ABAK, ŞABAN / (1963 [nüfus kaydında 1 Mart 1966], Aşkale / Erzurum - )
Şair, yazar. Şaban Özben imzasını da kullandı. Cemil Hanım ile memur,
çiftçinin oğlu Cevdet Abak’ın oğlu. İlkokulu Horasan'ın Hasanbey köyünde,
ortaöğrenimini Erzurum Lisesi ve Kandilli Lisesi’nde tamamladı. 1986'da AÜ Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bıraktı. 1991'de İÜ İletişim Fak., Radyo-Televizyon Bölümü’nü bitirdi.
Aynı bölümde başladığı "Televizyonda Edebiyat Uyarlamaları" adlı tez çalışmasını yarım bıraktı. Çalışma hayatına 1987'de Mavera dergisinde yazı işleri
müdürü (Nisan-Ekim 1987) olarak başlayan Abak, on yıl gazetecilik ve
yayıncılık alanında çalıştı, öğretmenlik ve sendikacılık yaptı. Yeni Şafak
gazetesinin kuruluşunda editör olarak çalıştı. Bürokraside görev alması
sebebiyle Ankara’ya yerleşti. 2002’de Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Yönetim
Kurulu ve 2004’te Türkiye Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu üyeliklerine seçildi.
2017’de Gazi Üniversitesi’nde "Uyarlama Yaklaşımı Açısından Türk
Sineması" başlıklı teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı. Halen
Ankara'da yaşıyor; evli ve dört çocuk babasıdır.
İlk yazı ve şiirleri lise yıllarında Erzurum’un mahalli gazetelerinden Hürsöz, Aziziye ve Doğu
Ekspres'te yayımlandı. "Ellerini Arıyorum" adlı ilk şiiri,
Haziran 1983'te Töre dergisinde çıktı. 1983'ten itibaren şiirleri, yazıları ve söyleşileri; Albatros,
Cins, Dergâh, Dolunay, Edebiyat Ortamı, Edep, Hece, İkindiyazıları, Kaşgar,
Kayıtlar, Kılavuz, Maverâ, Selam, Sühan, Şehrengiz, Töre, Türk Dili, Türk
Yurdu, Yalnızardıç, Yedi İklim, Yeni Şafak, Zaman gibi dergi ve gazetelerde
yayımlandı. Ahmet Kabaklı, Şaban Abak’ı “Yeni İslâmcı Akım” adını verdiği
“Diriliş Akımı” içinde değerlendirdi. Sezai Karakoç’un sanat ve dünya görüşünü
benimsemiş 80 kuşağı şairlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
İşport/acılar ve Malcolm X adlı radyofonik oyunları, piyes ve senaryoları da
bulunmaktadır.
Hazırladığı Tez: Uyarlama Yaklaşımı
Açısından Türk Sineması, YLT, Dan. Prof.
Dr. Zakir Avşar, Gazi Üni. SBE Radyo Televizyon ve Sinema ABD, Ank.: 2017, 104
s.
Ödül: 1981'de Türkiye Diyanet Vakfı Şiir yarışmasında ve “Buruk Hikaye” ile
1986’da Eskişehir Yunus Emre Şiir Ödülü'nde birincilik ödüllerini aldı. 2007’de
yayımlanan "Kayıp Atlar Haritası" adlı kitabıyla Türkiye
Yazarlar Birliği'nin "Yılın En İyi Şiir Kitabı" ödülünü aldı.
Yapıtları: Şiir: *Bağdat’tan Dönen Şiirler, İst.: Yediiklim, 1990 *Kayıp Atlar
Haritası, Ank.: Ebabil, 2007 / Deneme,
İnceleme, Eleştiri: Tarifi Bende (Bir İslam Aydını Olarak Nasreddin Hoca), Ank.: Vadi, 2000 *Karpuz Kestim Yiyen Yok, İst.: Kaknüs, 2004 *Meşaleyi Tutan El, Ank.: Vadi, 2007 *Yıldız Tutulması, Ank.: Vadi, 2013 *Taze Söğüt Dalından Düdük Nasıl Yapılır?, İst.: Altiva, 2017 *Vatan Hüma Kuşudur, İst.: Altiva, 2017 *Yeni Başlayanlar İçin Sezai Karakoç, İst.: Altiva, 2017 / Oyun: *İşport/acılar,
Radyofonik oyun *Malcolm X, Radyofonik oyun / Antoloji: *Güldeste, (Hüseyin
Atlansoy ile); İst.: Beyan, 1990 / Katkıda
Bulunduğu Kitaplar: *Tarihe Adanmış Sözler, (Necmettin Şahinler, Hülya
Güzey, Mehmet Nur Güllüoğlu ve Muzaffer Doğan ile); İst.: Beyan, 1991 *Evliya Çelebi'nin İzinde, ?, Bengü, 2011 *Ağustos Böceği Bir Meşaledir (“Ağustos
Böceği Bir Meşaledir” adlı yazısıyla), 2. bas. İst.: Büyüyenay, 2022
Kaynaklar: TBEA c. 1, 2001, s. 2/2010, s. 2-3; Yeni Şafak gazetesi web sitesi, erişim tarihi: 26 Şubat 2022.
*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*Güncelleme tarihi: 20 Ocak 2025.
Şiirlerinden
Seçmeler:
ÇOCUKLUK
Çocukluk, o derin ırmak çağrısı
O masal dağında ünleyen gazal
Güz ve hasret yüklü akşam bulutu
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Babamdan duyduğum o mahzun gazel
Ahengiyle dalgalandığım harman
Betim benzim ondan buğday sarısı
Çocukluk, o derin ırmak çağrısı
Uyanıkken rüyâ gördüğüm günler
Gelir bu kâbustan alır mı beni
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Teneke çıkrığım, tahtadan atım
Dönersem Serçeme tanır mı beni
Diner mi ruhumun büyük ağrısı
Çocukluk dediğin, ömrün yarısı.
GÜNEŞ
ÇİÇEĞİ
Atı Gülşah’la kalbinin rabıtası hiç
kopmayan Duran’ın, tarlalar arasından geçerken güneş çiçeklerini seyretmesi,
onların aşık oldukları Güneş’ten bir an olsun yüz çevirmeyişlerine
imrenmesidir. Bu odur:
Dönmesin kalbim Tanrım, dönmesin kalbim
Dönsün başım
Dönsün başım
Dönsün daima güneş
sarhoşu başım
Bir gündöndü tarlası uğultusuyla
Bal sarısı, at rüyası, arı tefsiriyle
Serin ikindi esintisiyle
Kırpıştırıp iri kirpiklerini
Yüzünde aşk aydınlığıyla
Dönsün, şifadır
Unutuşun yarasına ve kaybedişin
Kalbim sabit kalsın diye
Dönsün dursun durmadan
O gözleri gece güzelin,
Gölgesi ay sevgilinin
Yörüngesinde
Bulutları köpürterek yüzen
Altın bir gemidendir
Leventleri ışın mızraklar yağdıran
Ateşli öpüşlerle uyandıran
Bayıltan ve uyandıran
O sevgilinin.
KARA
CAHİL
Gece gizlemez acıyı, gece sır bilmez
Böyle cahil gece görülmemiştir
Ayın dalgınlığı taşar haleden
Rüyâ gördüğünce büyür ekinler
Acıyla salınır yel uykusunda
Tarla kuşlarına öğrettiğim dil
Kederli ovada dökülür gider
O yıldız, herkesin bildiği o sır
Kayar izi kalır yaslı sularda
Gece söylemez acıyı, gece dil bilmez
Bütün türkülerin derdi bendedir
Şafağın gül yüzü hürmetinedir
Bu sarhoş gecede bülbül nağrası
Bağrımın bıçağı sevmesindendir
Çünkü unutmuşum yar ne demekti
Duman ateşte mi başlıyor bilmem
Deniz incide mi bitiyor bilmem
Sanki ben de bir geceyim, ne sorsan bilmem
Fuzulî kim olur kim tenhalarda?
Elif gibi yalnız olmak ne demek?
Böyle dilsiz gece duyulmamıştır.
MOSTAR
ÇAYI İÇİN ŞİİR KÖPRÜSÜ
Duran'ın Mostar Köprüsü'nde Gülşah'ın nal
izlerinin görüldüğü haberini aldığı, Bosna’da, Mostar'a varınca köprünün
yıkılmış olduğunu gördüğü ve Neretva nehrini teselli ettiğidir. Bu odur:
I.
Ben ki aramaya çıktım
Ben aramaya çıkınca bir bulan vardır
Yıkık köprülerin her bir taşından
Bir hayat köprüsü kuran
Kâbusların yıktığını onaran
Bir rüyâ vardır.
Köprünün yıkılması
Bir kıyının öbürüne küsmesinden
Çeyizini yıkarken su perisinin
Nişan yüzüğünü kaybetmesinden
Nişanlıyı aramaya bir bahanesi
Kötü bir düş görüp yıkılan köprüleri
Saçlarından öperek uyandıran
Aşkı kalpten kalbe yankılandıran
Gözyaşı çiğiyle ışıklı kirpikleri
Gökkuşağı özlemiyle nakışlandıran
Rüzgâr nefesliler vardır
Okunmuş taşları atıp sulara
Yağmur duasına çıkanlar gibi
Yananlar vardır.
Köprünün yıkılması
Kırkikindilerin yaklaşmasından
Ustalar vardır
Hızır'ı danışman olarak çalıştıran
Çile yontucuları
Sabır nakkaşları
Bir rüyâyı taşlarla yorumlayan
Medrese çağıltısından
Kütüphane hafızasından
Taşlara da bir rüyâ armağan eden
Kur'an sesi işlemeli
Taç kapılardan görünüveren
Ölümsüzlük öğrencileri vardır
Ben ki aramaya çıktım
Yeni bir derse başladım
Mostar Çayı'nı ezberliyorum
Köprü Bilgisi sınıfındayım
Ölümsüz Atlara Binicilik Kursu'nda
II.
Gülşah öldü diyorlar, haşâ ki yalan!
Mostar Köprüsü'nde nal izleri var
Ona öldü diyen ağızda dil ölüdür
Ölüdür sözlükte kelimeler
O diridir, hayattadır, hayattır
Suya düştü, o artık yok diyorlar
O var, zira onu bir arayan var
Sesini işitip nehre koşuşan
Köpükten atlara binip uçuşan
Bosna'da çocuklar var
Göğsü tomurcuklanmadan
Gözü bulutlanan çocuklar
Bombalanmış el yazması şiirler
Yanmış kitap sayfaları
Göğü çalınmış haritalar
Uçurulmuş haber köprüleri
Ararken koyduğum işaretlerden
Atlı şairlerin süt anneleri.
Bir şehidin omuzundan çözülüp düşen
Upuzun bir Müslüman sarığı imgesiyle
Akışan şu yeşil Neretva Çayı
Soydaşıdır hem eşidir atımın
Irgalayan beşiğidir
Düşsün suya
Ölüm olmaz
Suya sudan
Musa'ya Nil'den
/Gülşah biraz gümüş, biraz akarsu
Biraz sabah sisi göl kıyısının
Uykusu hafifçe kuş uykusundan
Nefesi nisan bahçesi
Seher yelinin zikridir güllerde yankılanan/
Rüyâlar yarışıyor O’na yetişmek için
Rüyâlarda O’na binip yarışıyorlar
Filistin'de çocuklar
Kudüs'te ihtiyarlar
O’nun sularında yıkanıyorlar
Geceye sıçratılan kandan
Kirlendiğinde uykuları
O’nun soluğundan besleniyor
Demirperdeyi gün gün eriten
Ateşin körükleri
Çin ejderhasına karşı duruyor
Doğu Türkistan'da
Minyatürleri
III.
Düşsün suya
Bu yolda düşen suya
Düşmüştür bengisuya
Düşsün yüzme bilen umutlarım da
Düşmesin kurumuş su yatağına
Yeter ki tökezlemesin
Umudun delişmen tayı
Sen yeter ki susma ey Mostar Çayı
Yürekten yıkılışı köprülerin
Duyulmaz olmasıdır senin
Yeşil şarkılarının
Susma ki dönsün kalbimin pervaneleri
Çağıldayışının âhengiyle
Susma ışısın hülyası
Kemerlerin, yakamozlarla
Boş kalmasın yatağın, uyumasan da
Çık dolaş, bize de gel, sana ninni söylerim
Sana köprü yaparım kaburga kemiğimden
Gözyaşım kardeşin olsun
Dicle’ye Fırat'a eş
Çağla cennetlerden bir müjde gibi
Ben suların gördüğü küheylan rüyâları
Köprülerle yorumlayan Yusuf'um, bilmez
misin?
Ben ki aramaya çıktım
Bulmaya tabir olunur
Tamir değil, kurmaya
Mostar Köprüsü'nü
Kelimelerle
SÜT
BUĞDASI
Evet, buğdası
Kavurgası leblebi iriliğinde
Yedim birYe arttı çocukluğumdan
Hurufatın ekâbiri, sondan geleni
Yay başını gerip sözün okunu atan
Yılandaki eğriliğe işaret eden
Yalandan öç alan Ye
Ekmeğimizi çaldılar daha buğdayken
Ye ki çekildi hayatımızdan
Süt buğdası gevrek; çaylar deminde değil
Ağdı göğe, yavanlaştı aşımız
Sanki birden yedi oldu yaşımız
Taş kırdı dişimizi
Çağırsak ilk o gelse yoksul karanlığımıza
Elifle birlikte gelse ey diyenler meclisine
Ya Hayy zikriyle diriltse bizi
El aldı gitti de yel olsa gelse
Harman savuranlardan bir hatıra olarak
Yorulunca yabalara yaslanılan yazlardan
Ansa başakların gök yeşilini
Yansa da gelse.
Gizlenir ya bazan
Suya mı dalar
Yumurta topuklu Ye
Aşikâr gördüm düşümde
Sülüs bir kuğuydu
Yüzüyordu Ye
İkindi sularında
Ulu Camide
Bir sütun kadar sessiz
Anaç bir kuğu gibi ve mağrur
Takıp peşisıra bütün harfleri
Harfler ki sözlerin çocukluğudur
Her biri müjde yüklü bir kelimenin
Muhyiddin-i Arabî’nin elinde büyüyünce
II.
Süte yatırdı annem buğdayı
Danedeki bebeği uyandırdı
Emzirdi içimdeki kahramanı da
Çalınmış ekmeğin intikam mızrağını
Saplar harmana inmeden
Işıldatacak olan. Ve gözlerimi
Süte yatırdı annem buğdayı
Danedeki yetimi uyandırdı
Dişleri bitince kavurga da yiyecek
Süt buğdayından.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder