpa saplarına dökülen
ay altında nar suyunu kaplardı
ve sen onları hepimizden gizleyerek çevirip çiğneyerek
çelik dişli dirgenlerle ilençlerdin
bağrımızda oturan kına taşlarında çalınırdı
akşam ayamıza bağladığın yeşil desenler
sabah çatlak ellerimizde bayraklaşırdı

gözlerinden okurdum yüreğinde diyemlenen derdini
GİTMEKTEN VAZGEÇ derdin BIRAKMAZLAR BU KEZ SENİ
feryadınla ne çözdün ne de tutabildin beni
sil gözlerini duvarlar büyütüyor şimdi
topraklarla kundakladığın fideleri
bir gün yağmur öyle yağacak ki karanlığı mavileyen şimşeklerin ardından
kayalar su saklayacak kuşlar için

FİRAR TÜRKÜSÜ

oturmuşum bir köşeye
bir kuş tutsak ellerimde
iki damla yaş dizimde
gözlerimse yok yerinde

kuşu gagasında bir ses
"haydi firar firar!" diye
inansam mı uyansam mı
tenim yapışmış demire

fırladım ayağa kalktım
karşımda bir demir kule
üstünde üç büyük lamba
"sakın!" diyor gözederek

yüksek kulede lamba
nöbet kulesinde memet
lamba bir dakka sönmeli
memet bir rüya görmeli

demir kule büyük lamba
yanıp sönen tuzak ışık
hazırladım her şeyimi
bu gece ben firariyim

demir kule büyük lamba
bana sahte umut verme
şaka değil bu dediğim
bu gece ben firariyim

bir dakika geç yanmazsan
kuledeki büyük lamba
nöbet kulesinde memet
başlar kurşun sağnağına

memet gözünü seveyim
çek tetikten parmağını
üşüyorsun yağan karda
ayşe'yi düşüne çağır
kanın kaynasın damarda

ıpıltılı gözlerinle
ayşe'yi düşüne çağır
uyan ki ben kuş olmuşum
tetik düşür yardım çağır

öyle hüzünlü bakman
küçük kardeşimi andırır
bir anlık bir yanılsaman
bana çok şey kazandırır

karşımda alacaduvar
içimde dost ihaneti
gölgelerden geçeceğim
akbenekli atlar gibi

otuz metredir tünelim
çıkışa vardıktan sonra
bir dakika geç yanarsan
menzili rahat geçerim

işte girdim tünelime
çıkışta beni bekleme
görürsen de sen içinden
"görmedim" de tetik çekme

kızılca parladı güneş
geceki yağmurdan sonra
işte alarma çığlıkları
işte fırtına başladı
haydi yoldaşlar camlara

HASRETİNİ ÇEKERKEN

kavuşmanın yerindeyiz tam yerinde sevgilim
ele bakıp bu havayı ellerinle iteleme
ellerimi uzatamam dokunamam parmağının ucuna
iki parmaklığın arası iki kolboyundan çok fazla
yine sen gel yine sen gel yine sen gel
omzum olsun başına aradaki paslı engel
açtığını göreyim saçlarını sardığın çiçeklerin
doyumsuzluğunu yaşat, hasretimiz adına birbirimizi uzaktan sevmenin

nevrimi döndürüyor geceme sızdırdığın sevi iksirleri
tırmanıyorum kızgın çöldağlarını
ve tarıyorum kum bayırlarının bakır saçlarını
serabımda, tadılmamış şarapların kurulduğu üzüm bağları
bir de sen KOPAR BENİ diye sarkan olgunlaşmış asma üzüm salkımı göğsünde
ikircimler birbirini kovalıyor içimde
bu salkım benim için HAVVANIN YASAK ELMA'sı
ve benim gücüm yasal mı bu yasağı kırmaya
içimdeki mahzenlerin bordo şişeleriyle
bu yasallık yeter miydi seni şarap kurmaya
ayakların sızısı kalçalara vuran karasularına
merhem taşıyan çarıkların manda gönünden olmasıydı
ve karşılığını hasretimizde arayan bir çileyle
katılmasaydın ilkdirilenler arasına kendiliğinden
küller içinde küllenen sevilerini türkülerken
seslerini öptüğüm alfistanlı kızların vaadleri gibi
seni de silerim serimden

nevrimi döndürüyor geceme sızdırdığın sevi iksirleri
ben yükseldikçe gece küçülüyor gözümde
kızıl şafakların kuşluk sütlerini sulayan ıslıkları çalıyorum
ve tarıyorum parmaklarımla kum bayırlarının bakır saçlarını
belki de hiç silinmeyecek içimden
çöl eşkiyalarının hummalı baskınlarında üstümüze düşen gölgeleri
ve belki de bu yüzdendir yüreğimin
çöken barikatların çürük tahtalarını böyle pervasızca yakmaya çalışması
zaman bile yetmiyor durdurmaya
yüreğimin bu yönde sürüp giden havariliğini
bir yandan da diyorum ki
varsın korksunlar o tahtaları o barikatlara çakanlar
varsın dağlansın
ağzımdan çıkan gül dikenlerine habersizce değmiş gibi elleri

sevgilim yine de biz
kavuşmanın yerindeyiz
tam yerinde
ele bakıp bu havayı ellerinle iteleme

İLK KISSA

Kırkına kadar ne aşk ne ölüm umrundadır insanın
Her şey hayvani bir intikam duygusuyla harcanır
Düşüncenin ince denizinden güneşe serilmemiş bedenler

Durmadan kendine sıcak bir yatak aranır
Kırkından sonra bütün ibadetler US’lu bir dost içindir
Her anı başka bir pişmanlıkla yaşanır
Ki soysuzlar aklanırken kamuda soylular karalanı
     
YOKSA BEN ÖLMEK YERİNE "DURUM ŞİİRLERİ"Mİ YAZSAM

1
İhanetler silsilesinden geçtim
Ne aşk, ne arabesk sevgilim
Ben gerçekten kederdeyim

2
Mart yine soğuk geçti, uzadı sakallarım
Düşman gibi bilinen tarafların ortasında şaşırıp
kaldım
(Eski yoldaşlarım,
Yargısız infaz timleri,
Ve bir de kirletilen doğanın sayrılık melekleri
Üçlü bir ölüm çaprazına aldılar beni…)

3
Ne zaman düşünsem aynı
Ne zaman üşürsem yağmur yağar
Yoksullar koşar sokakta,
Şimşek üstüne yıldırım,
Yıldırım üstüne şimşek iner başıma

4
Sokaklar umutsuz dolaşılmıyor
Şiir desen işsiz ve aç yazılmıyor
(Bozkırda da öyleydi
Yalnız kaldığımda
İki dağ arasında aç ve umarsız
Sular beni çekerdi
Orda; kille yıkanırdım başıboş akan kül nehrinde
Dorukları kimin için boyardım şehvetin kızıllığına
Belli değil sevgilim;
Ben neleri sevmişim, kimlere bağlanmışım bilir miyim
Şimdi ama, tek şey varsa bildiğim;
Ormandaki kuşlarına aşıktım,
Tıpkı tutkunlara edilen ihanetler gibi,
Baharlarına doyamadan ayrıldım
Bütün ömrüm
Ufkun o tatlı renkleri altında geçecek sanmıştım…)

5
Uzun yıllar bu şehirde
İşsizlikle iş arasında gidip geldim,
Cebim para görmedi,
Hangi sofraya baktıysam,
Gözüme emeğin teri kaçtı, yememe gerek kalmadı
Hangi özneye bağlandıysam
Sonunda öteki eliyle beni tokatladı,
Açtığım musluklar
Yüzüme çarpacak bir yudum su akıtmadı…
(Geçtiği yollardan sadece toz çıkarırdı araçlar
Şimdi yağmurda bile koku var;
Mıncıdı çöp, mıncıdı toprak, mıncıdı beton yığınlar)
Evler sokaklar küçüldükçe insanlar iyice domuzlaştı
Okullar paralandıkça medreseler mantar gibi çoğaldı
İşportaya düşmüş bir mal gibi
Caddelere serer oldum kıldığım bütün namazları

6
Dedim ya şiir
Umutsuzken yazılmıyor sevgilim
(Kitaplara bakarken Beyoğlu sahaflarında
Müslüman bir matbaacı
Abi gel hele, gel otur dedi
Sanki benden yüz yıl önce doğmuş gibi;
Biz seni tanırız, yetmedi mi kitaba verdiğin para
Sen işçi değil efendi olacak adamdın ama…
Madem ehli İslamız
Madem birbirimize yardım için varız, dedi,
Ve benzeri bir sürü kocakarı öğüdünden sonra;
Sigortasız bir şapka geçirdi başıma.
Aslında şapka mıydı geçirdiği, kazık mı belli değil,
Belli olan tek şey varsa sevgilim, geceyi gündüze kararacağım
Ve örtüldüğüm bu çöplüğün altında
Sonuna kadar senin için çırpınacağım…)

Sevgilim,
Ah benim yanlışlarım yüzünden, asyada
Ölümünü bile örgütleyip öyle örten sevgilim
Keşke ölmeseydin, keşke ölmeseydin
Sevgilim bu yaştan sonra gulyabani
Bukalemun ve hayalet gibi
Nasıl gezersin bu şehri, nasıl gezerim…

7
Çekin üstümden, bütün ışıkları çekin
Yönümü saptayamıyorum öğle vaktinde bile
Güneş değil batışa sürüklenen benim
Karanlık bir hücreye hapsedin beni
Orda
Işıkla gölgeyi karıştırıp
Resimle yapmalıyım bir zaman
Karda izi okunmayan giz’li bir ceren
Ve sokak fırtınalarında uçmayacak kadar
(Belki bir yer altı kayası gibi) ağır olmalı resimdeki kadınım
Olmazsa simler çekmeliyim üstüme
Bütün aşıklar öldü, bütün aşklar kirlendi madem
Aşksız ve kadınsız
Gebermeliyim bu şehirde

Sabah şebnemi kadar kısa olmalı hikayem
Kürdistan’da kirletilen masum aşiret kızı
Ve dağda düşmüş bir gerillanın kesilmiş hızı gibi
Benliğinizi sarıp, iliklerinize kadar titretmeli sizi

Su istedi, toprak istedi deyin, kurumuş çiçeklerine
Bir kuyu açabilseydi,
Bir kova, çıkrık olabilseydi
Sorabilseydi kuyunun başına gelen herkese
Sorabilseydi
Mutluluk taşırdı onu bizlere…

8
Ne kadar düşünsem aynı
Ne zaman üşürsem yağmur yağar
Yolum değilse bile sevgilim
Benim sonum belli
Sevginin ince tülüyle sarmadıkça ben seni (sen beni)
Yine kana düşerim hiç yoktan

Yine davalar açılır aleyhimde…

Hiç yorum yok: