16 Aralık 2016 Cuma

MAZHAR CANDAN

(29 Ekim 1940, Erzurum - 8 Mart 2011)


Fatma Hanım ile Sadullah Candan’ın oğlu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı; İÜ Kimya Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültede bir süre öğretim üyeliği yaptıktan sonra (1970-71) kimya mühendisi olarak çalışmaya başladı. PEN Yazarlar Derneği üyesi. İstanbul’da yaşıyor. 

İlk denemesi “Yaşamak Denince” 1976'da Varlık dergisinde yayımlandı. Şiir, öykü, çeviri ve denemeleri 70’lerden itibaren Çağdaş Eleştiri, Oluşum, Sanat Emeği, Sombahar, Soyut, Varlık, Yazı vbg. dergilerde yayımlandı.

Yapıtları: Şiir: *Varoluşun Külü, İst.: Kırlangıç, 1991.

Deneme: *Korkunun Gözbebekleri, İst.: Oluşum, 1981 *Yeni Anlatı İzleğinde, İst.: Çizgi, 1986.

Anı, Günce: *Günce'den Eksiltmeler, İst.: Oluşum, 1981 *Geceden Kalan, İst.: Çizgi, 1986 *Günce'den Eksiltmeler 1975 – 1995, İst.: YKY, 1997.

Çeviri: *Kafka’nın Güncesi, İst.: İmge, 1983 *St. John Perse, Sözcükler Denizi, İst.: Çizgi, 1986 *Stephan Mallarme, Mallarme'nin Mektupları, İst.: Çizgi, 1986 *G. Jung, “Ulysses” ve “Picasso” Üzerine, İst.: Düşün, 1995.

Kaynaklar: TBEA, c. I, 2001; Odabaşı, Antoloji, 2000/2003. 

Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*21 Ağustos 2022 tarihinde güncellendi

Şiirlerinden Seçmeler:

GECE

Çocukluktan artakalmış coşkularla
               “mi” telinden çalmak seni
kapıp da kaçırmak yorgun ezgilerden
               bezgin yüz çizgilerinden...

Umutlarımın üst “sol” sesiyle sana başlayıp da
               tatlı bemollerle avunmak
birinci keman olmak yeniden.
Gel kaçalım sevdiğim, kemanların çığlığa dönüştüğü
               gecenin sınırlarından
uçbeylerinden karanlığın, bir kez daha kaçalım...

OYUNUN ADI NEYDİ?

Son perdenin provası için toplanmıştılar
nasıl da hüzünlüydü bütün oyuncular
gecelerce uykusuz kalmıştı kimi
kimileri sanki ağlamıştılar
kızarmış gözler, soluk dudaklar, sönük lambalar.

İşte sıram gelmişti
müzik susmuş, tüm sesler sönmüş;
uzak davullarda yavaş tokmaklar
boğuk kalp vuruşları gibi -yürüyordum-
ellerim arkamda bağlı
Romalı saçlarım hafif yağmurla ıslak,
başım gururla dimdik,
pırıl pırıl, katışıksız bir Hamlet:
ardımda, elinde baltası, bir cellat:
sevmiş, öldürmüş ve delirmiştim...

Bu provaya hiç gerek yoktu,
tüm replikler belleğimdeydi nasılsa
ama bir törendi sanki,
bir saygı gösterisi oyunun yazarına,
ya da bana öyle gelmişti
peki yazarın adı neydi?..

Ya o genç kadın kimdi
tanrıçaları kendine bunca yakıştıran?
Hep ben olurdum
ötekilerden sahne çalıp
onun için öldüren
onun için deliren
dediklerine bakılırsa,
sopayla kovalanmadıysam şimdiye dek,
yazarın beni tutmasıydı nedeni.
ama hiç soramadım yazarın adı neydi?.

Sürüp gitmekte bu oyun;
hep değişse de oyuncular
sürüp giden bir benim
yoksa ben miydim bu oyunu yazan,
omuzbaşımda şiirime ezgiler dizen
düşsel kemancılarım gibi hani
peki kabulümdur bir oyunsa tüm yaşam;
geçtim yazarlıktan, oyunculuktan,

ama bu oyunun adı neydi?..

Hiç yorum yok: