İdris Özyol'dan Üç Şiir
KEDİ MERDİVENİ
babam benden sonra doğmuş olmalı
bu sizden sakladığım bir kara parçası
suya bakıyorum kırk yıl suyun alfabesine
balık yumurtasında içimden çıkarttıklarım
çektik fünyesini ağacın patladı nar
bir kedi dokuz anadan doğar
kendi gövdemi mi kayaya aşladım
dallarım başka ağacın yapraklarında
beyaz saçlarımın altında siyah geçmiş
tenimi ürkütüyor daha fazla yaşamak
kedilerde yer değiştiriyor geceyle siyah
gizleniyor bir koku çiçeğin dişlerinden
bir adam iki dinazor kemiği üç bilet
dağların karnında dünyanın bebeği
damarlarını bana ekiyor mermer
geçiyor gövdeme yüzeylerin kanı
elmada elektrik kedide merdiven
dostlarım kamçı izi sırtımda
OYUNCAK
yeşil kalbim benim
sarıdan ve maviden oluşmayan yeşil kalbim
rehin bıraktım üstüne kustuğum toprakları
gözlediğim incirler yarım durdu orada
bir su kendini çoğuluna aktı
bir kadın vazgeçti doğumdan
kalbim beni dövmüyor artık
gitmek en güzel halidir gövdemin
bunu bilmek aykırı bir damar beynimde
unuttuklarım yüzünden seviyorum seni
çok düşündüm ve uyanıp attım yüzümü
şimdi sen taşıyor olmalısın gözlerimi
ne çok şey unutmuşum ben böyle
kalbim kendi sınırlarına yabancı
hiç nar yemediğimi hatırlıyorum
hatırladığım son şey bu sen öncesi
sen öncesi sanki bir adım vardı benim
sanki diye konuşunca dil küsüyor
kendimden öte bişeyim oluyorsun
kaybolsak gideceksin ve bir hayvan
mesela ben yarasını dişleyecek gözlerinde
kalbim basmayı unuttuğumuz zil
ben bir fotoğrafı oğul belledim
cebimde bir delilik ötesi yok
ve hangi sen alnımı indirsem
hangi sokağı dönsem ilk apartman
kayıtsız şartsız isminle başlıyor
gitmeli burdan bir gidişe gitmeli
kalbim kuduz bir köpek
kalbim ısırdı beni
ama kanayan sen
SENİ BANA KALP DİYE KOYMUŞLAR
senin en güzel yerin sensizliğin
başka birine hazır oluşun aynalarda
bir gün başka uyanırsam yanında
ya sen gitmişsin ya ben kaldım
işte o zaman beni otuz yıl öldür
otuz yerimden sürgüne gönder
elbet ben nesiyim bu hayatın
ben bu aşkın Semud kavmiyim
ne zaman sana üşüsem
ateşin icadı geri alınır
kim kalır içimizdeki saat dursa
içimdeki saat başka bir gidişin olsa
seni yaşamak beni öldürür
beni öldürdü kendi aklım
benim aklım kimin aklı
sen neyimsin benim hiç bitmeyen
seni bana kalp diye koymuşlar
beni sana gidiş hazırlığı
gittin ışıklar yandı içimde
ışıklar söndü içimde gittin
seni gittim ben aynalara bakarken
aynalar seni sürdü ben seni öldüm
İdris ÖZYOL
8 Şubat 2009 Pazar
4 Şubat 2009 Çarşamba
Oğuzhan Akay
(4 Şubat 1955,
Afyonkarahisar - )
Ankara İktisadi Ticari İlimler
Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu Radyo Televizyon
Programcılığı Bölümü’nü bitirdi. TRT Türkiye’nin Sesi ve Ankara Radyosu’nda
prodüktör olarak çalıştı. Reklam yazarlığı ve yönetmenlik yaptı. Radyo Kulüp’te
Yayın Balığı, Number One Tv’de Maske ve Ruh, Kanal E’de Bay Reklam, TRT 2’de Okudukça ve Sürüş Keyfi adlı programları sundu. Posta gazetesinde köşe yazıları yayımlandı.
Şiirlerini ilk olarak Cemal
Süreya’ya okuttu ve Ahmet Say’ın yayınladığı Türkiye Yazıları dergisinde 1978 yılında yayımlandı. Milliyet Genç Şairler Antolojisi’ne
girdi. Şiirleri, yazıları ve söyleşileri Adam
Sanat, Çalıntı, Gösteri, Media Cat Advertising Age, Milliyet Sanat, Posta, Sombahar,
Sözcükler, Şiir Atı, Türkiye Yazıları, Varlık, Yasakmeyve, Yoga Academy vb.
gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Ödülleri:
“Gecenin İçinden” programıyla
3 yıl üst üste Cengiz Polatkan En İyi
Radyo Programı Ödülü’nü kazandı. Reklamcı olarak ulusal ve uluslararası bir
çok ödül kazandı.
Yapıtları:
Şiir
Kitapları:
&
CinAyetler (1989, Şiir Atı Yayınları, İst.)
&
O Uzak Ay (1994, Adam Yayınları, İst.)
&
Compact Risk Digital Poems (1994, Altıkırkbeş Yayınları, İst.))
&
Ürk Şiirleri (2003, Altıkırkbeş Yayınları, İst.,
150 s.)
&
Gölgede 100 Derece (jpg Şiirleri) (2014, Ve Yayınevi, İst., 104 s.)
Öykü Kitapları:
&
Touchdown (2015, Ve Yayınevi, İst.)
Deneme Kitapları:
&
Müsaitseniz Size Âşık Olabilir
miyim? (2005, Neden
Kitap Yayıncılık, İst., 159 s.)
&
Melekler Seni Seviyor (2005, Neden Kitap, İst., 168 s.)
Katkıda Bulunduğu Kitaplar:
&
Nasıl Yazıyorlar? (2014, Kafekültür Yayınları, İst.)
Kaynaklar:
A Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri
Antolojisi Cilt 5 / Abdullah Özkan – Refik Durbaş / 1999, Boyut Dosya
Yayınları, İst., s: 1082-1083
Şiirlerinden
Seçmeler:
DOĞUM
GÜNÜN KUŞLU OLSUN
Aşkı okusaydım bir tek değişirdi
havam
Geceyarısı yollara düşüp pardon
derdim
Ağzımda eskiden kalma bir yunus
Elimde şampanyadan doğma iki kadeh
Akasya bekler, öyküsündeki sırasını
Otomobil farlarını gözüme sürerim
Belki yağmurda dansederim, film
adamım
Konuşulmayan her şeyi böyle
anımsarım
Aynada kaybolur cam, sırrı kalır
Bir derinliği bir yüksüğe hapsederek
İçinde değeri yükselmiş bir çığlık
Akasyacı bekler, Asya’nın atlılarını
Bir yunus doğurur
Biri batırır
Ağzımda yeni bir tad
Tenim çağırır seni en mûsiki
Ten neni tene yar
“Ürk
Şiirleri” adlı
kitabından
EYLÜL
JPG
Biz cümleleriz gölgemiz sözcükler
Bir bütün gibi gözükürken eğilirler
Hayata dair ee! daha neler var
Güneş parlar, söner, yağmur yağar,
kar erir
Çocuklar gider, çocukluklar kalır.
Biz kavaklarız gölgemiz rüzgârlar
Elimden tutarsın yürürüz sanki biraz
korkak
Düşlerimize dair ee! daha neler var
Bundan önce bundan sonra zaman
durmuş
Oyunlar biter, oyuncular kalır
Baba ben Eylüle geldim
“Gölgede
100 Derece” adlı
kitabından
GİDERKEN
Dudaklarının tuzu hatırama değmemiş
Bana gözyaşı borçlusun, çocukluğum
olur musun?
Aşk özürlüler için haber bülteni
şimdi
Korkunç güzel, müthiş kaygan bir
sabun silueti
Yardımcı melekleriyle omzunda
gözlerini biriktiren
Gün siyaha boyarken sarı saçlarını
gülümseyen
Hayatı bir dikişte içmenin telaşıyla
büyüyen isyan
Yitirdiği şiiri gözlerinde taşıyan
peri
Huzurun cezaevinden kaçmış göz
kapaklarıma
Ağustos çiçekleri solmuş, bir hayal
kalmış odamda
Beni bana benzetmek istiyor aynalar
Cesur olsam şehrin kapısına
başımdaki tuğla
Kendi güneşin yanında, defteri açık
kadın
Ne olursun, teslim olmayalım
Hey gidi koca keyif
Kim sevmedi seni?
“O
Uzak Ay” adlı
kitabından
GÖZLERİMİZ
ÖLDÜ ÖNCE
Gözlerimiz öldü önce
Birlikte bir otele gittiler ölümle
Kimbilir kimden kalmış bir otel
eskisi
Üstünde bir tabela
Otel Böcek
Gözlerinizi sonsuza kadar
dinlendirir
Ayrılığın yüzüne yaklaştı gökyüzü
Bir öpücük bırakıp gitti rüzgar
Geceyle vardiyalı çalışıyordu sabah
Günboyu yaşlanıyordu sonra
Saatleri akrep zehirliyordu
Bir zenci kendini boyuyordu sabaha
Kötü sahafa düştüğünü bilmedi kitap
İçinde gözyaşlarından kalma bir leke
Gözlerimiz öldü önce
Doğumevine gitti şiirin biri
Süt kokulu bir çocuğun saçlarını
okşadı
Suç ve Ceza'yla süsledi vazoyu
Zaten Hüzün Hanım bir şarkıya
kaçmıştı
Zaten şarkı hüzne aşinaydı
Sevgiler yeni bir emre kadar
durdurulmuştu
Kalbim, ince bir sızıyla uyandım
sana
23 Ocak 2009 Cuma
Elma Dersem Çık / Betül Tarıman

Betül Tarıman'ın "Elma Dersem Çık" adlı kitabı Can Yayınları Can Çocuk Dizisi'nden yayınlandı.
Hem küçüklere, hem büyüklere sımsıcak bir şiir ziyafeti...Betül Tarıman, “Elma Dersem Çık” adlı kitabında, çocukluğun renkli dünyasında geziniyor, gökyüzünde uçurtma uçuruyor, tombul martılarla dostluk kurup, elinde harita, bilmediği yerlere gitme hayalleri kuruyor. Dağlarla, nehirlerle, böceklerle dost. Hayat bilgisi değil de hayal bilgisi demeyi daha çok seviyor. Barış içinde bir dünya özlüyor. İyilik Elbisesi, Sihir Hapı, Uyku Perisi, Portakal Ağacı, bu kitaptaki güzelim şiirlerin yalnızca birkaçı...
"Elma Dersem Çık" Can Yayınları Can Çocuk Dizisi'nden yayınlandı.
Betül Tarıman kendini şöyle tanıtıyor: "Çocukluğumdan beri okumayı, yazmayı, harflerin peşi sıra koşturmayı çok sevdim. Onlarla elim sende, çelik çomak, beş taş oynadım. Elimden kâğıt kalem hiç eksik olmadı. Fotoğraf çekmeyi, seyahat etmeyi seviyorum. Mısır Piramitlerini, Büyük Okyanus'u, Babil'in Asma Bahçeleri'ni hiç görmedim, ama içim merak duygusu ile dolu. Öğrencilerimle kurduğum şiir atölyesinde "Toplu Fotoğraflar" adında bir şiir dergisi çıkarttım. 2005 yılında Necatigil Şiir Ödülü'nü aldım. Biliyorum, içimdeki çocuk, bin yaşına gelsede hiç büyümeyecek. Sokak arlarında çocuklarla ip atlayacak, topaç çevirecek. Ağrı Dağı'na çıkmak, bilmediği denizlerde yüzmek isteyecek. Çünkü içimdeki çocuk, yaşamın güzel bir bahçe olduğuna inanıyor."
Betül Tarıman'ı tanımıyorsanız, onu tanımanın şimdi tam zamanı. Onunla çocuk olmak, onunla çocukluğunuza geri dönmek, onunla saklambaç oynamak istiyorsanız, haydi siz de "Elma Dersem Çık" demeye buyurun...
AHMET OKTAY
(21
Ocak 1933, Ankara - 3 Mart 2016,
İstanbul)
Asıl adı Ahmet Oktay Börtecene. Havva
Hayriye Hanım ile Yusuf Kenan Bey’in oğlu. Çocukluk ve ilkgençlik yılları
Ankara’da geçti. Ankara Dördüncü Ortaokul mezunu. Öğrenimini Ankara Atatürk
Lisesi’nde yarım bıraktıktan sonra memur olarak çalışmaya başladı(1951).
İstatistik Genel Müdürlüğü’nde bir yıl süren memurluktan sonra 1957 yılında
İstanbul’a yerleşti. Ankara’ya dönerek gazeteciliğe başladı ve 1961-65 yılları
arasında belirli sürelerle Yeni
İstanbul, Vatan, İktisat ve Piyasa ve Ankara
Ekspres gazetelerinde çalıştı. Gazeteciliğe
1961’de, Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda, parlamento muhabirliği ile
adım attı. 1965’te TRT Haber Merkezi’ne geçti. 1976 yılında siyasal iktidar
değişimi yüzünden TRT’deki görevinden ayrılıp Akajans’ta ve Dünya gazetesinde
haber müdürlüğü yaptı.1978 yılında yeniden TRT’ye döndü; İstanbul Radyosu Haber
Şubesi Müdürlüğü görevini üstlendi. 1982 yılına kadar sürdürdüğü bu görevinden
kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Emeklilik sonrasında Milliyet gazetesine geçti. Yazı işler müdürlerinden biri olduğu Milliyet gazetesinden 1993 yılında
ayrıldı. Bu tarihten sonra kendisin tümüyle edebiyat çalışmalarına verdi. 1994
ve 1995 yıllarında İstanbul Radyosu’nun ikinci kanalında "Okurken /
Yazarken” başlığı altında yaptı haftalık "radyo konuşmaları” yaptı. 1998’te,
Bursa Valiliği Cumhuriyet’in 75. Yılı etkinlikleri çerçevesinde “Her Yönüyle
Ahmet Oktay” adlı bir sempozyum düzenledi ve aynı adla 28 akademisyen, şair ve
yazarın katıldığı sempozyum bildirilerini kapsayan bir kitap yayımladı. TV8’de
kültür proğramları yaptı. İstanbul’da yaşıyor; ressam Tülay Tura Börtecene ile
evli, bir çocuk babası.
Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk
şiiri, 1948 yılında Gerçek
dergisinde yayımlandı. Şiir, deneme ve inceleme yazılarını Argos, Ataç, Beraber, Birikim, Cogito, Cumhuriyet, Cumhuriyet Kitap,
Çağdaş Eleştiri, Değişim, Dost, Dönem, Dünya, Emre, Forum, Gerçek, Gergedan,
Gösteri, Kaynak, Kitap-lık, Mavi, Milliyet, Milliyet Sanat, Mor Taka, Papirüs,
Pazar Postası, Roman Kahramanları, Sanat Dünyamız, Seçilmiş Hikâyeler, Şairler
Yaprağı, Şiir Atı, Varlık, Virgül, Yasakmeyve, Yazko Edebiyat, Yelken,
Yeditepe, Yeni Dergi, Yeni Ufuklar, Yusufçuk
gibi çok sayıda gazete ve dergide yayımlandı. Mavi dergisi (33 sayı, 1952-56) çevresinde oluşan edebiyat hareketi
içinde yer aldı. Bu dergide manifesto sayılabilecek imzasız yazılar yazdı.
Ahmet Oktay, ilk dönemi sayılan 1950-60
yılları arasında Ahmet Arif’ten etkilendiği izlenimi yaratan, destansı bir
söyleyişle şiirler yazdı; güncel ve yerel olandan evrensel temalara uzanmayı
denedi. 1960’lardan sonra ise toplumcu gerçekçi anlayış ile İkinci Yeni
arasında bir köprü oluşturmaya çalıştığı görüldü.
Ahmet Oktay, 1970’lerin ikinci yarısından
yalnız şiirleriyle değil, ilk örneklerini Yeni
Dergi’de verdiği kapsamlı araştırmalarıyla da dikkati çekti. “Kurt Dişi” adlı bir oyunu 1971 ve 1973 yılında
Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir.
Ödülleri:
“Her Yüz Bir Öykü Yazar” ile 1965
Yeditepe Şiir Ödülü’nü; “Yol
Üstündeki Semender” ile 1987 Behçet
Necatigil Şiir Ödülü’nü; “Ağıtlar ve
Övgüler” ile 1991 Türkiye Yazarlar
Birliği Yılın Şairi Ödülü’nü; “Hayalete
Övgü” ile 2002 Altın Portakal Şiir
Ödülü’nü, 2012 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Hizmet
Ödülü’nü ve Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nü aldı. 2002 yılında Uluslararası
Yalova Şiir Günleri’nde “Türk şiiri ve edebiyatına”, İstanbul Sanat Fuarı’nda
da “Türk plastik sanatlarına” katkıları nedeniyle onur ödüllerine layık
görüldü. Ahmet Oktay’a 2004 yılında Eskişehir Yunus Emre, 2006 yılında da İzmir
Karşıyaka Belediyesi Homeros Şiir Onur ödülleri verildi.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
&
Gölgeleri Kullanmak (1963, Dost Yayınları, Ankara)
&
Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964, Örnek Matbaası, Ank.)
&
Dr. Kaligari’nin Dönüşü (1966, Dost Yayınları, Ank.)
&
Sürgün (1979, Ada Yayınları, İst.)
&
Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi (1981, Tan Yayınları, Ank.)
&
Kara Bir Zamana Alınlık (1983, Ada Yayınları, İst.)
&
Yol Üstündeki Semender (1987, Ada Yayınları, İst.)
&
Ağıtlar ve Övgüler (1991, Telos Yayınları, İst.)
&
Bir Sanrı İçin Gece Müziği (1993, Telos Yayınları, İst.,)
&
Toplu Şiirler 1963-1991 (1995, YKY, İst., 341 s., Gölgeleri Kullanmak, Her Yüz Bir Öykü
Yazar, Dr. Kaligari’nin Dönüşü, Sürgün, Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi, Kara
Bir Zamana Alınlık, Yol Üstündeki Semender ve Ağıtlar ve Övgüler adlı kitaplarının toplu basımı)
&
Gözüm Seğirdi Vakitten (1996, YKY, İst., 74 s.)
&
Söz Acıda Sınandı (1996, YKY, İst.)
&
Az Kaldı Kışa (1996, Sel Yayınları, İst.)
&
Hayalete Övgü (2001, YKY, İst., 80 s.)
&
Poyrazda Kımıldayan Salıncak (2003, Alkım Kitabevi, İst., 104 s.)
&
Lirikler (2007, Şiirden Yayıncılık, İst.)
&
Kaç Kişiyiz Kendimizde / Bütün
Yapıtlarına Doğru 1. Cilt / Bütün Şiirleri (2007, İthaki Yayınları, İst., 536 s.)
Deneme, İnceleme, Eleştiri, Araştırma
Kitapları:
&
Bir Arayışın Yazıları, Bir Yazının
Arayışları (1981,
Yazko Yayınları, İst.)
&
Yazın, İletişim, İdeoloji (1982, Adam Yayınları, İst.)
&
Yazılanla Okunan (1983, Yazko Yayınları, İst.)
&
Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (1986, B/F/S Yayınları, İst.)
&
Kültür ve İdeoloji (1987, Gür Yayınları, İst.)
&
Toplumsal Değişme ve Basın:
1960-1986 (Türk Basını Üzerine Uygulamalı Bir Çalışma) (1987, B/F/S Yayınları, İst., 156 s.)
&
Karanfil ve Pranga: Ahmet Arif’in
Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Çalışma (1990,
Metis Yayınları, İst.)
&
Rafaello’nun Direnişi (1990, Sanat Çevresi Dergisi, İst.)
&
Sanat ve Siyaset (1990, Yön Yayınları, İst.)
&
Zamanı Sorgulamak (1991, Remzi Kitabevi, İst., 205 s.)
&
Şair ile Kurtarıcı (1992, Korsan Yayınları, İst.)
&
Kabul ve Red (1992, Simavi Yayınları, İst., 192
s.)
&
Türkiye’de Popüler Kültür (1993, YKY, İst.)
&
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı
1923-1950 (1993,
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank.)
&
İnsan, Yazar, Kitap (1995, Ark Yayınları, Ank., 558 s.)
&
Şiddet, Söz, Yaşam (1995, Ark Yayınları, Ank.)
&
Medya ve Hedonizma (1995, Yön Yayınları, İst., 255 s.)
&
İsrafil’in Sûr’u (1997, YKY, İst.)
&
Gece Defteri: Yazınsal Günlükler (1998, YKY, İst.)
&
Şeytan, Melek, Soytarı: Selim
İleri’nin Romancılığı ve Romanları (1998,
Oğlak Yayınları, İst.)
&
Postmodernist Tahayyüle İtirazlar (2000, İnkılâp Kitabevi, İst.)
&
Siyasal İslâma İtirazlar (2000, İnkılâp Kitabevi, İst., 136
s.)
&
Şairin Kanı Yazınsal Eleştiriler I/
1954-2000 (2001,
YKY, İst.,274 s.)
&
Anlatıların Aynası Yazınsal
Eleştiriler II/ 1954-2000
(2001, YKY, İst., 226 s.)
&
Metropol ve İmgelem (Eleştirel Denemeler, 2002, Türkiye
İş Bankası Kültür Yayınları, İst.,248+24 s.)
&
Entelektüel Tereddüt (2003, Everest Yayınları, İst., 230
s.)
&
İmkansız Poetika (2004, Alkım Kitabevi, İst., 300 s.)
&
Kahramanın Ölümü (2005, Alkım Kitabevi, İst., 216
s.)
&
Gönüllü Mağdurluk (2005, Alkım Kitabevi, İst., 186 s.)
&
İliği Olmayan Düğme-Radyo
Konuşmaları 1 (2005,
Everest Yayınları, İst., 190 s.)
&
Ne Söylesem Bir Eksik-Radyo
Konuşmaları 2 (2005,
Everest Yayınları, İst., 222 s.)
&
İmkansız Poetika - Bütün Yapıtlarına
Doğru 2. Cilt Şiir Yazıları (2007,
İthaki Yayınları, İst., 781 s.)
&
Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları – Sosyalist Realizm Üstüne Eleştirel Bir Çalışma -Bütün Yapıtlarına Doğru
3. Cilt (2008, İthaki Yayınları, İst., 488 s.)
&
Popüler Kültürden TV Sömürgesine - Bütün
Yapıtlarına Doğru 4. Cilt (2009,
İthaki Yayınları, İst., 750 s.)
&
Emperyalizm, Roman ve Eleştiri - Bütün
Yapıtlarına Doğru 5. Cilt (2010,
İthaki Yayınları, İst., 701 s.)
Anı/Anlatı Kitapları:
&
Gizli Çekmece: Basın, TRT, Edebiyat
ve Bohem Dünyasından Resimli Hayat-ı Hakikiye Sahneleri (1991, Yılmaz Yayınları, İst.)
Sanat Kitapları:
&
Tülay Tura Börtecene (2000, Bilim Sanat Galerisi, 251 s.)
&
Resim Yazıları (2002, Bilim Sanat Galerisi, 262
s.)
&
Adem Genç (Bilim Sanat Galerisi, 298 s.)
&
Cihat Özegemen (Bilim Sanat Galerisi, 96 s.)
Hakkında Yazılan Kitaplar:
&
Hayalete Övgü Odağında Ahmet Oktay
Şiiri (
Kaynaklar:
A Tanzimat’tan
Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt II, s. 617-619
A Yüzyılın
Türk Şiiri (1900-2000); Haz: Mehmet H. Doğan, II. Cilt, s. 198-204
A Çağdaş
Türk Şiiri Antolojisi; Haz: Memet Fuat, 12. Baskı, s. 543-550
Hakkında Yazılan Yazılar:
1
Halim
Şafak / Acımasız Okur Ahmet Oktay! / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi /
Temmuz-Ağustos 2002, Sayı: 25, s: 6-9
1
O.
Günay / Ahmet Oktay, Madenci Lambası ve “Nahif” Bir Duyumsama / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi
/ Temmuz-Ağustos 2002, Sayı: 25, s: 16-19
1
Metin
Cengiz / Ahmet Oktay’ın Düzyazıları / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi /
Temmuz-Ağustos 2002, Sayı: 25, s: 21
1
İbrahim
Berksoy / Ahmet Oktay’ın Gece Defteri / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi /
Temmuz-Ağustos 2002, Sayı: 25, s: 22-25
1
Betül
Tarıman / Bir Hüzün Çıkartması / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi /
Temmuz-Ağustos 2002, Sayı: 25, s: 26-27
1
Orhan
Koçak / “Negatifin Emeği” / Yasakmeyve, Sayı: 2, Nisan-Mayıs 2003, s. 13-16
1
Şükrü
Argın /Hayalete Övgü ya da Mahşeri Issızlık / Yasakmeyve, Sayı: 2, Nisan-Mayıs
2003, s. 17-29
1
Mahmut
Temizyürek / Yol Üstündeki Semender’in Gözlerine Baka Baka Hayaletler ve
Hamletler Hakkında Bir Deneme /Yasakmeyve, Sayı: 2, Nisan-Mayıs 2003, s. 30-35
1
Doğan
Hızlan - Bir imkânsıza teşebbüs yahut türlerin kavşağında Ahmet Oktay /Kitap-lık,
Sayı: 163, Eylül-Ekim 2012
1
Mehmet
Can Doğan - Ahmet Oktay’ın Çıkışı ve Oluş Süreci /Kitap-lık, Sayı: 163,
Eylül-Ekim 2012
1
Yücel
Kayıran - Modernizmin Çatlatmasında İğvâ /Kitap-lık, Sayı: 163, Eylül-Ekim 2012
1
Orhan
Kâhyaoğlu - Sürgün kitabı /Kitap-lık, Sayı: 163, Eylül-Ekim 2012
1
Yaşar
Güneş - Ahmet Oktay’ın Şiirlerinde Gerçeklik Düzleminin Katmanlaşması ve
Refleksiyon /Kitap-lık, Sayı: 163, Eylül-Ekim 2012
1
Mustafa
Günay - Zamanın Açtığı Dehşet Falını Anlamak /Kitap-lık, Sayı: 163, Eylül-Ekim
2012
1
Mustafa
Kurt - “Her Geleceğin Geçmişi”: Şiir Karşısında Ahmet Oktay /Kitap-lık, Sayı:
163, Eylül-Ekim 2012
1
Mehmet
Yılmaz / Ahmet Oktay’ın Kitaplarında Yer Almayan Şiirleri / Hürriyet Gösteri,
Sayı: 310, Temmuz-Ağustos-Eylül 2013, s: 26-36
Yazarla Yapılan Söyleşiler:
J
Ahmet
Oktay’la Söyleşi / “Benim şiirim başından beri ayaklanmaya çağrıdır…” /
Söyleşen: Halim Şafak / Kavram Karmaşa Şiir Eleştiri Dergisi / Temmuz-Ağustos
2002, Sayı: 25, s: 11-14
J
Şair
ve Okuru: Ahmet Oktay / Metin Cengiz / Yasakmeyve, Sayı: 2, Nisan-Mayıs 2003,
s. 6-12
14 Aralık 2008 Pazar
Serap Erdoğan Şiirleri
SERAP ERDOĞAN ŞİİRLERİ
ANITANRIÇA
pembe saydam bir balıkçıl düşü her şey
sezdirilmiş ürpertilerden geçiyorduk
incecik aymazlığıydı şüphemin
durmadan düşen ardıma…durmadan
(d)üşüyordum.
dağılan, çıplak akdeniz solosu; üzgün
ömrü en iyi ölüm tanımlar oysa
yüzümün girdabını en iyi susuşun…
tüm köşebaşlarımı tutan yaralarım var
onu en iyi kıyısızlığın,
yırtık resimler gibi acıyan ellerim bir de…
çıkıp gidiyorum
biçimsiz sevmeleri onarmak olsun bu
tutup geceyi basıyorum utanan yerlerime
unutulmayacak bir anıtanrıça olmasın için…
öyle çok şey vardı ki anlaşılmamışı anlamlayan,
geç sevişmelerin gizil özeti bedenimizde…
yıkık duvarlar gibi bakıyordun
delirmiş cümleler gibi
konuşsan
bir lir sesi çarpacaktı sesine
yalnızlığın çoğul ekleri yoktu daha
daha vardı beklenen renk olmaya
ve kalın bir ıslıktı uzaklığın…
ilgisiz kalsam mendilime sildiğim yanlışa
payın olacak biliyorum
bileklerimde yenilen(en) yaşamda.
“Anıtanrıça” adlı kitabından
ANNESİZ ÇOCUĞUN AĞIDI
Gülten Akın’a
bana yuvarlanan bu boşluğun
şımarık tokalar seçtiği saçları
damlıyor küçük uykularıma
soyağacımda resimleri acıyor
annesi dünyadan düşmüş bir çocuk
tutuşan elleri durdurabilir aklıyla
yalnız parmaklarımdadır hasar
bu annemsiz kreş kapılarını
kim onaracak akşamıma
uykusuna ölüm kaçmış çocuğum
durmadan denerim onu karanlık hayvanlarda
çatılarda anneli kuşlar bağırmasa
anne yaparım bebeklerden ağrıma
birikmek bir çocuk hastalığı değilse
anne, jilet kapmış uçurtma.
Akatalpa, Ocak 2010, Sayı: 121
BU ÇARPINTIYI HANGİ ELLE
En geç hangi eve varır uzağını tutamayan
Hangi elin artakaldığı hangisinin dağıttığı
Memleket işi bir koyulukta
Mor bakışlar yürütürler boynuna
Adamı az bakılmış bir suça kaldırlar
Onların hayreti benimkinden lekeli
Ama silerler, büyük silgileri gökyüzünden
Kalbi keskin bir akıl dişi kemirir
Tırmanarak erkekliğin damağına
Kadını çok silinmiş bir rafa…
Bir üzgün kıpırtının aksanı durur öylece
İçi nara kesmiş gül bıçağı, kendinin tanesi
Huyuna yetecek kadar git biriktirmiştir
Aklımı alsınlar. Israrım orada
Bunu söylemeyi kaldırıyor boyuna
Yaşamayışın baktıkları
Evlere gizli büyütülmüş kızlar dualara dursunlar
Damarlarında gül kalabalığı
Tahmin çukuru hepsinin uykusunda
Onların yası benimkinden fırfırlı
Dururlar yine de
Umulmadık yerlerinden
Acılar yavrularlar…
İzdiham Dergisi, Kasım 2009
CANIN ON DOKUZU
bak buramdan başlıyor işte dünya ağrımaya
geziyor geziyor hışırdayarak unutkanlığımda
kendime gökyüzü yapsam beyazlığından
bir saç ıslak kıvrılır uykuya ve ağustos’a
suç belki de katılaşıp duran bir şeydir
katılıp cümlenin halayına mendil sallayandır
sustuğum olmuştur buna masalarda kalışım
çok kullanılmış bir ad yırtılmaya başlamıştır çölünden
akşam derler yanılmış bir sabahtan başlar ay
kokar dolunay kalıncaya aklımda
şiirdir söz teyelinde harf sökülür iğneden
bir firkete bir canı yaraya dokuyunca
Şiiri Özlüyorum Dergisi / Ocak-Şubat 2009, Sayı: 29
ÇEYİZ
Şair kızların çeyizi de sözcüklü
"sevdim kavuşamadım" motifli
serin nazlı bir örtü.
Ara sıra belki
Ruh da istiyor böyle
Parlak satenlerle telaş telaş dantelalar
giyinmeyi
Çeyiz dili umut dili biraz da
Çünkü orda leke bile nazarlık
Aşkın avlusuna serer dururlar
Çeyizimde manolya.
Ünlem, Ocak-Şubat 2004
ÇIBAN
işlek bir cezadır çocukluk bazen
yaralı tanrıları iyileştirmekle gidilen
her uzak kimlik istiyordu ve tekrar
rengi yok çürük bir besteydi ölüm
siyah kedilerin geçtikleri yerde söylenen
ve çürümeye terk dualardı sevgililer;
-dilerim şehir soldursun seni
ısrarla ve giderek ıslata buruştura..
sonra onlar şüphenin kesikleriyle gittiler,
bir takım otlardan, köprülerden/bulaşarak
gömleklerini ve yanlışlarını babalarına giydirdiler
yokluktan sızdırılmış saatlerdik
yaslı bir geçmişi alır gibi açığa
çürümeye terk sorulardı sevgililer;
-o bekar evlerinin sabırsız tüllerini
kaç isli ayrılık benzetecek
ömrün doğusunu üzen bir çıbana?
anı tozları, billur sözçiçekleri,
tafta şarkılardan yapılan gövden
aynada sürdürüyor şimdi
ölü bir roman kişisi olan seni
çarşılar vermeyecek artık
eve kızan çocukların
vitrinlere düşürdükleri tanrının gölgesini
hayal çöktü, su aşındı içimde
korkarım
acı çamaşırıma geçecek..
“Şiir 2000, E Dergisi eki”
HAMİLE
avluları odalardan geçiren duvardı, buradaydı
tutup saçlarımda esnemişti akşam
bu iyi gelmişti saatlere öğle sonlarına
kimi sigaraların dumanından sayılmıştı
içlerinde çığlık besleyen akşamlardandı
bilmediğim bir aralıktan
durgun kokularla dolanmıştı
kanımda bir merak bulunmuş bugün
bir damardan bir menekşeye geçerken, sonra
yarılmıştık ya toprakla beraber
bir ağacın kalbi denese; yeşil..
ne zaman kaldırdım o ruhun yırtığını
gördüm aktığını, dadandı etime
sessizce öğürünce, o büyürmüş bi’yerlerde
hiçlik kıskanarak seyredermiş: korkunç mucize
her kadın kendi yarasıyla döllenir
sudan koparılmış bir yapı döner içinde
ben kaldım
bir sıkıntıdan hamile..
KALAN
Bir akşamı saçmaktan yorulur insan
Örtülere okşanmış koyulukları dinlemekten
Bir yalanı kalmaktan anlamaktan çürümeyi
Kara bir tadı demlemekten uykusuzluğa yorulur
Başladığı her vakte eski durur
Aşk usanmanın taşırdığı
Durmadan bir rahleye yanlış açılmış
Birinin yaşamasına içinden sandallar uzatsa da
Kendine boğulan seslerden olmuştur
Eksik söylenmiş bir kızlıkta kalabilir insan
Bir yanlış göçü gitmekten, acıtmaktan göğünü
İncecik değerken öldü sanabilir duvarlarını
Böylece eğriliği saatlerin tuhaf gölgeleri artık
Tutula tutula yıpranmış bir ay’dır aşk
Gezer ıslanmış taşlıklarında Türkçenin
Balkonlar kadar görülür bir şeydir ağrısı
Ama konuşurlar üstüne memur ağzıyla
Daha denmez bir elin yanında bir elsizlik yazık
“Dize Aylık Şiir Seçkisi, Sayı: 158, Aralık 2008”
KİMSEM
Bana yeni bir aşı bul, yorgun dallarıma
Ben bu avazda yüzümden oldum
Uykulara bağıran resimlerdi duyduğum
Çeşmelerden korkunç şeyler akacaktı bekledim
Şişmiş ölü kurbağalar döküldü çocukluk belleğime
Camlarına değiyorum gece olunca
Beni sayıkla, beni kendine kapa,
bazı kabuslar rüyaya yeğdir,bunu sakla
bağlıyım korkuna karanlığımdan
Küflü bir hafıza kanıyor kovuğumda
Bana ad ver,, zehir tırmansa da uykuna
Durmadan rüyalanan ellerini değiştir kabuğuma
Sular ve odalar aynı alfabenin dilsizidir
Eskimiştir sorulmaktan bazı meraklar
Bozuk ayetler tamircisi bir usta
Yanılmış çaputlar bağlıyor aklıma
Bana kokla, gör bana, sorma
Körpe bir gurbet yetiştireyim ben de sana
Bir ağaç bazen benzer allaha
KUL / LUK
yüzümde bir ağaç gezdi durdu, bir günah öttü dalında
sen bunlara birer şaka gibi davrandın
ben gitmek dedikçe, kal diye bağırdı camilerde adamların
hangi cezadan firardık ki, böyle aşk diye bi’ şeye başladın
ruhumda bir saat işliyor tanrım
beni akşamın en pişman yerine işliyor
durup hayretler dolduruyorum içine, haberin olsun
ben söyledikçe susmayı öğütlüyor bi’ takım kulların
hep yanlış donattım kalbimi evet
yaratmakta olduğun bir yaraya hazırlanıyorum
benim de yasak bahçeler çevriliyor içimde
sesimin tellerinde gecikmiş ahret..
bakarsın kir susar, taş bağırır
benden dünyaya taşar dinlenmiş günahların
sen soruyu sevmezsin, bağışla tanrım
sahi, var mı senin de buraya doğru avuçların?
ORTANCA
balkonda açıp mutfakta solduğum
annesi ve kadını olduğum
sönmemiş kireç kuyusu
artanıyla boynumun böyle ışıklara
saatleri doldurup aktardığım akşamlara
uzandım ve uçtu kiremidi inandığımın
yeşil bir alışkanlığım saksıma
yorulacak bir rüya kalaydım uykunuza
yol diyecektiniz alnımdan budanana
kalmakla toprağın avucunda bir ev süsü
gitmekle saçıldığı yere tohumlarımın
gölgelerin izin verdiği kadarım
duyarım
geçer rengimden tıkırtıları hayatların
Mühür/2009
PÖRSÜYEN
…ankara’yı izmir’e bağlayan devlet
anıyolu’nda olası tüm kazalara…
göndermekle dinmeyecek mektup yırtığı sesimde
sessizlik kent çabuğu bir makasla
dokunsun diye pas hızında diline.
içimin bülteninde yüzün koyu bir manşet…
ses “bekleme yapılmaz” haliyle
dökülünce bir ucundan asfalta
boşlukları iyi değerlendirilmiş
kağıtlar gibiyim elinde…
tersini kullanıyorum susmanın
dokunmayı tersinden başlatıyorum mektuplara
yazarken hep birlikte kokacağız demek
rengini silgilere bekleten yanılma akşamlarına…
şehirler böyle de kapanır adına
keskin bir zarf ağzı
bulunca tut/kal…
elyazını taklit eden
tiz bir vedayı çürürüm ben
yaşamın buz olarak kırıldığı yerde…
pul, yaradır kayıp bir mektubun teninde…
“Şiir Odası, Sayı: 4, Nisan 2000”
ŞANGIRDAYAN YANLIŞLAR
bir tek dura dura sararmış
keskin unutuş kalsındı,
geçilsindi hızla
buruşuk sabahların üstünden
ne zaman
çitlerini geçmek istesem yüzünün
öpülmüş oluyordu mutlaka
nefesi solunmuş binlerce kez
yokuşlar besliyordu omuzlarında, dargınlıklar
günün saçları kısalırdı da
bağıramazdı ellerini saat iki buçuklar
akşam dudakları uzardı lambaların
yine de öpemezlerdi koşullanmış tıpkı’lığı
leke olmayacak kadar büyüktü karanlığımız.
ıslak bir tanrı fotoğrafıydı zaman
rastgele bir tabutluk acısı,
fırlama halinde yapışan ceset kokusu
esirgenen sabahlara.
gördüm ki
eksiksiz bakmak birikmiş iki yanlışa
nefrete düşmenin biçimleridir
sonra derimizdir ihaneti bildikçe büzülen.
artık bütün bitişlerin doygun hıncıyız
şangırdayan yanlışları aralıksız tekrarlamak…
çünkü aşk!
“Anıtanrıça” adlı kitabından
UNUTKAN DOKU
En uyumlu mevsime atardı
Saçının bol kederli urganını
Henüz edinmiştim bu birbaşınalığı oysa
Ben her yolculuğa akşamı ekledim
Sesimin unutkan dokusu bundan kırıldı
Büyük harflerle keserken yolumu italik zaman
Uzak da yorulur uzak olmaktan
İhanet ağrılı yüzünden anlarım
Çiğnediğim yasalarla sınırlı nasılsa hayat
Nasılsa hangi sokağa çıksam yasak avuçların nemi
Yassılmış saatlerinden tanımak günü
Tumturaklı anılardan geçerek; bilenmiş
Kaldırımlar kaldırmaz mı dersin
İki kişiden bir olmanın suçunu
Üzünç ağacıyım; caddeyi bölen
Hep açık bırakıyorum kentlerin kapılarını
Açık kalıyor ömrün üstü nedense
Aşksa sürekli misafir yüzünde,
Benzeyip dururken fotoğraflar şiire
Fakat bulurum açıklarında yiten sorunun im’lerini
Bir ayrılığın orta yerine bağdaş kurarım
Çıplaklığın epeyce kararlı üstelik Yeniden sorumlu olurum
Üstünü çizdiğim sözcüklerden
Seni acele yaşayıp
Usulca anlattım kendime
Düşlem dergisi, Sayı: 12, Nisan 1998
ANITANRIÇA
pembe saydam bir balıkçıl düşü her şey
sezdirilmiş ürpertilerden geçiyorduk
incecik aymazlığıydı şüphemin
durmadan düşen ardıma…durmadan
(d)üşüyordum.
dağılan, çıplak akdeniz solosu; üzgün
ömrü en iyi ölüm tanımlar oysa
yüzümün girdabını en iyi susuşun…
tüm köşebaşlarımı tutan yaralarım var
onu en iyi kıyısızlığın,
yırtık resimler gibi acıyan ellerim bir de…
çıkıp gidiyorum
biçimsiz sevmeleri onarmak olsun bu
tutup geceyi basıyorum utanan yerlerime
unutulmayacak bir anıtanrıça olmasın için…
öyle çok şey vardı ki anlaşılmamışı anlamlayan,
geç sevişmelerin gizil özeti bedenimizde…
yıkık duvarlar gibi bakıyordun
delirmiş cümleler gibi
konuşsan
bir lir sesi çarpacaktı sesine
yalnızlığın çoğul ekleri yoktu daha
daha vardı beklenen renk olmaya
ve kalın bir ıslıktı uzaklığın…
ilgisiz kalsam mendilime sildiğim yanlışa
payın olacak biliyorum
bileklerimde yenilen(en) yaşamda.
“Anıtanrıça” adlı kitabından
ANNESİZ ÇOCUĞUN AĞIDI
Gülten Akın’a
bana yuvarlanan bu boşluğun
şımarık tokalar seçtiği saçları
damlıyor küçük uykularıma
soyağacımda resimleri acıyor
annesi dünyadan düşmüş bir çocuk
tutuşan elleri durdurabilir aklıyla
yalnız parmaklarımdadır hasar
bu annemsiz kreş kapılarını
kim onaracak akşamıma
uykusuna ölüm kaçmış çocuğum
durmadan denerim onu karanlık hayvanlarda
çatılarda anneli kuşlar bağırmasa
anne yaparım bebeklerden ağrıma
birikmek bir çocuk hastalığı değilse
anne, jilet kapmış uçurtma.
Akatalpa, Ocak 2010, Sayı: 121
BU ÇARPINTIYI HANGİ ELLE
En geç hangi eve varır uzağını tutamayan
Hangi elin artakaldığı hangisinin dağıttığı
Memleket işi bir koyulukta
Mor bakışlar yürütürler boynuna
Adamı az bakılmış bir suça kaldırlar
Onların hayreti benimkinden lekeli
Ama silerler, büyük silgileri gökyüzünden
Kalbi keskin bir akıl dişi kemirir
Tırmanarak erkekliğin damağına
Kadını çok silinmiş bir rafa…
Bir üzgün kıpırtının aksanı durur öylece
İçi nara kesmiş gül bıçağı, kendinin tanesi
Huyuna yetecek kadar git biriktirmiştir
Aklımı alsınlar. Israrım orada
Bunu söylemeyi kaldırıyor boyuna
Yaşamayışın baktıkları
Evlere gizli büyütülmüş kızlar dualara dursunlar
Damarlarında gül kalabalığı
Tahmin çukuru hepsinin uykusunda
Onların yası benimkinden fırfırlı
Dururlar yine de
Umulmadık yerlerinden
Acılar yavrularlar…
İzdiham Dergisi, Kasım 2009
CANIN ON DOKUZU
bak buramdan başlıyor işte dünya ağrımaya
geziyor geziyor hışırdayarak unutkanlığımda
kendime gökyüzü yapsam beyazlığından
bir saç ıslak kıvrılır uykuya ve ağustos’a
suç belki de katılaşıp duran bir şeydir
katılıp cümlenin halayına mendil sallayandır
sustuğum olmuştur buna masalarda kalışım
çok kullanılmış bir ad yırtılmaya başlamıştır çölünden
akşam derler yanılmış bir sabahtan başlar ay
kokar dolunay kalıncaya aklımda
şiirdir söz teyelinde harf sökülür iğneden
bir firkete bir canı yaraya dokuyunca
Şiiri Özlüyorum Dergisi / Ocak-Şubat 2009, Sayı: 29
ÇEYİZ
Şair kızların çeyizi de sözcüklü
"sevdim kavuşamadım" motifli
serin nazlı bir örtü.
Ara sıra belki
Ruh da istiyor böyle
Parlak satenlerle telaş telaş dantelalar
giyinmeyi
Çeyiz dili umut dili biraz da
Çünkü orda leke bile nazarlık
Aşkın avlusuna serer dururlar
Çeyizimde manolya.
Ünlem, Ocak-Şubat 2004
ÇIBAN
işlek bir cezadır çocukluk bazen
yaralı tanrıları iyileştirmekle gidilen
her uzak kimlik istiyordu ve tekrar
rengi yok çürük bir besteydi ölüm
siyah kedilerin geçtikleri yerde söylenen
ve çürümeye terk dualardı sevgililer;
-dilerim şehir soldursun seni
ısrarla ve giderek ıslata buruştura..
sonra onlar şüphenin kesikleriyle gittiler,
bir takım otlardan, köprülerden/bulaşarak
gömleklerini ve yanlışlarını babalarına giydirdiler
yokluktan sızdırılmış saatlerdik
yaslı bir geçmişi alır gibi açığa
çürümeye terk sorulardı sevgililer;
-o bekar evlerinin sabırsız tüllerini
kaç isli ayrılık benzetecek
ömrün doğusunu üzen bir çıbana?
anı tozları, billur sözçiçekleri,
tafta şarkılardan yapılan gövden
aynada sürdürüyor şimdi
ölü bir roman kişisi olan seni
çarşılar vermeyecek artık
eve kızan çocukların
vitrinlere düşürdükleri tanrının gölgesini
hayal çöktü, su aşındı içimde
korkarım
acı çamaşırıma geçecek..
“Şiir 2000, E Dergisi eki”
HAMİLE
avluları odalardan geçiren duvardı, buradaydı
tutup saçlarımda esnemişti akşam
bu iyi gelmişti saatlere öğle sonlarına
kimi sigaraların dumanından sayılmıştı
içlerinde çığlık besleyen akşamlardandı
bilmediğim bir aralıktan
durgun kokularla dolanmıştı
kanımda bir merak bulunmuş bugün
bir damardan bir menekşeye geçerken, sonra
yarılmıştık ya toprakla beraber
bir ağacın kalbi denese; yeşil..
ne zaman kaldırdım o ruhun yırtığını
gördüm aktığını, dadandı etime
sessizce öğürünce, o büyürmüş bi’yerlerde
hiçlik kıskanarak seyredermiş: korkunç mucize
her kadın kendi yarasıyla döllenir
sudan koparılmış bir yapı döner içinde
ben kaldım
bir sıkıntıdan hamile..
KALAN
Bir akşamı saçmaktan yorulur insan
Örtülere okşanmış koyulukları dinlemekten
Bir yalanı kalmaktan anlamaktan çürümeyi
Kara bir tadı demlemekten uykusuzluğa yorulur
Başladığı her vakte eski durur
Aşk usanmanın taşırdığı
Durmadan bir rahleye yanlış açılmış
Birinin yaşamasına içinden sandallar uzatsa da
Kendine boğulan seslerden olmuştur
Eksik söylenmiş bir kızlıkta kalabilir insan
Bir yanlış göçü gitmekten, acıtmaktan göğünü
İncecik değerken öldü sanabilir duvarlarını
Böylece eğriliği saatlerin tuhaf gölgeleri artık
Tutula tutula yıpranmış bir ay’dır aşk
Gezer ıslanmış taşlıklarında Türkçenin
Balkonlar kadar görülür bir şeydir ağrısı
Ama konuşurlar üstüne memur ağzıyla
Daha denmez bir elin yanında bir elsizlik yazık
“Dize Aylık Şiir Seçkisi, Sayı: 158, Aralık 2008”
KİMSEM
Bana yeni bir aşı bul, yorgun dallarıma
Ben bu avazda yüzümden oldum
Uykulara bağıran resimlerdi duyduğum
Çeşmelerden korkunç şeyler akacaktı bekledim
Şişmiş ölü kurbağalar döküldü çocukluk belleğime
Camlarına değiyorum gece olunca
Beni sayıkla, beni kendine kapa,
bazı kabuslar rüyaya yeğdir,bunu sakla
bağlıyım korkuna karanlığımdan
Küflü bir hafıza kanıyor kovuğumda
Bana ad ver,, zehir tırmansa da uykuna
Durmadan rüyalanan ellerini değiştir kabuğuma
Sular ve odalar aynı alfabenin dilsizidir
Eskimiştir sorulmaktan bazı meraklar
Bozuk ayetler tamircisi bir usta
Yanılmış çaputlar bağlıyor aklıma
Bana kokla, gör bana, sorma
Körpe bir gurbet yetiştireyim ben de sana
Bir ağaç bazen benzer allaha
KUL / LUK
yüzümde bir ağaç gezdi durdu, bir günah öttü dalında
sen bunlara birer şaka gibi davrandın
ben gitmek dedikçe, kal diye bağırdı camilerde adamların
hangi cezadan firardık ki, böyle aşk diye bi’ şeye başladın
ruhumda bir saat işliyor tanrım
beni akşamın en pişman yerine işliyor
durup hayretler dolduruyorum içine, haberin olsun
ben söyledikçe susmayı öğütlüyor bi’ takım kulların
hep yanlış donattım kalbimi evet
yaratmakta olduğun bir yaraya hazırlanıyorum
benim de yasak bahçeler çevriliyor içimde
sesimin tellerinde gecikmiş ahret..
bakarsın kir susar, taş bağırır
benden dünyaya taşar dinlenmiş günahların
sen soruyu sevmezsin, bağışla tanrım
sahi, var mı senin de buraya doğru avuçların?
ORTANCA
balkonda açıp mutfakta solduğum
annesi ve kadını olduğum
sönmemiş kireç kuyusu
artanıyla boynumun böyle ışıklara
saatleri doldurup aktardığım akşamlara
uzandım ve uçtu kiremidi inandığımın
yeşil bir alışkanlığım saksıma
yorulacak bir rüya kalaydım uykunuza
yol diyecektiniz alnımdan budanana
kalmakla toprağın avucunda bir ev süsü
gitmekle saçıldığı yere tohumlarımın
gölgelerin izin verdiği kadarım
duyarım
geçer rengimden tıkırtıları hayatların
Mühür/2009
PÖRSÜYEN
…ankara’yı izmir’e bağlayan devlet
anıyolu’nda olası tüm kazalara…
göndermekle dinmeyecek mektup yırtığı sesimde
sessizlik kent çabuğu bir makasla
dokunsun diye pas hızında diline.
içimin bülteninde yüzün koyu bir manşet…
ses “bekleme yapılmaz” haliyle
dökülünce bir ucundan asfalta
boşlukları iyi değerlendirilmiş
kağıtlar gibiyim elinde…
tersini kullanıyorum susmanın
dokunmayı tersinden başlatıyorum mektuplara
yazarken hep birlikte kokacağız demek
rengini silgilere bekleten yanılma akşamlarına…
şehirler böyle de kapanır adına
keskin bir zarf ağzı
bulunca tut/kal…
elyazını taklit eden
tiz bir vedayı çürürüm ben
yaşamın buz olarak kırıldığı yerde…
pul, yaradır kayıp bir mektubun teninde…
“Şiir Odası, Sayı: 4, Nisan 2000”
ŞANGIRDAYAN YANLIŞLAR
bir tek dura dura sararmış
keskin unutuş kalsındı,
geçilsindi hızla
buruşuk sabahların üstünden
ne zaman
çitlerini geçmek istesem yüzünün
öpülmüş oluyordu mutlaka
nefesi solunmuş binlerce kez
yokuşlar besliyordu omuzlarında, dargınlıklar
günün saçları kısalırdı da
bağıramazdı ellerini saat iki buçuklar
akşam dudakları uzardı lambaların
yine de öpemezlerdi koşullanmış tıpkı’lığı
leke olmayacak kadar büyüktü karanlığımız.
ıslak bir tanrı fotoğrafıydı zaman
rastgele bir tabutluk acısı,
fırlama halinde yapışan ceset kokusu
esirgenen sabahlara.
gördüm ki
eksiksiz bakmak birikmiş iki yanlışa
nefrete düşmenin biçimleridir
sonra derimizdir ihaneti bildikçe büzülen.
artık bütün bitişlerin doygun hıncıyız
şangırdayan yanlışları aralıksız tekrarlamak…
çünkü aşk!
“Anıtanrıça” adlı kitabından
UNUTKAN DOKU
En uyumlu mevsime atardı
Saçının bol kederli urganını
Henüz edinmiştim bu birbaşınalığı oysa
Ben her yolculuğa akşamı ekledim
Sesimin unutkan dokusu bundan kırıldı
Büyük harflerle keserken yolumu italik zaman
Uzak da yorulur uzak olmaktan
İhanet ağrılı yüzünden anlarım
Çiğnediğim yasalarla sınırlı nasılsa hayat
Nasılsa hangi sokağa çıksam yasak avuçların nemi
Yassılmış saatlerinden tanımak günü
Tumturaklı anılardan geçerek; bilenmiş
Kaldırımlar kaldırmaz mı dersin
İki kişiden bir olmanın suçunu
Üzünç ağacıyım; caddeyi bölen
Hep açık bırakıyorum kentlerin kapılarını
Açık kalıyor ömrün üstü nedense
Aşksa sürekli misafir yüzünde,
Benzeyip dururken fotoğraflar şiire
Fakat bulurum açıklarında yiten sorunun im’lerini
Bir ayrılığın orta yerine bağdaş kurarım
Çıplaklığın epeyce kararlı üstelik Yeniden sorumlu olurum
Üstünü çizdiğim sözcüklerden
Seni acele yaşayıp
Usulca anlattım kendime
Düşlem dergisi, Sayı: 12, Nisan 1998
UNUTUŞUN KANATTIR
O kuşu rüyada uçtun mu sahi
Unutuşun bile kanatır seni
Bu göğün tattığı ilk ihanet olacak
Bi’ kanat mıyım orda
Küf miyim tüylenmiş
Yarığında kalbinin biriktir onu.
Bak ağırdır uykusu suyun
Dilin de yarası öyledir elbet
Aksanımı ona uyduracağım
Bu kent elbet dökecek beni
Bağışlanır bir yanımı genişletip açacak
Sen pencere önlerinde üzgün turuncu…
Sıkı bir düğüm vardır elinde
Seyrine yer ayırt
Gözündeki zehrin
Hem bakma bültenlerin intihar dediğine
Aklımın cenazesi
Yarın senden kalkacak
Dize Dergisi, Sayı: 132, Ekim 2006
“Efsunkâr” adlı kitabından
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
