29 Kasım 2010 Pazartesi

Ah'lar Dizisi-5 / AH CEMAL ABİM, PAPİ DERSEM PAPALİNA ANLA, PAPİRÜS DERSEM ÇIK! / HÜSEYİN ALEMDAR





Ah'lar Dizisi-5 / AH CEMAL ABİM, PAPİ DERSEM PAPALİNA ANLA, PAPİRÜS DERSEM ÇIK!

"Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkıyalar silâhlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkıya güzelliği taşıdıkça"

(Cemal Süreya)


Ah güzel Cemal Abim benim, hani hep derdin ya "Bir dergidir benim yaşamım, bu yüzden ben ölmem batarım." 33 şehir, 29 ev değiştirip 4 kez de evlenen biri elbette batmaya meyillidir. Sen ki benim imgeabimdin, göçebe yanımdın, Kars adımdın, Mardin kanamamdın, Paris bir uç kırılmamdın! Sahi, yazımın başlığıyla söylersem sana "Papi" demek istedim, papi "papalina"yı çağrıştırsın istedim. Pekâlâ papalina ile de rakı içilir be Cemal Abi! Ağustos 1960'ta 4 sayı çıkarıp sonra batırdığın, Haziran 1966'da tekrar çıkarıp 47 sayı sonra yine batırdığın, 1980-81 arası ancak iki sayı çıkarabildiğin Papirüs'ten söz edersem beni duyar, Bilecik'ten İstanbul'a dek içine bastırdığın Kürt yanınla ve oğlun Memo ve kızlara rozet diye gösterdiğin Fenerbahçe yakanla beni duyarsın, ki duydun biliyorum! Biliyor musun, şiirimizin beş afacanı Özgür Özmeral, Mustafa Ergin Kılıç, Erol Özyiğit, Beşir Sevim ve Didem Gülçin Erdem'in girişimleri ve heyecanlarıyla Papirüs Kasım-Aralık olarak yeniden çıktı be Cemal Abi! Dilerim ki, bu bir dergi ömrü (kırk kırlangıç ömrü misali) öyle ya, bu kez daha uzun ömürlü olur umarım. Ah, şimdiden heyecan yaptın biliyorum, bizler senden aşkı, hayatı ve tüm heyecanları ödünç aldık. Bugün hâlâ şiire aşk ve hayat diye tutunuyorsak bil ki bu bile senin eserin. Ellisine merdiven dayamış, hatta ellisini devirmiş bizlerde heyecan arama diyecektim ama şiir ve hayat hep baskın çıkıyor bizi anla! Edebiyat seçkisi özelliği taşıyacak olan Papirüs-1'i senin izninle özetleyeyim öyleyse: Bir yerden sonra "sıkıcı" olan Ekrem Kahraman yazısının derginin başyazısı yapılmasına itirazla başlamak istemezdim ama başladım. Bu yazıdan sonra sıralanan 25 şairin birbirinden güzel şiirleri neyse ki Papirüs'ü dergi kılıyor. Cemal Abi sever diye "sevdiğim şiiri ve dizeleri" yazımın sonuna ekleyeceğim 1000. gün niyetine. (Melek) Özlem Sezer'in öyküsü öykü olduğu kadar şiir de; sinematografik yaklaşımla tretman ayrıca. Hakan Cem, Aslı Solakoğlu, Abdullah Ataşçı, Ethem Baran hep öykü kalacaklar. Yetkin Dikinciler ve Öner Yağcı'nın kaleme aldığı Nâzım Hikmet mektuplarını sen de seveceksin Cemal Abi. Şiire dair yazılar ise İhsan Tevfik, Zeki Karaaslan, Mustafa Ergin Kılıç (bu çocuk hem şair hem ölümüne çocuk), Ahmet Günbaş ve Beşir Sevim imzalı... Ah güzel Cemal Abim benim, derginin bir de "Cemal Süreya Belgeliği" diye bir bölümü var ki, ölüm artık burada geçmez! Orhan Alkaya'nın sana yazdığı şiirle izin verirsen seni ağlatacağım; Ağrı'yı, Kars'ı ve Dersim'i bilen sen çok ağlamışsındır biliyorum: "Cemal/kırmızı kanatlı bi kızın turna hâli/mahcup seyri çapkın bir edanın/intiharın bilinen en politik önermesi "--Ah, söyle! Orda da çapkın mısın! Papirüs'teki birbirinden güzel şiirler arasından benim şiirim "senaaaaaa!"; âh, sen Seyyidhan Kömürcü'yü tanımadın ama o seni çok iyi tanıyor! Adınızı karıştırıp karıştırıp Cemal Arif-Ahmed Süreya, Ahmed Cemal-Süreya Arif diyor bazen! Doğu ve şiir Allah'tan ve Dağlarca'dan bile büyüktür bazan! İşte o şiir ve dizeler... Kendine iyi bak, şiirabim!

sena

elim ayağım
epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim
tanımıyorum
ben biraz yavaş
günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
ben biraz en üzgün baharatlara gena meyilli
mümkünse haşhaş
yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
diyelim zencefil
diyelim hatmi

(...)

elim ayağım
artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi
tamam olmak küfür
tamam etmek haşa
(...)
(Seyyidhan Kömürcü)

"Bu Anadolu, bu da etekleri yırtık İstanbul" (Veysel Çolak)
"ben nasıl anlatmam kâğıt destelerini/yediğim kurşunlar sakat bıraktı beni" (Hüseyin Peker)
"ölümsüzlük iyi gitmiyor eskiden olduğu gibi" (A. Ertan Mısırlı)
"kırmızı, çok kirletmiş beyazlığı" (Fergun Özelli)
"büyüdükçe, ölen kalbimmiş. anladım. ağladım." (İlhan Kemal)
"Şimdi sanki ölüm yakın da ben korkuyorum." (Emel Güz)
"göz kapaklarını öpüyor/yüzden geriye doğru say diyorum/açtığında/
beni göremeyeceksin" (Türkân Yeşilyurt)
"hiçbir tuğlanın ağlama vaktini ustası gelse bilmez" (Halil İbrahim Özbay)
"oğullarım kızlarıma/kızlarım oğullarıma/iyi baksınlar/aynıdır bir dağın/
ayın ve güneşin altında ağrısı" (Mesut Aşkın)
"eski bir şarap açtım, didik didik ettim kalbimi" (Özlem Tezcan Dertsiz)
"belimin çukuru sorumlu çarşafın kırışığından/
hayatımı beni doğuran taşın gölgesine seriyorum"
"Özgürüm artık cezasını gergefe işleyenlerden/
Bundan sonra gül de yutsam nefesim kül kokar" (Özgür Özmeral)
"!insan surete baktıkça iki kendine indikçe birdir" (Veysi Erdoğan)
"yedimizde yatsı vaktini bilerek/büyüdük çocukluk evlerimizde" (Serkan Türk)
"Artık bizi buradan ancak bir yangın çıkarabilir" (Yusuf Uğur Uğurel)
"Bu dünyadan gideceğimiz gün viski kırmızısı olacak deniz" (Ertan Yılmaz)
"uzayıp kısaldı boynum gün boyu bir pencerede/
sokaklara fırlayıp seni bağırmam için bu bile yeter" (Selami Karabulut)

Artshop, Kasım 2010

HÜSEYİN ALEMDAR

21 Kasım 2010 Pazar

ZEFİRAN / TAMER GÜLBEK




ZEFİRAN / TAMER GÜLBEK

Zefiran / Tamer Gülbek / 2008, Kül Sanat Yayıncılık, Ankara, 77 s.

Kitabın künyesi:
Kül Sanat Yayıncılık Genel Dizi: 88
Genel Yayın Yönetmeni: Bilâl Kolbüken
Tasarım: Franco Colte
Yayına Hazırlayan: Zeynep Ertunç
Baskı adeti: 1000

İmza Notu:
"Sevgili Şükrü Kırkağaç'a,
Sevgi, saygı ve sempozyum pozuyla...
21 Şubat 2009
Antalya"

"Zefiran", Tamer Gülbek'in ilk kitabı. Kitapta, "Boğaza Takılan Kılçık", "Şefkat", "Sahte Macera" ve "Zefiran" başlıklı dört bölümde yirmi dokuz şiir yer alıyor.

ZEFİRAN

I.

Hepsini ikimiz için yatım nedir sabahları erkenden kalktım akşamları
erkenden yattım yazdığımı yırttım kasayı çöpe attım görüntüyü gittim
sattım harfleri kırdım ufaladım üfledim geçmişe giden oluktan şükür dedim
şükür aklımı koruyan ruhuna ruhumu koruyan aklına her şeye değer dedim
yalnızlığın kırbacı develerin kırbasındaki acı su yeter ki sen


II.

Selesindeki zeytine baktım karşımdaki hayalin gerçek çökeldi
içimde senin tahminin benim doğrum oldu zamanla sağaldım
zamanla doğruldum kaygan bir hayvan gibi dirildi kimlik sen
uzun tülbentler serdin suyuma sen uzun döndün
yörüngesinde beni yapan boşluğun aklımın kalanını muhafaza
ettin sarı bir denizde kırılmıştı filikam


III.

Şimdi sarılıyorum bizden artan pamuğa ufukta kalan kızıl bir
çadır gibi uğulduyor geçmiş sıyrılırken sesler zencefil kokulu
koridorlarda ıslak bir havluyu seriyorum usulca tüten bir
köknarın üstüne dağılıyor sendeleyen nar kızlar misket
yuvarlıyor olağandışı bir enlemde buz topluyor hava uzaklarda
zefiranlı bir suya batırıyor hafızamız silik ayaklarını.



BOĞAZA TAKILAN KILÇIK


Boğazı özlediğini söyleyen biri örneğin
Neden boğazını sıktığını da söylemez
Nuh nebiden kalan bir son kadırganın

Bizde şekil boğaza takılan bir kılçıktı

Babasından yalnızca mermer bir kutu kalmış
Ve formu içeriğe uymasa da korunmuş
Böyle eskiden kalmış gibi eskiden kalmış
Bir lahittir bizde şekil, ablaklık abidesidir

Ses kendini götürse de hüzün adam arar yanına
Ben şekilden anlamam, onu güneşe sor
Şekilden hırs çıkarsa ne kalır, onu sor onlara

Ben de bilirim denize nazır kalelere sığınıp
Başka dillerde söylemeyi tarihin derinlerini

Hüzzam hepimizin özlemiydi o sıra
Orada takılıp kaldık uzun süre
Güzel seslerin mekanı oldu bizde hüzün
Ve güzel yazıların tabii

Bizde hüzün tükenmez kalemin ucundaki tükenişti

Hüzün, gerekli olmakla beraber yeterli olmayan
Yeterli olmamakla beraber vazgeçilmez olan
Zihinsel bir gıdaymış gibi gelirdi bize, hâlâ da öyle

Şekil mi demiştin, sen mi demiştin
Ne ben duymuş olayım
Ne de elimde tuttuğum şu tükürüklü kılçık!



TÜKENEN


Bir kelaynak yüzünden küsmek olmaz
Küflü bir odada sallanan sarkaç
Seçim yapmak gerekirse kitaplar arasından
Hatır kırmak olmaz

Benim yarış koşullarım farklıydı
Benim akvaryumum değişik
Hırsımı yansıttığım kulvarda koşan atlar
Ve kafama dayalı tuttuğum altıpatlar

Beyoğlu’nun en kalabalık saatinde
Bir kitap kurdu ürkekliği
Ve akşamdan kalan bir bar kokusu
Neleri kırdığını anlamayan kara bir deniz

Bir kara deniz yüzünden küsmek olmaz
Orada da burada da elimizden yediler
Frenlerim kendimi, hayatım öyle
Kendimi tanıyabilmirem bazen

Dize ye vurdun mu istersen bin
Allah senden müstahakını alsın
Kaygı geri çağırma makinesi icat oldu
Yine gideriz kuşların uçtuğu o genel adaya

Sen benim biricik dostumsun
Biz türü tükenen dostlarız.



ŞEFKAT

Şefkatimiz pişmanlığa iyi geliyor

Hangimiz kötüydük
Son saygı damlası son muslukta
Parlamasın benden sonra bıçak diyerek

Mutlak ecza kadar yaklaştık zamana giderek
Ve kıpkırmızı yüzümüzü gördük yüzünde
Rahatsızlığı ezberliyordu

Ağırlığımızı duydu ve sessizleşti
Dostluk kabını kaldırdı içimize baktı
Canını kardeşinden ayırmadan oturdu

Alışkanlığını düzeltti
Kendi kendine yerleşti
Başına bilgi açılmıştı

Toprak kadar eskidi derin sıkıntı
Ve silkindi bahanelerinden

Şefkatimizle pişmanlığı kaşıyorduk

Bir bakıştan ibarettik şimdi.

ADNAN AZAR


(1956, Çayeli / Rize - 10 Ocak 2014, Ankara)


       Asıl adı Ahmet Adnan Azar. T.E.D. Kayseri Koleji’ni ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nü bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bir süre Sosyal Bilimler okudu. TRT'de yapımcılık yaptı. İstanbul 24 Saat (1991), Batık Aşklar Müzesi (Altın Koza En İyi Kurgu Ödülü, 1995), İstanbul’da Bir Aşk (2000) adlı sinema filmleriyle, Samyeli (1998-99), Ayışığı Neredesin (2004-2005) dizilerinin yönetmenliğini yaptı; radyo için edebiyat programları hazırladı.  
       10 Ocak 2014 tarihinde bir süredir tedavi gördüğü akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybetti.      
       1976 yılından bu yana şiirleri, öyküleri, yazıları ve söyleşileri Adam Öykü, Adam Sanat, Akatalpa, Birgün, Defter, Düşler Öyküler, E, Edebiyat ve Eleştiri, Gösteri, Kurşun Kalem, Öküz, Sincan İstasyonu, Sözcükler, Şiir-lik, Varlık, Yarın, Yasakmeyve, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı.
Ödülleri: “Unutmak Suları” adlı kitabıyla 1982 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Unutmak Suları (1982, Yeni Türkü Şiir Yayınları, İst.)
& Parçalanmış Zamanlar (1997, Gibi Yayınları, Ank.)
& Yeni Zaman (1998, Öteki Yayınevi, Ank.)
& Rüzgar İstasyonu (2000, Can Yayınları, İst., 59 s.)
& Beyaz Ayarı (2007, YKY, İst., 56 s.)

& Avare Çalı ve uzaKTan - Toplu Şiirler (1976-2013) (2014, YKY, İst., 324 s.)


20 Kasım 2010 Cumartesi

OKAN ALAY



(10 Kasım 1975, Genç / Bingöl - )


       Fatma Hanım ile Mahmut Okay’ın oğlu. 1996 yılında 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nden (lisans tezinin konu başlığı “Bingöl Folkloru”) mezun oldu. Çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yapan şair, halen yüksek lisansını tamamladığı (Yüksek lisans tezinin konu başlığı “Bingöl Masalları”) Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nde “Türk Saz Şiirinde Yergi, İroni ve Mizah”  adlı teziyle doktorasını tamamladı. Bingöl’de bir kamu kuruluşunda öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.  2010 yılından bu yana Hacettepe Üniversitesi Dil Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde doktor öğretim görevlisi olarak görev yapıyor. Ankara’da yaşıyor; evli, üç çocuk babasıdır.
       Şiirleri, öyküleri, yazıları ve çevirileri Agora, At, Beşparmak, Folklor/Edebiyat, Hayâl, Hece Öykü, Keşke, Lamure, Mühür, Şiiri Özlüyorum, Taflan, Temrin, Varlık, Virgül, Yedi İklim vb. gibi dergilerde yayımlandı. Türkçe, Farsça ve Kürtçe çeviriler yaptı.
Ödülleri: Beşparmak Dergisi 9. Şiir Ödülü’nde ikincilik ödülünü aldı (2004); Arkadaş Z. Özger 2004 Şiir Ödülü ve 2005 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nde “dikkate değer” görüldü.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Suyun Gölgeye Karıştığı (2006, Yom Yayınları, 64 s.)
& Yanılgılar Evi (2010, Komşu Yayınları: 65, Yasakmeyve Kitapları Şiir: 59, İst., 64 s.)
& (H)iç Ses (2016, Hel Yayınları, 64 s.)
       Öykü Kitapları:
& İçimdeki Uzak (2015, Hel Yayınları, 96 s.)
       Araştırma, İnceleme Kitapları:
& Kültür Dünyamızda Bingöl I (1996, Meg Ajans, Ank.)
& Kültür Dünyamızda Bingöl II (2006, Üniversite Yayınları, İst.)
       Çevirileri:
& Nîmâ Yûşiç, Senin Yolunu Gözlüyorum (2017, Hel Yayınları, 94 s.)
& Sohrap Sepehrî, Rengin Ölümü ve Yolcu (2018, Islık Yayınları, İst., 112 s.)
Hakkında Yazılan Yazılar:


Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç




YASAKMEYVE KİTAPLARI / 12




Fatma N. / Heyelan  

1958 yılında Sürmene'de doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapıyor. Şiir ve öyküleri 1995 yılından bu yana dergilerde yayımlanıyor. "Heyelan", şairin ilk kitabı.

“mektup bitti
başlayan ne”

Komşu Yayınları: 14
Şiir:14
1. