ABA’MA
Heee oradan geldim...
Heee çok ağladım
Ağlamakla dert etmek aynı şey değildi
Ben maviden biraz gök çaldım
Bütün göçmenkuşlar gibi
Yakalığımı sök Aba'm
İçindeki kuşları yere dök
Gene okula geç kaldım
Başka türlü yüzmeyecek bu gemi
zaten bir denizim bile yok
Bu yüzden ben martılarla ayyaş
Hatırladıkça unuturum herşeyi..
Hee haşhaş tarlasında göküm ben
Hee karıncalarla kardeş
Biraz afyona keser bir tadım var
Sen de ispanyol paça pantolon
Epa pabuç
Ben de tiril tiril bir kombinezon
Çocukluğum valelere gömülü
Bu yüzden kargalarla mesut
Unuttukça hatırlarım herşeyi
Hee... Meksikaya giden bir gemiydim o zaman
Sen kefallere kızınca alabora oldu Meksika...
Hatırlamaktan büyük lanet yok...
Ne mesut bir güneşimiz vardı hatırla
Ama ben Sühâ yıldızına takılıp kaldım
Bir bıçak gibi kestim bakışımla gökdenizi
Bu coğrafyadan bana başka bir entari dik
Sana küçük gelenleri giymek istemiyorum artık..
2009 Mardin'i
Kirpi Şiir dergisi, Sayı: 2, Temmuz-Ağustos 2009
Emel İrtem
20 Kasım 2009 Cuma
27 Ekim 2009 Salı
Karşıyaka Belediyesi Homeros Ödülleri 2010
Karşıyaka Belediyesi Homeros Ödülleri 2010
Kemal Özer Şiir Ödülü
ÖDÜL YÖNETMELİĞİ
2003 yılından bu yana dil, inceleme ve şiir dalında verilen Homeros Edebiyat Ödülü bu yıl Kemal Özer adına düzenlenmiştir.
Katılım koşulları şunlardır:
1. Ödül, 31 Aralık 2009 tarihinde 35 yaşını geçmemiş tüm şairlere açıktır.
2. Yarışmaya katılacak şiirler için tema sınırlaması yoktur.
3. Şiir Ödülüne, 2009 yılında basılmış şiir kitapları ve basıma hazır kitap bütünlüğü olan dosyalar katılabilir.
4. Yarışmaya katılacak dosyalar çift aralıklı yazılmış olmalıdır.
5. Ödül, birinciye 1500 (binbeşyüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 500 (beşyüz) tl'dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.
6. Ödüle son başvuru tarihi 15 Ocak 2010 günüdür. Ödül, 21 Mart 2010 günü düzenlenecek olan Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.
7. Ödüle katılanların dosya ya da kitaplarının 6'şar adetini “Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”Bahriye Üçok Bulvarı No:535600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo,taahütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.
8. Ödüle katılan dosya ve kitaplar iade edilmez.
9. Ödül hakkında bilgi:Melih Elhan (Ödül Sekreteryası) Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)
SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ
Veysel ÇOLAK
Oya UYSAL
Deniz DURUKAN
Muzaffer KALE
Ogün KAYMAK
Kemal Özer Şiir Ödülü
ÖDÜL YÖNETMELİĞİ
2003 yılından bu yana dil, inceleme ve şiir dalında verilen Homeros Edebiyat Ödülü bu yıl Kemal Özer adına düzenlenmiştir.
Katılım koşulları şunlardır:
1. Ödül, 31 Aralık 2009 tarihinde 35 yaşını geçmemiş tüm şairlere açıktır.
2. Yarışmaya katılacak şiirler için tema sınırlaması yoktur.
3. Şiir Ödülüne, 2009 yılında basılmış şiir kitapları ve basıma hazır kitap bütünlüğü olan dosyalar katılabilir.
4. Yarışmaya katılacak dosyalar çift aralıklı yazılmış olmalıdır.
5. Ödül, birinciye 1500 (binbeşyüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 500 (beşyüz) tl'dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.
6. Ödüle son başvuru tarihi 15 Ocak 2010 günüdür. Ödül, 21 Mart 2010 günü düzenlenecek olan Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.
7. Ödüle katılanların dosya ya da kitaplarının 6'şar adetini “Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”Bahriye Üçok Bulvarı No:535600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo,taahütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.
8. Ödüle katılan dosya ve kitaplar iade edilmez.
9. Ödül hakkında bilgi:Melih Elhan (Ödül Sekreteryası) Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)
SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ
Veysel ÇOLAK
Oya UYSAL
Deniz DURUKAN
Muzaffer KALE
Ogün KAYMAK
KUŞADASI EĞİTİM VE GELİŞTİRME VAKFI (KEGEV) M.SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ
KUŞADASI EĞİTİM VE GELİŞTİRME VAKFI (KEGEV)
M.SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ
KEGEV’ in düzenlediği M. Sunullah ARISOY ödülü, bu yıl da şiir dalında verilecek.
M. Sunullah ARISOY’ un Türk Diline gösterdiği özen ve emek göz önüne alınarak, ödüle katılacak yapıtların değerlendirilmesinde Türk Diline özen, belirleyici ölçüt olacaktır.
KATILMA KOŞULLARI
1. 1 Ocak - 31 Aralık 2009 tarihleri arasında yayımlanan ve daha önce ödül almamış, şiir kitapları ya da kitap oylumundaki(en az 15 şiirden oluşan) şiir dosyaları ile ödüle aday olunabilir. Ödüle katılan yapıtlar arasında, seçici kurul değerlendirmelerinin bitimi olan http://www.facebook.com/l/4ae4c;10.04.2010 ‘ a kadar herhangi bir ödül kazanan yapıt değerlendirme dışı kalacaktır.
2. Son başvuru tarihi 31 Aralık 2009’ dır.
3. Ödüle katılacak kitap ya da dosyanın 6 örneğinin katılımcı ya da onun yetkili kıldığı yayınevi tarafından bir başvuru dilekçesi eşliğinde, özgeçmiş ve iletişim bilgileriyle birlikte, elden ya da posta ile aşağıdaki adrese ulaştırılması gerekmektedir.
M.SUNULLAH ARISOY ÖDÜLÜ
Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı
Atatürk Bulvarı Marina Migros Karşısı
Kuşadası / AYDIN
4. Seçici Kurul: Turgay FİŞEKÇİ, Burhan GÜNEL, Hidayet KARAKUŞ, Ayten MUTLU ve Ahmet ÖZER’den oluşmaktadır.
5. Ödül, 3.000 ( ÜÇBİN) YTL.’dir ve kazanan yapıtın sahibine, http://www.facebook.com/l/4ae4c;07.05.2010 tarihinde, Kuşadası’nda düzenlenecek tören sırasında bir plaket ile birlikte verilecektir.
6. Ödül bölüştürülmeyecektir.
7. Ödüle KEGEV Yönetim Kurulu ve Seçici Kurul üyeleri aday olamazlar.
M. SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ SEKRETERLİĞİ:
Şadiye EVGİN:KEGEV Sorumlusu
0 506 545 01 88 belgegeçer: 0 256 618 28 97
http://www.facebook.com/l/4ae4c;kegev.net@hotmail.com
sadiyeevgin@hotmail.com
Zerrin BORATAV BAĞÇİVAN:Eşgüdüm sorumlusu
0 542 675 40 03
0 554 254 48 04
zerrinbagcivan@hotmail.com
M.SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ
KEGEV’ in düzenlediği M. Sunullah ARISOY ödülü, bu yıl da şiir dalında verilecek.
M. Sunullah ARISOY’ un Türk Diline gösterdiği özen ve emek göz önüne alınarak, ödüle katılacak yapıtların değerlendirilmesinde Türk Diline özen, belirleyici ölçüt olacaktır.
KATILMA KOŞULLARI
1. 1 Ocak - 31 Aralık 2009 tarihleri arasında yayımlanan ve daha önce ödül almamış, şiir kitapları ya da kitap oylumundaki(en az 15 şiirden oluşan) şiir dosyaları ile ödüle aday olunabilir. Ödüle katılan yapıtlar arasında, seçici kurul değerlendirmelerinin bitimi olan http://www.facebook.com/l/4ae4c;10.04.2010 ‘ a kadar herhangi bir ödül kazanan yapıt değerlendirme dışı kalacaktır.
2. Son başvuru tarihi 31 Aralık 2009’ dır.
3. Ödüle katılacak kitap ya da dosyanın 6 örneğinin katılımcı ya da onun yetkili kıldığı yayınevi tarafından bir başvuru dilekçesi eşliğinde, özgeçmiş ve iletişim bilgileriyle birlikte, elden ya da posta ile aşağıdaki adrese ulaştırılması gerekmektedir.
M.SUNULLAH ARISOY ÖDÜLÜ
Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı
Atatürk Bulvarı Marina Migros Karşısı
Kuşadası / AYDIN
4. Seçici Kurul: Turgay FİŞEKÇİ, Burhan GÜNEL, Hidayet KARAKUŞ, Ayten MUTLU ve Ahmet ÖZER’den oluşmaktadır.
5. Ödül, 3.000 ( ÜÇBİN) YTL.’dir ve kazanan yapıtın sahibine, http://www.facebook.com/l/4ae4c;07.05.2010 tarihinde, Kuşadası’nda düzenlenecek tören sırasında bir plaket ile birlikte verilecektir.
6. Ödül bölüştürülmeyecektir.
7. Ödüle KEGEV Yönetim Kurulu ve Seçici Kurul üyeleri aday olamazlar.
M. SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜLÜ SEKRETERLİĞİ:
Şadiye EVGİN:KEGEV Sorumlusu
0 506 545 01 88 belgegeçer: 0 256 618 28 97
http://www.facebook.com/l/4ae4c;kegev.net@hotmail.com
sadiyeevgin@hotmail.com
Zerrin BORATAV BAĞÇİVAN:Eşgüdüm sorumlusu
0 542 675 40 03
0 554 254 48 04
zerrinbagcivan@hotmail.com
Safranbolu- Karabük Edebiyat Etkinlikleri
Safranbolu- Karabük Edebiyat Etkinlikleri
Karabük Valiliği Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri Kapsamında Yer Alan Edebiyat Etkinlikleri Programı
30/10/2009 Cuma Saat:16:00
Safranbolu Kale Hükümet Konağı
Konferans/Söyleşi: Betül Tarıman, Çiğdem Sezer
31/10/2009 Cumartesi
Vali Nafiz Kayalı Gençlik Merkezi
Cumhuriyet ve Kent Konulu Söyleşi
1. Oturum: Betül Tarıman, Cem Uzungüneş, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Osman Günay
2. Oturum: Ataol Behramoğlu, Tamer Gülbek, Tayfun Talipoğlu, Çiğdem Sezer
31/10/2009 Cumartesi
Yeni Şehir Kültür Merkezi
Saat:20:00Şiir Akşamları
Tamer Gülbek, Çiğdem SezerBetül Tarıman, Cem Uzungüneş, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Osman GünayAtaol Behramoğlu, Tayfun Talipoğlu
Karabük Valiliği Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri Kapsamında Yer Alan Edebiyat Etkinlikleri Programı
30/10/2009 Cuma Saat:16:00
Safranbolu Kale Hükümet Konağı
Konferans/Söyleşi: Betül Tarıman, Çiğdem Sezer
31/10/2009 Cumartesi
Vali Nafiz Kayalı Gençlik Merkezi
Cumhuriyet ve Kent Konulu Söyleşi
1. Oturum: Betül Tarıman, Cem Uzungüneş, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Osman Günay
2. Oturum: Ataol Behramoğlu, Tamer Gülbek, Tayfun Talipoğlu, Çiğdem Sezer
31/10/2009 Cumartesi
Yeni Şehir Kültür Merkezi
Saat:20:00Şiir Akşamları
Tamer Gülbek, Çiğdem SezerBetül Tarıman, Cem Uzungüneş, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Osman GünayAtaol Behramoğlu, Tayfun Talipoğlu
9 Ekim 2009 Cuma
EVEREST’İN “İLK ROMAN” YARIŞMASI SONUÇLANDI.
EVEREST’İN “İLK ROMAN” YARIŞMASI SONUÇLANDI.
Everest Yayınları’nın “Gizli Romancılara” şans tanımak ve Türk edebiyatına yeni isimler kazandırmak amacıyla bu yıl dördüncüsünü düzenlediği Everest Yayınları İlk Roman Yarışması’nın sonuçları belli oldu. Cemil Kavukçu, Semih Gümüş, Müge İplikçi, Erendiz Atasü ve İnci Aral’dan oluşan seçici kurul, Hamide Gönen’in Tu Ağacı adlı romanını ödüle layık buldu.Tu Ağacı, ekim ayı içinde Everest Yayınları tarafından yayınlanacak ve Hamide Gönen’e ödülü, 31 Ekim 2009 tarihinde Tüyap Kitap Fuarı’nda törenle verilecek.
Hamide Gönen kimdir?
Bingöl’de doğdu. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrenimini İstanbul’da yaptı. Matematikçi. Türk ve yabancı firmalarda, bilgisayar programcısı, sistem analist ve bilgi işlem yöneticisi olarak görev aldı. Kendi Tabutunu Taşıyanlar adlı öyküsü Mart 2007’de Petrol-İş Sendikası’nın düzenlediği öykü yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Mart 2009’da Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneği’nin düzenlediği Kadın Öyküleri Yarışması’nda da, Kullanılmamış Düşler Zamanı adlı öyküsüyle Mansiyon kazandı. İstanbul’da yaşamaktadır.
Everest Yayınları’nın “Gizli Romancılara” şans tanımak ve Türk edebiyatına yeni isimler kazandırmak amacıyla bu yıl dördüncüsünü düzenlediği Everest Yayınları İlk Roman Yarışması’nın sonuçları belli oldu. Cemil Kavukçu, Semih Gümüş, Müge İplikçi, Erendiz Atasü ve İnci Aral’dan oluşan seçici kurul, Hamide Gönen’in Tu Ağacı adlı romanını ödüle layık buldu.Tu Ağacı, ekim ayı içinde Everest Yayınları tarafından yayınlanacak ve Hamide Gönen’e ödülü, 31 Ekim 2009 tarihinde Tüyap Kitap Fuarı’nda törenle verilecek.
Hamide Gönen kimdir?
Bingöl’de doğdu. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrenimini İstanbul’da yaptı. Matematikçi. Türk ve yabancı firmalarda, bilgisayar programcısı, sistem analist ve bilgi işlem yöneticisi olarak görev aldı. Kendi Tabutunu Taşıyanlar adlı öyküsü Mart 2007’de Petrol-İş Sendikası’nın düzenlediği öykü yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Mart 2009’da Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneği’nin düzenlediği Kadın Öyküleri Yarışması’nda da, Kullanılmamış Düşler Zamanı adlı öyküsüyle Mansiyon kazandı. İstanbul’da yaşamaktadır.
29 Ağustos 2009 Cumartesi
TAŞA BAĞLARIM ZAMANI / GÜLTEKİN EMRE

TAŞA BAĞLARIM ZAMANI
Gültekin EMRE
Taş, suskunluğun dili; kunt duruşun düşü; öteye geçiş. Ya deniz? Tarihe, taşa, hayata kına yakan, geline durup dururken arka çıkan; iz sürenin yanında olan… Ölümle dirim arasında bir yol var işte oradan yürüyor Ahmet Ada yeni şiir kitabı Taşa Bağlarım Zamanı’nda. “Büyük yanılgı”lara dur diyor “Bir çocuğun yüzündeki uyuyan su” olup. “Rüzgârın fırıldağı”dır ve bu, bütün zorlukları yener “kendinde biri olmak” için. “Yağmurun” da “fırıldağı “ olur kendinden çıkıp ve “Bir kaleme bir kâğıda “ dönüşerek. Yazmanın özü bu işte; bir kaleme ve bir kâğıda indirgemek yaşamı. Bir de deniz var elbette girilip çıkılması gereken, düşlere katık edilecek. Yani deniz, “ o büyük sözdizimi”ne döner yüzünü, yanında Pars’la. Pars, ölümlün kardeşidir. Yani ölüm yanı başındadır hep. Kim unutabilir ki o büyük yokoluşu? Yağmur, bir doğa olayıdır hayatın bir parçası olarak ve şiirde dış mekânın vazgeçilmezlerindendir yaşamı beslediğinden. Hayatı dirilten, emziren, sesleyen, kösnül duygularla büyütendir yağmur. Hayat bütün halleriyle, girintisi-çıkıntısıyla imgelem düzeyine gelip yerleşiyor dizelerin, şiirlerin…Rüzgâra bağlanan at, “Kuşun uyuduğu saat”, kırlangıçlarını çağıran “akasyalı sokak”, kendinde “saklı denize” yürüyen şair; “Delik deşik bir sessizlik”te başkalarının göremediğini gören, ruhuna dolan “denizin ormanı” ve yabancılaşmaktan bunalan insanı gören şair Ahmet Ada…Yabancılaşan insanın dünyasına da eğiliyor Ahmet Ada dizeleriyle. Yaşanan kırılmalardan geçiriyor şiirini. Doğayla, nesnelerle, zamanla bütünleşerek, yer değiştirerek, -özdeşleşerek hayatın kırgınlıklarıyla- oluşturuyor şiirlerini. Ölüm ve dirim sorununu sağar dizelerine, imgelerine. Yaşanan çalkantıları, fırtınaları…bilgece, derinliğine ele alıyor. Ritim ve lirizmi şiirlerinden eksik etmeden yol alıyor tarihsel zamanı alt üst ederek. O sonsuz geçmişe de girip çıkıyor, bugüne kulaç atarak yarına bakmaya çalışıyor yapyalın, dupduru bir biçimde. Şiirindeki bilgelik daha da öne çıkmaya başladı bu yeni kitabındaki şiirlerle: “Yeter bana mezar taşı olmak / Anadolu’da”. Kentte bunalan bireyin hal ve gidişinin şiiri “Geyik”, günlük dile yüklenen yıpranmamış tertemiz deyiş değişikliği. Çiçeğin “tılsımı” doğayla iç içe varoluşun özgün özü. Giden gün değildir her gün, yalnızca “bir mırıltıdır” bir daha geri gelecek. “varoluşun sıkıntısı” kocaman bir ağızdır sesi soluğu çıksın diye uğraşılan. Bir konuşsa “çok eski zaman” oluverecektir bugünün halesinde. “dilsiz orak” işleyecek, “su gömüsü” bulunacaktır bir kurtuluşa adım atar gibi. “yalnızlığın eşiğine” gelmiş bir göç sevinci yüreğinde hep kendini anımsatacaktır. Onun için emzirir “yeryüzü ağrıları”nı “Taşları, arzuyla parlayan yıldızları” Ahmet Ada. Onun bu sonsuz evrende “yol arkadaşları” ise “Böcekler, atlar”dır oraya buraya dağılıp gitmiş görüntü ve sesleri toplayan. Onun tarihi derleyen sonsuz sesi titriyordur “her taşın içinde”ki hazdan, bir de “Göçüm ol ey ölüm” derken kendine. Yaşam sevinciyle doludur oysa kök olurken “dünya toprağına”. İçindeki dışındaki bin bir rüzgârla uyanır hayata, acılara ve denenmemiş hazlara. Derine, derinliği olana eğilir durmadan Taşa Bağlarım Zamanı’nda: “Bir ırmağın kayboluşuyum denizde”. Hayatı farklı kavrama, yorumlama ve şiirlerinde dolaşıma sokma büyük bir tutkudur aşka yakın, belki ondan da öte. Unuttum dese de pek çok şeyi, pek öyle değil, çünkü “Bir ağaç soyundanım giyinmiş / Yapraklarını baştan aşağı”, bu onu olmayan zamana ve olan denize, engine götürür bilinçaltının dehlizlerini de alıp yanına. Onun için “Ağrıyan bir yanı” “deniz”dir “hâlâ” “Ölü suları bırakıp da” geldiği. Soruyor işte kendine ve bize, şiirine de “İnsan ne arar derinde ta dipte” diye. Bulduklarını ise hiç gizlemez: “Kör bir makas, eski dillerden / Tılsımlı sözcükler” ötelerden, derinlerden, kayaların yüreğinden. Toplumsal sorumluluklar ve bilinçlenmeye de mim koyar şu iki dizeyle geçmişle bugün arasında yolunu arayıp dururken bir başına ustalaşa ustalaşa. “İnsan neye yarar onarmazsa / Başkalarının kaygılarını doğduğunda”. “parçalanmış ben”in peşindedir amansız. “Ölüm tek yayasıdır yol”un bu uğurda, “Bir düşten uyanması insanın” hiç de kolay değildir onca imge, görüntü arasında. “Gitmeyen bir yol yoktur elbette, ama gidilir “hüzünden anılar bırakarak” “varoluşun acısına yaklaşa yaklaşa. “koca denizde” ne aradığımızı kim söyleyebilir? Oysa “ Ruhumuz / değişerek geziniyor dünyada”, denizde biz farkında olmasak da. Bir yandan da “Kocaman gözlerle bakıyoruz renklerini / Yitiren dünyaya, mühürlü ağızlara”. “İnsanlar / Anlamını yitirmiş sözcüklerle konuş”salar da, şiir günlük dil de taşır sırtında. Oysa “Gün batıyor” ve biz “aynanın içinde kalıyoruz” bürünüp karanlıkların aydınlığına. “Kılıç yarası öyküler” de hiç eksik olmaz yaşamın iniş-çıkışlarında. “Acısına kapanmış insanlar” da, ki onların “Kılıçla kapanmış yolları”. Günümüz toplumlarına ustaca bir gönderme şu üç dize, can alıcı saptama, taş gibi eleştiri: “Eski dillerin konuşulduğu kentte / Akıp gidiyor bugünden geleceğe / Kollar bacaklar ölü gözler”. İşte Ortadoğu, işte savaşlar, işte dökülen kanlar ve yitip giden kültürler, diller, düşler…Her şair çocukluğunun “imgesini” arar günü gelince. O da kolları sıvar gençliğine doğru şiirlerinde: “Gençliğimi geleceğimi bir düzlemde / Buluşturan bir taş, bir eşya, / Gök gürültüsü, şimşekten bir kılıç.” Onun için yurdu bilir “dili” en “yalın, içten / Evrenin anası olan”.
