Yazar Cezmi Ersöz beraat etti.
Leman dergisinde yayımlanan yazısında "halkı askerlikten soğuttuğu" gerekçesiyle hakkında dava açılan yazar Mustafa Cezmi Ersöz beraat etti.
Beyoğlu 2'nci Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Ersöz ile avukatı Fikret İlkiz katıldı.Kimlik tespitinin ardından savunması alınan Ersöz, yazısını, vatani görevini yaparken askerlere uygulanan küfür ve dayak gibi olayları eleştirmek ve askerlerin bu tür durumlarla karşılaşmaması için kaleme aldığını öne sürdü.Ersöz, yazısının eleştiri mahiyetinde olduğunu da belirterek, beraatını istedi.
Davaya ilişkin görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı da sanık hakkında 5 Eylül 2007 tarihinde Leman dergisinde yayımlanan "Askerliğin dönüşü güzeldir" başlıklı yazısı dolayısıyla "halkı askerlikten soğuttuğu" gerekçesiyle dava açıldığını hatırlattı.
Savcı, yazının tamamı göz önüne alındığında, sanığın düşünce ve ifadeyi açıklama özgürlüğü kapsamındaki demokratik hakkını kullandığı sonucuna varıldığını belirterek, suçun unsurlarının oluşmaması yüzünden Ersöz'ün beraatını talep etti.
Davayı karara bağlayan hakim de Ersöz'ün, askerlik hizmeti sırasında karşılaştığını iddia ettiği birtakım olay ve kişileri sert bir şekilde eleştirdiğini belirtti.Yazının genelinde, sanığın düşünce ve ifadeyi açıklama özgürlüğü kapsamında demokratik hakkını kullandığını ifade eden hakim, suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Ersöz'ün beraatına karar verdi.
Bakınız:
http://www.cnnturk.com/HaberDetay/kultur_sanat/550/diger/594/yazar_cezmi_ersoz_beraat_etti/498695/0
30 Ekim 2008 Perşembe
Köşk'ten Yaşar Kemal'e Ödül

Köşk'ten Yaşar Kemal'e Ödül
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri, bu yıl edebiyat dalında Yaşar Kemal’e, mimari dalında Turgut Cansever’e, müzik dalında ise Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verildi.
Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türk kültür ve sanat yaşamına önemli katkılarda bulunan, kültür ve sanatının yücelmesine çalışan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişiler ile kurumlara, Devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmesinin öngörüldüğü hatırlatıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, ödülün, her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında verilmesi talimatı verdiği ifade edilen açıklamada şöyle denildi: “Bu çerçevede, Doğan Hızlan, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Mustafa İsen, M. Emin Kuz, H. Gürcan Türkoğlu, H. Ahmet Sever, Zeynep Damla Gürel’den oluşan Değerlendirme Kurulu’nun önerisi üzerine, Sayın Cumhurbaşkanımız, 2008 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin, edebiyat dalında Sayın Yaşar Kemal’e, mimari dalında Sayın Turgut Cansever’e,müzik dalında Sayın Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verilmesini uygun görmüşlerdir. Ödül töreni daha sonra duyurulacak bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Çankaya Yerleşkesi’nde yapılacaktır.”
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü 1995'te Burhn Doğançay, Adalet Ağaoğlu ve Şefik Kutluer'e; 1996'da Cahit Külebi, Yekta Kara ve Arif Sağ'a; 1997'de Turhan Selçuk, Lütfi Akad ve Hayretin Karaca'ya; 1998'de Yıldız Kenter, Fikret Otyam ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'na; 1999'da Nevzt Atlığ, Turgut Özakman ve Rengim Gökmen'e; 2005'te Halil İnalcık, Oktay Akbal, Ferruh Başağa, Ara Güler ve Sevda-Cenap And Müzik Vakfı'na verildi.
Yaşar Kemal'den açıklama
2008 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödüllerinde "Edebiyat" dalında ödüle layık görülen Yazar Yaşar Kemal ödülle ilgili görüşlerini şu şekilde açıkladı:
“Bu ödülün bana verilmesini Türkiye’de siyasal duruşun, barış ve insan hakları mücadelesinin dışlanmaması konusunun ve toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak görmek istiyorum. Bu ödülün siyaset ve partilerüstü bir kurum olan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilmesi bu açıdan ümidimi güçlendiriyor.”
12 Ekim 2008 Pazar
HULKİ AKTUNÇ

(27 Ocak 1949,
İstanbul – 29 Haziran 2011, İstanbul)
Öykücü, şair, roman, deneme ve araştırma/inceleme yazarı. Tam adı Şükrü
Hulki Aktunç. Türkiye Defteri dergisinde Oktay Bizer ve Ali Devran takma
adlarını kullandı. Recep Aktunç ile Nadide (Öğütveren) Hanım’ın oğlu. Selimiye
Askeri Ortaokulu, Erzincan Askeri Lisesi (1963-66) ve Haydarpaşa Lisesi’ni
(1967) bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini yarıda
bıraktı. 1969-1972 yılları arasında Meydan Larousse´un hazırlanması sırasında redaktörlük
yaptı.´Z´ harfinin tamamlanmasıyla beraber o da işini kaybetti. Daha sonra bir
gazetede gördüğü `Redaktör aranıyor` ilanı üzerine Manajans´a başvurdu. Ancak
kısa süre sonra Manajans tekrar bir redaktör ilanı vermek zorunda kaldı, çünkü
yazarlık konusunda yetenekli olduğu görülen Hulki Aytunç, yaratıcı bölüme
kaydırıldı. Daha sonra Manajans içerisinde yazı grubu başkanlığına kadar
yükselen Aytunç, yönetim konusunda yaşayan anlaşmazlıklar yüzünden Manajans´tan
ayrılma kararı aldı. 1980’de Yaratım´ı kuran Aktunç, 1987’de Foot Cone &
Belding ile ortaklığa imza attı. Hulki Aktunç, halen Yaratım / FCB´nin yönetim
kurulu başkanlığı görevini sürdürüyor. Reklamcılar Derneği’nin başkanlığını
yaptı. İstanbul’da yaşıyor, öykücü Semra Aktunç ile evli ve iki çocuğu var.
Aktunç’un yazın yaşamı 1968 yılında dönemin önemli dergilerinden “Yeni
Ufuklar”da başladı. 1973-75 yılları arasında “Türkiye Defteri” dergisinin
yönetimine katıldı.
On yılı aşan bir çalışmanın ürünü olan “Büyük Argo Sözlüğü” (1990) gerek
Türkiye’de, gerek yurtdışı Türkoloji çevrelerinde yoğun ilgi gördü. “Erotogya?”
ülkemize özgü erotizm dünyasını irdeleyen bir ilk yapıt sayılır.
Edebiyata öyküyle başlayan Aktunç, şiir, eleştiri, inceleme, roman ve
sözlük te yayımlamıştır. Kendisine özgü bir üslup geliştirdiği öykülerinde ve
romanlarında tekniğe ve yapıya özel bir önem verdi. Kendi kuşağını çevreleyen
toplumsal konuları konu edinirken simgelerle yüklü anlatımı, ayrıntıları ustaca
kullanması ve biçim özellikleriyle farklılığını belirginleştirdi. Duygusallığın
ağır bastığı şiirlerinde özellikle sözcük seçimiyle dikkat çekti. Öykü ve
romanlarında kişilerin farklı zaman dilimlerindeki yaşamlarını işlemiş,
olayları atlamalı kesitlerle, konuyu gizleyerek dolaylı biçimde veren bir üslubu
benimsemiştir.
İlk öykü kitabı “Gidenler Dönmeyenler”de Sabahattin Ali’nin gerçekçiliği
ile Sait Faik’in avangardizminin bir bireşimini oluşturmaya çalışmıştır. “Güz
Her Şeyi Bilir”adlı öykü kitabında alışılmış anlamda öyküden bir kopuşu
gerçekleştiren Aktunç, öykünün yapısına ilişkin saptamalarda bulunmuş ve bir
anlamda öykü üzerine öykü yazmayı denemiştir.
İki öyküsü, filme dönüştürülmüştür: “Aşka Kimse Yok” (Yönetmen: Osman
Sınav), “Bir Yer Göstericinin Hayatı” (Yönetmen: Tülay Eratalar)
Şiirlerinden bir seçme, şairin de katıldığı kolektif çeviri
çalışmalarında, Theo Dorgan, Tony Curtis ve Orhan Koçak tarafından İngilizceye
çevrildi: A Selection of Poems and Needlework Interior, 1996. İrlanda’da
gerçekleştirilen şiir çeviri seminerleri doğrultusunda bazı şiirleri
İngilizceye çevrildi ve Twelfth Song başlığıyla yayınlandı (1998).
Ödülleri:
İlk
kitabı “Gidenler Dönmeyenler” ile 1977 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü, “Bir Çağ Yangını” adlı romanıyla 1981 Abdi İpekçi Ödülü’nü, “Bir Yer Göstericinin Hayatı” ile 1989 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü, “İnsan Aşklarının Külüdür” ile 1994 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, “Istıraplar Ansiklopedisi” ile 1995 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü
kazandı.
Yapıtları:
Şiir
Kitapları:
& Sır Kâtibi (1989, Şiir Atı Yayıncılık, İst.)
& Islıkla Tarihçe (1989, 1000 Tane Yayınları, İst.)
& Adresim Aynalar (1991, Telos Yayınları, İst.)
& Şarkılar (1992, Varlık Yayınları, İst.)
& İnsan Aşklarının Külüdür (1993, Korsan
Yayın, İst.)
& Istıraplar Ansiklopedisi (1994, Oğlak
Yayınları, İst.)
& Bir Şeyin Varoluşu (1999, Varlık Yayınları, İst.)
& Firak Toplu Şiirler 1989-1999 (Kitap Editörü:
Birhan Keskin; 2000, YKY, İst., 377 s.;
Sır Kâtibi, Islıkla Tarihçe, Adresim Aynalar, Şarkılar, İnsan Aşklarının
Külüdür, Istıraplar Ansiklopedisi ve
Bir Şeyin Varoluşu adlı şiir kitaplarının toplu basımı)
& Opus (Gültekin Emre ile birlikte; 2012, Sel
Yayınları, İst., 116 s.)
Öykü Kitapları:
& Gidenler Dönmeyenler (1976, Günebakan Yayınları, İst.)
& Kurtarılmış Haziran (1977, Derinlik Yayınları, İst.)
& Ten ve Gölge (1985, İletişim Yayınları, İst.)
& Bir Yer Göstericinin Hayatı (1989, Afa
Yayınları, İst.)
& Güz Her Şeyi Bilir (1998, Oğlak Yayınları, İst.)
& Toplu Öyküler I (2003, YKY, İst., 342 s.; Gidenler Dönmeyenler, Kurtarılmış Haziran
ile Ten ve Gölge adlı kitaplarının
toplu basımı)
& Toplu Öyküler II (2003, YKY., İst., 315 s.; Bir Yer Göstericinin Hayatı ve Güz Her Şeyi Bilir adlı kitaplarının
toplu basımı)
Romanları:
& Bir Çağ Yangını (1980, Derinlik Yayınları, İst.)
& Son İki Eylül (1987, Özgür Yayınları, İst.)
Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları
& Erotologya (2000, Sel Yayınları, İst.)
& Aforistika (2001, Sel Yayınları, İst.)
Sözlük:
& Büyük Argo Sözlüğü (1990, Afa Yayınları, İst.;
Genişletilmiş olarak YKY’de 1. Baskı: 1998, İst.)
Söyleşi Kitabı:
& Yoldaşım 40 Yıl (Söyleşi: Rıza Kıraç;)
Kaynaklar:
A Tanzimat’tan Bugüne
Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt I / 2001, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık,
İst., s: 64-65
Yazarla
Yapılan Söyleşiler:
J Şair ve Okuru:
Hulki Aktunç / İbrahim Yıldırım / Yasakmeyve, Sayı: 1, Şubat-Mart 2003, s. 6-14
21 Eylül 2008 Pazar
İMGE ÖYKÜLER
İMGE ÖYKÜLER
Derginin Künyesi:
Genel Yayın Yönetmeni: Özcan Karabulut
Yayın Danışmanı: Semih Gümüş
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Zerrin Keskin
Dil Danışmanı: Sevgi Özel
Yayın Türü: Yaygın süreli
Yayın Yeri: Ankara
Yayın Periyodu: İki aylık
1. Sayı: Şubat-Mart 2005
Sayfa Sayısı: 184 s.
Fiyatı: 5 YTL
Derginin sunuş yazısı, “İmge Öyküler; Öykü Dostlarıyla Birlikte, Öykü Edebiyatımızın Gereksinimlerine Katkıda Bulunmak İçin…” başlığıyla Özcan Karabulut tarafından kaleme alınmış.
Derginin sunuş yazısı
“Doksanlı yılların ikinci yarısından günümüze öykü dergilerinin yayımlanmasıyla birlikte varolan öykü potansiyeli harekete geçmiş, kimi yazarlarımızın deyişiyle öyküde bir “patlama” yaşanmış, öykü edebiyatı ortamı canlanmıştır.
“Niçin iki, üç, daha fazla öykü dergisi olmasın?” sorusuyla Nisan 1996’da ilk sayısı yayımlanan Düşler Öyküler dergisi, çıkışını izleyen yıllarda öykü günlerini başlatmış, öykü günleri Ankara’dan başlayarak geniş bir coğrafyada yaygınlaşmıştır.
Sekiz yıldır kesintisiz olarak sürdürülen Ankara Öykü Günleri, Kasım 2003’te Mexico City’de yapılan 69. Uluslararası P.E.N. Dünya Kongresi’nde onaylanan Dünya Öykü Günü’nü doğurmuştur. Dünyaya açılan bir pencere olarak www.worldshortstoryday.org sitesini doğuran ise, 14 Şubat 2002’de Ankara’da yapılan “Öykü Forum”la hayat bulan Dünya Öykü Günü projesi olmuştur.
1995 yılında Adam Öykü’nün, izleyen yıllarda öteki öykü dergilerinin yayımlanması öykü dergiciliğini hareketlendirmiş, yayınevlerinin daha çok öykü kitabı yayımlamaya başlamalarıyla birlikte öykü edebiyatı ortamı canlanmıştır. Doksanlı yılların ikinci yarısında dokuz sayı çıkabilen Düşler Öyküler dergisinin öykü edebiyatı ortamına kendince yaptığı katkı; birbirini doğuran projeleriyle, gitgide kurumsallaşan etkinlikleriyle, bir yazınsal tür olarak öyküyü, yerelden ulusala, ulusaldan uluslar arası alana taşıması, olabildiğince geniş bir biçimde edebiyat kamuoyunun gündemine getirmesidir, bizce.
Burada dikkat çekilmesi gereken önemli nokta, son dönemde, farklı kuşaklardan öykücülerin buluşma sıklığının pek çok öykücüyü eylemli kıldığı gerçeğidir. Öykü ve öykücülüğümüz adına en büyük kazançlarımızdan biri de öykücülerimizin bu eylemliliğidir, hiç kuşkusuz. Nitekim, öykü edebiyatı ortamının canlanmasına da katkıda bulunan bu eylemlilik (öykücü arkadaşlarımızla buluşmalarımız, öykünün, öykücülüğümüzün, öykü dergilerinin sorunlarını tartışmamız, bir etkileşim ortamında düşünce üretmemiz), bizi, yeni ama farklı bir öykü dergisi projesine taşımıştır.
Yeni öykü dergisi, Ankara Öykü Günleri’nin sekizincisinin ardından yola koyuluyor.
Peki, yeni öykü dergisi yola koyulurken, düşler “aynı” düşler, öyküler “aynı” öyküler miydi? Yeni öykü dergisi olarak “aynı” düşlerle, “aynı” öykülerle yola koyulabilir miydik?
Arkadaşlarla yaptığımız toplantılarda, derginin biçimini, içeriğini belirlemek üzere çeşitli sorular sorduk, sorularımıza yanıtlar aradık, sorularımızı çok değerli edebiyatçı dostlarımızla da paylaştık.
Günümüz öykücülüğünün, geçmişteki öyküler kadar gelecekteki öykülerle de buluşmaya, kuşaklar arasında olduğu kadar edebiyatla hayat arasında da köprü kurulmasına, nicel artışın yanında nitel katkıya, öykücünün konuşmasına, eleştirinin canlanmasına, tartışmalarda düzeyin yükselmesine gereksinmediği söylenebilir miydi?
Öykünün çok yönlü okunmaya… Öykücünün değer verilmeye, farklı yönleriyle keşfedilmeye… Öykü edebiyatının demokratikleşmeye… Türkçe öykünün, dünya öykücülüğündeki yerinin belirginleşmesine de gereksinmediği söylenebilir miydi?
Günüyle, günleriyle, dergileriyle öykü edebiyatımızın deneyimine ve birikimine dayanan İmge Öyküler, bir yıl süren tartışmaların ardından, yeni kurumsal kimliğiyle, yeni kadrosuyla, yeni biçimiyle, yeni içeriğiyle, sorularına kendince bir karşılık bulmak, öykü edebiyatımızın gereksinmelerine katkıda bulunmak, öykü izlerinde adımlarını belirginleştirmek için yola koyuluyor.
İmge Öyküler, 14 Şubat Öykü Günü bildirisinde dile getirdiğimiz gibi, insanın öyküsüyle var olacağına, öyküsüyle geleceğe uzanacağına, geçmişini öyküsüyle saklayabileceğine inanıyor.
İmge Öyküler yola koyulurken, öykü dostlarının yanında olduğuna inanıyor. “
Derginin ilk sayısına; öyküleriyle Erhan Bener, Necati Tosuner, Mustafa Balel, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Sevgi Özel, Hasan Özkılıç, Onur Caymaz, anlatı, günce, kitap tanıtım yazısı ve eleştirileriyle Haydar Ergülen, Füsun Akatlı, Semih Gümüş, M. Sadık Aslankara, Feyza Hepçilingirler, Erdal Öz, Cemil Kavukçu, Çetin Öner, Işık Kansu, Cihan Demirci, Birsen Karaca, Sezer Ateş Ayvaz, Atilla Şenkon, Adnan Özer, Aysu Erden ve Deniz Spatar katkıda bulunuyor. Dergide; ayrıca Semih Gümüş ile yapılan bir söyleşi, Müge İplikçi’nin Adalet Ağaoğlu ile yaptığı sohbet ve Jaklin Çelik’in Sedat Yurtdaş, Kadir Konuksever, Mehmet Polat, Lal Laleş, Muharrem Erbey, Azad Ziya Eren ve Şeyhmus Diken’le gerçekleştirdiği forum yer alıyor.
Derginin ilk sayısında; “1980’den Günümüze Türkçe Yazılmış Beğenilen 10 Öykü” başlıklı bir soruşturmaya verilen yanıtlar ile soruşturma sonuçları veriliyor. Bu soruşturma sonucunda en çok beğenilen 10 öykü şöyle sıralanmış;
1. Geyikler, Annem ve Almanya, Nursel Duruel,
2. Naj, Hakan Şenocak,
3. Gece, Bir Otel Odasında. Özcan Karabulut,
4. Tahta Kuşlar, Aslı Erdoğan,
5. Suzan Defter, Ayfer Tunç,
6. İçeriye Bakan Kim, Mehmet Günsür,
7. Kâğıttan Kaplanlar Masalı, Murathan Mungan,
8. Bir Uçurtma Gibi, Erdal Öz,
9. Ormanın İçlerine Doğru, Cemil Kavukçu,
10. Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç.
Derginin ilk sayısında; Birsen Karaca ve Nermin Acar’ın çevirileriyle Mihail Mihayloviç Prişvin ve Donatien Alphonse François Marqis de Sade’ın iki öyküsü yer alıyor.
Şubat 2005’te yayın hayatına başlayan İmge Öyküler dergisi, Nisan-Mayıs 2006 tarihli 7. sayısıyla yayın hayatını tamamladı ve edebiyat tarihindeki yerini aldı.
Derginin Künyesi:
Genel Yayın Yönetmeni: Özcan Karabulut
Yayın Danışmanı: Semih Gümüş
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Zerrin Keskin
Dil Danışmanı: Sevgi Özel
Yayın Türü: Yaygın süreli
Yayın Yeri: Ankara
Yayın Periyodu: İki aylık
1. Sayı: Şubat-Mart 2005
Sayfa Sayısı: 184 s.
Fiyatı: 5 YTL
Derginin sunuş yazısı, “İmge Öyküler; Öykü Dostlarıyla Birlikte, Öykü Edebiyatımızın Gereksinimlerine Katkıda Bulunmak İçin…” başlığıyla Özcan Karabulut tarafından kaleme alınmış.
Derginin sunuş yazısı
“Doksanlı yılların ikinci yarısından günümüze öykü dergilerinin yayımlanmasıyla birlikte varolan öykü potansiyeli harekete geçmiş, kimi yazarlarımızın deyişiyle öyküde bir “patlama” yaşanmış, öykü edebiyatı ortamı canlanmıştır.
“Niçin iki, üç, daha fazla öykü dergisi olmasın?” sorusuyla Nisan 1996’da ilk sayısı yayımlanan Düşler Öyküler dergisi, çıkışını izleyen yıllarda öykü günlerini başlatmış, öykü günleri Ankara’dan başlayarak geniş bir coğrafyada yaygınlaşmıştır.
Sekiz yıldır kesintisiz olarak sürdürülen Ankara Öykü Günleri, Kasım 2003’te Mexico City’de yapılan 69. Uluslararası P.E.N. Dünya Kongresi’nde onaylanan Dünya Öykü Günü’nü doğurmuştur. Dünyaya açılan bir pencere olarak www.worldshortstoryday.org sitesini doğuran ise, 14 Şubat 2002’de Ankara’da yapılan “Öykü Forum”la hayat bulan Dünya Öykü Günü projesi olmuştur.
1995 yılında Adam Öykü’nün, izleyen yıllarda öteki öykü dergilerinin yayımlanması öykü dergiciliğini hareketlendirmiş, yayınevlerinin daha çok öykü kitabı yayımlamaya başlamalarıyla birlikte öykü edebiyatı ortamı canlanmıştır. Doksanlı yılların ikinci yarısında dokuz sayı çıkabilen Düşler Öyküler dergisinin öykü edebiyatı ortamına kendince yaptığı katkı; birbirini doğuran projeleriyle, gitgide kurumsallaşan etkinlikleriyle, bir yazınsal tür olarak öyküyü, yerelden ulusala, ulusaldan uluslar arası alana taşıması, olabildiğince geniş bir biçimde edebiyat kamuoyunun gündemine getirmesidir, bizce.
Burada dikkat çekilmesi gereken önemli nokta, son dönemde, farklı kuşaklardan öykücülerin buluşma sıklığının pek çok öykücüyü eylemli kıldığı gerçeğidir. Öykü ve öykücülüğümüz adına en büyük kazançlarımızdan biri de öykücülerimizin bu eylemliliğidir, hiç kuşkusuz. Nitekim, öykü edebiyatı ortamının canlanmasına da katkıda bulunan bu eylemlilik (öykücü arkadaşlarımızla buluşmalarımız, öykünün, öykücülüğümüzün, öykü dergilerinin sorunlarını tartışmamız, bir etkileşim ortamında düşünce üretmemiz), bizi, yeni ama farklı bir öykü dergisi projesine taşımıştır.
Yeni öykü dergisi, Ankara Öykü Günleri’nin sekizincisinin ardından yola koyuluyor.
Peki, yeni öykü dergisi yola koyulurken, düşler “aynı” düşler, öyküler “aynı” öyküler miydi? Yeni öykü dergisi olarak “aynı” düşlerle, “aynı” öykülerle yola koyulabilir miydik?
Arkadaşlarla yaptığımız toplantılarda, derginin biçimini, içeriğini belirlemek üzere çeşitli sorular sorduk, sorularımıza yanıtlar aradık, sorularımızı çok değerli edebiyatçı dostlarımızla da paylaştık.
Günümüz öykücülüğünün, geçmişteki öyküler kadar gelecekteki öykülerle de buluşmaya, kuşaklar arasında olduğu kadar edebiyatla hayat arasında da köprü kurulmasına, nicel artışın yanında nitel katkıya, öykücünün konuşmasına, eleştirinin canlanmasına, tartışmalarda düzeyin yükselmesine gereksinmediği söylenebilir miydi?
Öykünün çok yönlü okunmaya… Öykücünün değer verilmeye, farklı yönleriyle keşfedilmeye… Öykü edebiyatının demokratikleşmeye… Türkçe öykünün, dünya öykücülüğündeki yerinin belirginleşmesine de gereksinmediği söylenebilir miydi?
Günüyle, günleriyle, dergileriyle öykü edebiyatımızın deneyimine ve birikimine dayanan İmge Öyküler, bir yıl süren tartışmaların ardından, yeni kurumsal kimliğiyle, yeni kadrosuyla, yeni biçimiyle, yeni içeriğiyle, sorularına kendince bir karşılık bulmak, öykü edebiyatımızın gereksinmelerine katkıda bulunmak, öykü izlerinde adımlarını belirginleştirmek için yola koyuluyor.
İmge Öyküler, 14 Şubat Öykü Günü bildirisinde dile getirdiğimiz gibi, insanın öyküsüyle var olacağına, öyküsüyle geleceğe uzanacağına, geçmişini öyküsüyle saklayabileceğine inanıyor.
İmge Öyküler yola koyulurken, öykü dostlarının yanında olduğuna inanıyor. “
Derginin ilk sayısına; öyküleriyle Erhan Bener, Necati Tosuner, Mustafa Balel, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Sevgi Özel, Hasan Özkılıç, Onur Caymaz, anlatı, günce, kitap tanıtım yazısı ve eleştirileriyle Haydar Ergülen, Füsun Akatlı, Semih Gümüş, M. Sadık Aslankara, Feyza Hepçilingirler, Erdal Öz, Cemil Kavukçu, Çetin Öner, Işık Kansu, Cihan Demirci, Birsen Karaca, Sezer Ateş Ayvaz, Atilla Şenkon, Adnan Özer, Aysu Erden ve Deniz Spatar katkıda bulunuyor. Dergide; ayrıca Semih Gümüş ile yapılan bir söyleşi, Müge İplikçi’nin Adalet Ağaoğlu ile yaptığı sohbet ve Jaklin Çelik’in Sedat Yurtdaş, Kadir Konuksever, Mehmet Polat, Lal Laleş, Muharrem Erbey, Azad Ziya Eren ve Şeyhmus Diken’le gerçekleştirdiği forum yer alıyor.
Derginin ilk sayısında; “1980’den Günümüze Türkçe Yazılmış Beğenilen 10 Öykü” başlıklı bir soruşturmaya verilen yanıtlar ile soruşturma sonuçları veriliyor. Bu soruşturma sonucunda en çok beğenilen 10 öykü şöyle sıralanmış;
1. Geyikler, Annem ve Almanya, Nursel Duruel,
2. Naj, Hakan Şenocak,
3. Gece, Bir Otel Odasında. Özcan Karabulut,
4. Tahta Kuşlar, Aslı Erdoğan,
5. Suzan Defter, Ayfer Tunç,
6. İçeriye Bakan Kim, Mehmet Günsür,
7. Kâğıttan Kaplanlar Masalı, Murathan Mungan,
8. Bir Uçurtma Gibi, Erdal Öz,
9. Ormanın İçlerine Doğru, Cemil Kavukçu,
10. Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç.
Derginin ilk sayısında; Birsen Karaca ve Nermin Acar’ın çevirileriyle Mihail Mihayloviç Prişvin ve Donatien Alphonse François Marqis de Sade’ın iki öyküsü yer alıyor.
Şubat 2005’te yayın hayatına başlayan İmge Öyküler dergisi, Nisan-Mayıs 2006 tarihli 7. sayısıyla yayın hayatını tamamladı ve edebiyat tarihindeki yerini aldı.
EŞİK CİNİ

EŞİK CİNİ
Derginin Künyesi:
Derginin Adı: EŞİK CİNİ İki Aylık Öykü Kültürü Dergisi
İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan,
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Nalan Barbarosoğlu,
Yayın Müdürü: Bülent Usta,
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan,
Kurumsal İletişim: Gülce Başer,
Yayın Sekreteri: Melike Aydın,
Çalışma Ekibi: Ergun Kocabıyık, Handan İnci, İbrahim Yıldırım, Murat Batmankaya, Müge İplikçi, Jaklin Çelik, Nalan Barbarosoğlu, Saadet Özen, Yekta Kopan.
Basım Yeri: İstanbul,
Yayımcı Kuruluş: Komşu Yayınevi,
Yayın Periyodu: İki aylık,
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın,
1. Sayının Basım Tarihi: Ocak-Şubat 2006
1. Sayının Baskı Adedi: 2500
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 5 YTL.
Eşik Cini dergisi, adını Hulki Aktunç’un “Bir Çağ Yangını” adlı romanının giriş metninden alıyor.
Derginin kapak tasarımı, her sayıda başka renk fon olacak biçimde, birbirinden farklı çoklu cin motifinden oluşmaktadır.
EŞİK CİNİ 1. SAYI
Derginin Adı: EŞİK CİNİ İki Aylık Öykü Kültürü Dergisi
İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan,
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Nalan Barbarosoğlu,
Yayın Müdürü: Bülent Usta,
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan,
Kurumsal İletişim: Gülce Başer,
Yayın Sekreteri: Melike Aydın,
Çalışma Ekibi: Ergun Kocabıyık, Handan İnci, İbrahim Yıldırım, Murat Batmankaya, Müge İplikçi, Jaklin Çelik, Nalan Barbarosoğlu, Saadet Özen, Yekta Kopan.
Basım Yeri: İstanbul,
Yayımcı Kuruluş: Komşu Yayınevi,
Yayın Periyodu: İki aylık,
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın,
1. Sayının Basım Tarihi: Ocak-Şubat 2006
1. Sayının Baskı Adedi: 2500
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 5 YTL.
Eşik Cini dergisi, adını Hulki Aktunç’un “Bir Çağ Yangını” adlı romanının giriş metninden alıyor.
Derginin kapak tasarımı, her sayıda başka renk fon olacak biçimde, birbirinden farklı çoklu cin motifinden oluşmaktadır.
EŞİK CİNİ 1. SAYI
Nalan Barbarosoğlu tarafından kaleme alınan derginin sunuş yazısı;
“Bunları kimseye
anlatmamalıydın.
Ey eşik cini! Senin ve
Birçoğumuzun sonu geldi.
Ve elbet gelecekti.
Ama bundan daha görkemli
Bir başlangıç olabilir mi?
Bak, duyanlar uykusuz-duraksız
Kalıyor. Yine de
Kendi şenliklerine gidiyorlar.” *
Kültürel ve felsefi kavramların kabuk değiştirdiği, içeriklerin yenilendiği bir zamanın içinden geçiyoruz. Kendini ve ortamını tanımakta, tanımlamakta zorlanan bir insanlığın parçasıyız. Düşünce dünyamız karışık, duygu dünyamız karşıtların gelgitiyle örülü… Evrensel barışa ve dünya kaynaklarının paylaşımında adalete – dünyanın tüm zamanlarında olduğu gibi- yine gereksinim duyuyoruz… Kaygılı ve tedirginiz… Varlığımız ve varoluşumuz –çoğu zaman adını koyamadığımız- bir tehdit altında… Sanki dünya bizim dışımızda akıyor, sanki dünya bizi içine almıyor, bizi görmüyor, ya da görse bile kayıtsız kalıyor… Geleceğe ilişkin –ortak paydada buluşabilecek- hayallerimizi yitirmiş gibiyiz… Oysa, biliyoruz ki, gelecek tasarımını yitirenlerin ortak kaderi, geçmiş tasarımını da yitirmek, yitirmese de köksüzleşmektir; beslenememek, serpilip gelişememektir. Belki de bu köksüzlükten –bazen farkında olarak, bazen de olmayarak—kendi tarihinden, kendi coprafyasından sürgün edilmiş ruhlar gibi dolaşıyoruz bedenlerimizin içinde. Gündelik hayat sregiderken tuhaf, belirsizliklerle bezeli, kolay kolay adlandıramadığımız bir ruh durumuyla soluk alıp veriyoruz, sanki çıkış yolunu bulamadığımız bir döngünün içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Sonsuzdan gelip sonsuza akan zamanın içinde bir “tık” sesi kadar kısa ömrümüzde geçmişi ve geleceğiyle bütünleşebileceğimiz bir dünya tasarımı arıyoruz…
Bu tasarım nerede?.. Tabii ki, yine içimizde; yaşarken ve yazarken enerjisi ve dinamikleriyle oluşan çok boyutlu hayatın içinde… Milyonlarca yılla ifade edilen zaman algımızda, dünyanın ve insanın tarihinde… Bu tarihi yapan varlığımızla ve varoluşumuzla oluşturduğumuz yaşam hikâyelerinde… Bu hikâyelerimizin içinde… Dilimizde… Soluk alıp verdiğimiz atmosferde… Hayallerimizde… Hayal kırıklıklarımızda… Gördüğümüz rüyalarda… Korkularımızda… Arzularımıda… Öfkelerimizde… Dileklerimizde… Türkülerimizde… Söylencelerimizde… Boyuneğişimizde… Başkaldırmamızda… Duruşumuzda… Attığımız adımların edasında… Bakışımızda… Dumanı tüten çayın, buğusu yayılan ekmeğin kokusunu içimize çekişimizde… Gün doğumlarında ve batımlarında güneşin renklerini merakla bekleyişimizde… Rüzgârın tenimize değdiği anda duyumsadıklarımızda… Yağmurun sesini dinleyişimizde… Yağan karı izleyişimizde… Hüzünlerimizde… Coşkularımızda.. Aşklarımızda… Gözyaşlarımızda ve kahkahalarımızda… Bir çocuğa bakarken içimizde uyanan umutta..
Binyıllardır sürüp gelen bir hakâyenin zamanımızdaki taşıyıcısıyız… Diller değişiyır, coğrafyalar değişiyor, çağlar değişiyor, söylenceler değişiyor, algılar değişiyor, kavramlar değişiyor… Hikâye değişmiyor… Daha doğrusu, hikâyeyi hikâye yapan “öznitelik” değişmiyor. İnsan ve hayat! Bütün değişkenlikleriyle, çok parçalı evreniyle insan, kendi hikâyesini örüyor, dünyanın ve insanlığın hikâyesine eklemleniyor, kendisine bir kader olan dünyanın kaderini yine insan yazıyor… Bir başkasının hayatına değerek, eklemlenerek, girerek; bir başkasının hayatından çıkarak, kovularak, sürgün edilerek…
Eşik Cini, insana ve hayata dair yazılmış, yazılan ve yazılacak öykülere açılan kapının eşiğinde bir dergi olarak çıkıyor… Öykü dünyasını evi bellemiş, eşiğini yurt edinmiş bir “cin” diye de görebiliriz onu… Neden olmasın?... İnsan eli değen her şey gibi dergiler de kendi hikâyelerini yazar… Yazarları ve okurlarıyla.
Merhaba.
* Hulki Aktunç, Bir Çağ Yangını, Eylül 1981, Derinlik Yayınları, İstanbul, Romanın girişinden…
Esik Cini’nin ilk sayısında öyküleriyle Latife Tekin, Hulki Aktunç, Nabizâde Nâzım, Müge İplikçi, Ayfer Tunç, Jale Sancak, Zekeriya Tamer, Gassan Kanafani, Behçet Çelik, Vural Sözer, Nilüfer Altınel, Sait Faik Abasıyanık, Bekir Sıtkı Kunt, Seyit Göktepe, Ahmet Büke, Refik Algan, Özgür Soylu, Nergis Gün Uzun; yazılarıyla Ergun Kocabıyık, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Selim İleri, Handan İnci, İbrahim Yıldırım, Saadet Özen, Murat Gülsoy, Murat Yalçın, Necip Tosun, Ömer Lekesiz, Yekta Kopan; çizgileriyle Levent Gönenç, Memo Tekin, Hicabi Demirci yer alıyor.
Ergun Kocabıyık, “eşik ve cinleri” yazısında kültür tarihinde uzun soluklu bir yolculuğa çıkarak, derginin adına da bir açılım getiriyor..
Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun “eşik ve eşikli öyküler” başlığını taşıyan yazısı, yazmanın ve okumanın alt katmanlarına işaret ediyor.
Handan İnci ve İbrahim Yıldırım’ın yazılarıyla Nabizâde Nâzım’ın öykücülüğüne bakarken ve kimi ezberlerimizi bozarken, Türkçe harflerle ilk kez yayımlanan bir Nabizâde Nâzım öyküsü de okuruyla buluşuyor: “Sohbet-i Şübbâne”.
Ekim 1966’da Papirüs dergisinde yayımlanan, Bilge Karasu, Rauf Mutluay, Adnan Özyalçıner, Mehmet Seyda, Cemal Süreya, Haldun Taner ve Turgut Uyar’ın “Hikâye Üstüne” başlığını taşıyan tartışması, aradan kırk yıl geçmesine rağmen bugün konuşuluyormuşcasına güncel bir içerik taşıyor.