Ahmet Ada, Taşa Bağlarım Zamanı kitabında yer alan şiirlerinde ustalık, biraz daha ileri gidelim, bilgelik sınavı veriyor. Hayattan derlediklerini, elbette denek taşında denediklerini, şiirsel iç ve dış monologlara taşıyor, dönüştürüyor. Gündelik yaşamın ekonomik / siyasal… acımasız baskısından, basıncından, insafsızlığından… bunalan bireyin kurtuluşuna arka çıkıyor, onların ütopya arayışlarına –ütopyalarına- yol açıyor, öncülük ediyor. Bütün bir hayatla, ama her şeyiyle ve de nesnesiyle arası açılan bireyi nesneleriyle yeniden buluşturarak, bir araya getirerek, yeniden doğayla barışmasının önünü de açıyor sessiz sedasız. Kutuplaşmaların, zıtlaşmaların, farklılaşmaların, ayrışmaların, darlaşmaların, yozlaşmaların…başladığı, (olduğu) yer(ler)de doğayla büsbütün bütünleşme, nesnelerle yüz yüze gelme haline de olanak sağlıyor böylece. Felsefenin de kafa yorduğu şeylere, şiir diliyle, sözdizimlerinin derinliğiyle boğuşarak yeni biçimselliklere yelken açtırıyor dizelerini, şiirlerini. Ölü zamanlardan şiir sağarak bugünün yaşamına eklemleniyor ustalık kemerini kuşanarak.
Dış ve iç sesle geziniyor şiirlerinin, dizelerinin arasında, Ahmet Ada. Ölüm ve yaşam arasında çözüm arayışları üretmek istiyor şiirleri üstünden hayata sımsıkı tutunarak. Çağdaş yaşamın getirip önümüze koyduğu çalkantıları, fırtınaları, dalgaları, yarılmaları kırılmaları, yaraları… benliğinde depderin duyumsaması ve imgesel dile dönüştürmek için çaba harcadığı gün gibi ortada. Varoluş sorunları da kitabın ana ekseninde dönüp duruyor kendini belli etmek için. Onun için bir “Köşeyi dönünce birdenbire Pessoa’yla karşılaşır ve sarsılır. “Asma kütüklerinin rüzgârıyla söyleşir / Fenike’yi İskenderiye’yi Mersin’i Kudüs’ü düşünden gerçeğe taşır. “Wittgenstein’ı Heidegger’i Kavafis’i / Sözgelimi tersinden okur” bağbozumunun ruhuna girmek için. Bozgunları, derine kazınmış tarihleri, ölümle yakın duran duruşları…önemser ve belirsiz bir haritayı imgeye dönüştürür gibi önüne serer. Ritsos, Seferis, Elitis…çizgisine adım atıyor, onlardan el alıyor upuzun ömürlü şiirlerin şairi olmak için. Kendi şiiri için yepyeni bir yapıyı, can alıcı sözdizimini, yalınlığın dehşet sakinliğini ustaca, bilgece şiirinin omurgasına ağdırıyor.
Unutulmaz şu iki dizenin hüznüne yeniden kaptırıp kendimi “Yeter bana mezar taşı olmak / Anadolu’da”, taşa bağlamak için zamanı kitabın kapağını bir daha açıyorum ve “Bugün”e adım atıyorum.
Akatalpa dergisi, Temmuz 2009 – Sayı: 115
______________________________
Ahmet Ada, Taşa Bağlarım Zamanı, Metis Yayınları, Mayıs 2009, 58 sayfa.
Gültekin EMRE
Taş, suskunluğun dili; kunt duruşun düşü; öteye geçiş. Ya deniz? Tarihe, taşa, hayata kına yakan, geline durup dururken arka çıkan; iz sürenin yanında olan… Ölümle dirim arasında bir yol var işte oradan yürüyor Ahmet Ada yeni şiir kitabı Taşa Bağlarım Zamanı’nda. “Büyük yanılgı”lara dur diyor “Bir çocuğun yüzündeki uyuyan su” olup. “Rüzgârın fırıldağı”dır ve bu, bütün zorlukları yener “kendinde biri olmak” için. “Yağmurun” da “fırıldağı “ olur kendinden çıkıp ve “Bir kaleme bir kâğıda “ dönüşerek. Yazmanın özü bu işte; bir kaleme ve bir kâğıda indirgemek yaşamı. Bir de deniz var elbette girilip çıkılması gereken, düşlere katık edilecek. Yani deniz, “ o büyük sözdizimi”ne döner yüzünü, yanında Pars’la. Pars, ölümlün kardeşidir. Yani ölüm yanı başındadır hep. Kim unutabilir ki o büyük yokoluşu? Yağmur, bir doğa olayıdır hayatın bir parçası olarak ve şiirde dış mekânın vazgeçilmezlerindendir yaşamı beslediğinden. Hayatı dirilten, emziren, sesleyen, kösnül duygularla büyütendir yağmur. Hayat bütün halleriyle, girintisi-çıkıntısıyla imgelem düzeyine gelip yerleşiyor dizelerin, şiirlerin…Rüzgâra bağlanan at, “Kuşun uyuduğu saat”, kırlangıçlarını çağıran “akasyalı sokak”, kendinde “saklı denize” yürüyen şair; “Delik deşik bir sessizlik”te başkalarının göremediğini gören, ruhuna dolan “denizin ormanı” ve yabancılaşmaktan bunalan insanı gören şair Ahmet Ada…Yabancılaşan insanın dünyasına da eğiliyor Ahmet Ada dizeleriyle. Yaşanan kırılmalardan geçiriyor şiirini. Doğayla, nesnelerle, zamanla bütünleşerek, yer değiştirerek, -özdeşleşerek hayatın kırgınlıklarıyla- oluşturuyor şiirlerini. Ölüm ve dirim sorununu sağar dizelerine, imgelerine. Yaşanan çalkantıları, fırtınaları…bilgece, derinliğine ele alıyor. Ritim ve lirizmi şiirlerinden eksik etmeden yol alıyor tarihsel zamanı alt üst ederek. O sonsuz geçmişe de girip çıkıyor, bugüne kulaç atarak yarına bakmaya çalışıyor yapyalın, dupduru bir biçimde. Şiirindeki bilgelik daha da öne çıkmaya başladı bu yeni kitabındaki şiirlerle: “Yeter bana mezar taşı olmak / Anadolu’da”. Kentte bunalan bireyin hal ve gidişinin şiiri “Geyik”, günlük dile yüklenen yıpranmamış tertemiz deyiş değişikliği. Çiçeğin “tılsımı” doğayla iç içe varoluşun özgün özü. Giden gün değildir her gün, yalnızca “bir mırıltıdır” bir daha geri gelecek. “varoluşun sıkıntısı” kocaman bir ağızdır sesi soluğu çıksın diye uğraşılan. Bir konuşsa “çok eski zaman” oluverecektir bugünün halesinde. “dilsiz orak” işleyecek, “su gömüsü” bulunacaktır bir kurtuluşa adım atar gibi. “yalnızlığın eşiğine” gelmiş bir göç sevinci yüreğinde hep kendini anımsatacaktır. Onun için emzirir “yeryüzü ağrıları”nı “Taşları, arzuyla parlayan yıldızları” Ahmet Ada. Onun bu sonsuz evrende “yol arkadaşları” ise “Böcekler, atlar”dır oraya buraya dağılıp gitmiş görüntü ve sesleri toplayan. Onun tarihi derleyen sonsuz sesi titriyordur “her taşın içinde”ki hazdan, bir de “Göçüm ol ey ölüm” derken kendine. Yaşam sevinciyle doludur oysa kök olurken “dünya toprağına”. İçindeki dışındaki bin bir rüzgârla uyanır hayata, acılara ve denenmemiş hazlara. Derine, derinliği olana eğilir durmadan Taşa Bağlarım Zamanı’nda: “Bir ırmağın kayboluşuyum denizde”. Hayatı farklı kavrama, yorumlama ve şiirlerinde dolaşıma sokma büyük bir tutkudur aşka yakın, belki ondan da öte. Unuttum dese de pek çok şeyi, pek öyle değil, çünkü “Bir ağaç soyundanım giyinmiş / Yapraklarını baştan aşağı”, bu onu olmayan zamana ve olan denize, engine götürür bilinçaltının dehlizlerini de alıp yanına. Onun için “Ağrıyan bir yanı” “deniz”dir “hâlâ” “Ölü suları bırakıp da” geldiği. Soruyor işte kendine ve bize, şiirine de “İnsan ne arar derinde ta dipte” diye. Bulduklarını ise hiç gizlemez: “Kör bir makas, eski dillerden / Tılsımlı sözcükler” ötelerden, derinlerden, kayaların yüreğinden. Toplumsal sorumluluklar ve bilinçlenmeye de mim koyar şu iki dizeyle geçmişle bugün arasında yolunu arayıp dururken bir başına ustalaşa ustalaşa. “İnsan neye yarar onarmazsa / Başkalarının kaygılarını doğduğunda”. “parçalanmış ben”in peşindedir amansız. “Ölüm tek yayasıdır yol”un bu uğurda, “Bir düşten uyanması insanın” hiç de kolay değildir onca imge, görüntü arasında. “Gitmeyen bir yol yoktur elbette, ama gidilir “hüzünden anılar bırakarak” “varoluşun acısına yaklaşa yaklaşa. “koca denizde” ne aradığımızı kim söyleyebilir? Oysa “ Ruhumuz / değişerek geziniyor dünyada”, denizde biz farkında olmasak da. Bir yandan da “Kocaman gözlerle bakıyoruz renklerini / Yitiren dünyaya, mühürlü ağızlara”. “İnsanlar / Anlamını yitirmiş sözcüklerle konuş”salar da, şiir günlük dil de taşır sırtında. Oysa “Gün batıyor” ve biz “aynanın içinde kalıyoruz” bürünüp karanlıkların aydınlığına. “Kılıç yarası öyküler” de hiç eksik olmaz yaşamın iniş-çıkışlarında. “Acısına kapanmış insanlar” da, ki onların “Kılıçla kapanmış yolları”. Günümüz toplumlarına ustaca bir gönderme şu üç dize, can alıcı saptama, taş gibi eleştiri: “Eski dillerin konuşulduğu kentte / Akıp gidiyor bugünden geleceğe / Kollar bacaklar ölü gözler”. İşte Ortadoğu, işte savaşlar, işte dökülen kanlar ve yitip giden kültürler, diller, düşler…Her şair çocukluğunun “imgesini” arar günü gelince. O da kolları sıvar gençliğine doğru şiirlerinde: “Gençliğimi geleceğimi bir düzlemde / Buluşturan bir taş, bir eşya, / Gök gürültüsü, şimşekten bir kılıç.” Onun için yurdu bilir “dili” en “yalın, içten / Evrenin anası olan”.
Ahmet Ada, Taşa Bağlarım Zamanı kitabında yer alan şiirlerinde ustalık, biraz daha ileri gidelim, bilgelik sınavı veriyor. Hayattan derlediklerini, elbette denek taşında denediklerini, şiirsel iç ve dış monologlara taşıyor, dönüştürüyor. Gündelik yaşamın ekonomik / siyasal… acımasız baskısından, basıncından, insafsızlığından… bunalan bireyin kurtuluşuna arka çıkıyor, onların ütopya arayışlarına –ütopyalarına- yol açıyor, öncülük ediyor. Bütün bir hayatla, ama her şeyiyle ve de nesnesiyle arası açılan bireyi nesneleriyle yeniden buluşturarak, bir araya getirerek, yeniden doğayla barışmasının önünü de açıyor sessiz sedasız. Kutuplaşmaların, zıtlaşmaların, farklılaşmaların, ayrışmaların, darlaşmaların, yozlaşmaların…başladığı, (olduğu) yer(ler)de doğayla büsbütün bütünleşme, nesnelerle yüz yüze gelme haline de olanak sağlıyor böylece. Felsefenin de kafa yorduğu şeylere, şiir diliyle, sözdizimlerinin derinliğiyle boğuşarak yeni biçimselliklere yelken açtırıyor dizelerini, şiirlerini. Ölü zamanlardan şiir sağarak bugünün yaşamına eklemleniyor ustalık kemerini kuşanarak.
Dış ve iç sesle geziniyor şiirlerinin, dizelerinin arasında, Ahmet Ada. Ölüm ve yaşam arasında çözüm arayışları üretmek istiyor şiirleri üstünden hayata sımsıkı tutunarak. Çağdaş yaşamın getirip önümüze koyduğu çalkantıları, fırtınaları, dalgaları, yarılmaları kırılmaları, yaraları… benliğinde depderin duyumsaması ve imgesel dile dönüştürmek için çaba harcadığı gün gibi ortada. Varoluş sorunları da kitabın ana ekseninde dönüp duruyor kendini belli etmek için. Onun için bir “Köşeyi dönünce birdenbire Pessoa’yla karşılaşır ve sarsılır. “Asma kütüklerinin rüzgârıyla söyleşir / Fenike’yi İskenderiye’yi Mersin’i Kudüs’ü düşünden gerçeğe taşır. “Wittgenstein’ı Heidegger’i Kavafis’i / Sözgelimi tersinden okur” bağbozumunun ruhuna girmek için. Bozgunları, derine kazınmış tarihleri, ölümle yakın duran duruşları…önemser ve belirsiz bir haritayı imgeye dönüştürür gibi önüne serer. Ritsos, Seferis, Elitis…çizgisine adım atıyor, onlardan el alıyor upuzun ömürlü şiirlerin şairi olmak için. Kendi şiiri için yepyeni bir yapıyı, can alıcı sözdizimini, yalınlığın dehşet sakinliğini ustaca, bilgece şiirinin omurgasına ağdırıyor.
Unutulmaz şu iki dizenin hüznüne yeniden kaptırıp kendimi “Yeter bana mezar taşı olmak / Anadolu’da”, taşa bağlamak için zamanı kitabın kapağını bir daha açıyorum ve “Bugün”e adım atıyorum.
Akatalpa dergisi, Temmuz 2009 – Sayı: 115
______________________________
Ahmet Ada, Taşa Bağlarım Zamanı, Metis Yayınları, Mayıs 2009, 58 sayfa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)