Suriye öyküsüne bakan Saadet Özen’in yazısına Zekeriya Tamer ve Gassan Kânafâni’nin öyküleri eşlik ediyor.
Handan İnci’nin “İstanbul’un Eşiğinde Edebiyat: Haydarpaşa Garı” başlıklı denemesi, okuru edebiyatımızın içinde Haydarpaşa olan ürünlerini okumaya çağırıyor.
Selim İleri’nin Selçuk Baran’ı, Murat Yalçın’ın Bilge Karasu’yu, Murat Gülsoy’un Oğuz Atay’ı, Necip Tosun’un Halid Ziya Uşaklıgil’i, Ömer Lekesiz’in Sevgi Soylu Kalyoncu’nun Gelincikler Geceye Düşer adlı kitabını anlatan yazıları, okuma açılarının yönlerine dikkat çeken, zenginleştiren bir renk sunuyor. Yekta Kopan’ın hazırladığı “eşiklopedik sözlük” öykü tarihimizde zevkli olduğu kadar, farklı bir gezinti.
Eşik Cini dergisi, 15 sayı süren yayın macerasından sonra yayn hayatına son verdi. Öyküye ivme kazandıran dergilerin birer birer yayımını sonlandırmalarının sebepleri ayrı bir yazı da irdelenmesi gerektiği inancındayım.
14 Eylül 2008 Pazar
OYA UYSAL
(24 Mayıs 1952,
İstanbul - )
Perihan Hanım ile Denizcilik İşletmeleri memuru Ahmet Cevdet Bey’in
kızı. 1971 yılında Mecidiyeköy Lisesi’ni bitirdi. 1972-92 yılları arasında Yapı
Kredi Bankası Şişli Şubesi’nde kambiyo şefi olarak görev yaptı. 1992 yılında
emekli oldu.
Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Uğur
Mumcu Vakfı ve BİLSAK (kurucu) üyesi. İstanbul’da yaşıyor; dul, bir çocuk
annesi.
İlk şiiri 1968 yılında “Genç İstidatlar”
dergisinde yayımlandı. 1980’li yılların ikinci yarısında şiire ara veren şair,
1994 yılında yeniden şiire döndü. Şiirleri ve kendisiyle yapılan söyleşiler Ada, Adam Sanat, Akatalpa, Ankara Sanat, Atika
Sanat, CazKedisi, Düşler, Eşik, Gösteri, Güney, Hisar, İnsan, Karşı Edebiyat,
Kıyı, Kitap-lık, Kurşun Kalem, Milliyet Sanat, Morca, Mühür, Özgür Edebiyat, Papirüs,
Sesimiz, Şairin Atölyesi, Türk Dili, Varlık, Yaratı, Yasakmeyve, Yaşam İçin Şiir, Yaşasın Edebiyat, Yazko
Edebiyat, Yeni Biçem vb. gibi dergilerde yayımlandı / yayımlanıyor.
Ödülleri:
1973 yılında “Sesimiz” dergisinin
düzenlediği yarışmada ödül aldı. 1974
İstanbul Radyosu 50. Yıl Şiir Yarışması Birincilik Ödülü´nü, “Uçuruma Düşen Nehir” adlı kitabıyla 1997 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü´nü, “Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr” adlı dosyasıyla 1999 Cemal Süreya Şiir Ödülü´nü, “Uzak Olan Sendin” adlı kitabıyla 2013 Necatigil Şiir Ödülü´nü aldı.
Yapıtları:
Şiir
Kitapları:
& İkili Düşünceler (1972, Bozak Matbaası, İst.;
Genişletilmiş ikinci baskı: 1974)
& Büyük Düşlerin Türküsü (1974, Erenler
Matbaası, İst.)
& Savaş Çocukları (1976, Otağ Matbaası, İst.)
& Elim Sende Ayışığı (1994, İnkılâp Kitabevi, İst., 64
s.)
& Yıldız Kokuyordu Gökyüzü (1994, Gerçek Sanat
Yayınları, İst.)
& Uçuruma Düşen Nehir (1997, Era Yayıncılık, İst., 48 s.)
& Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr (2001, Can
Yayınları, İst., 64 s.; Kitabın son altı şiiri, 1999 Cemal Süreya Şiir Ödülü
alan dosyanın dışında kalan şiirlerdir.)
& Günaydın Sevgili Gece (2003, Can
Yayınları, İst., 64 s.)
& Kimselerin Akşamı (2008, YKY, İst., 64 s.)
& Uzak Olan Sendin (2012, YKY, İst., 64 s.)
& Siyah Saten Bir Gecelik (2014, Kırmızı Kedi
Yayınları, İst., 68 s.)
& Yürüdüm Yanında Yağmurun (2017, Kırmızı
Kedi Yayınları, İst., 80 s.)
Kaynaklar:
A Tanzimat’tan Bugüne
Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt II (2001, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık,
İst., s: 871-872
A Cumhuriyetten
Günümüze Türk Şiiri Antolojisi Cilt 4 / Abdullah Özkan – Refik Durbaş / 1999,
Boyut Dosya Yayınları, İst., s. 1023
Hakkında Hazırlanan Dosyalar:
1 Yasakmeyve, Sayı: 88, Eylül / Ekim 2017
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






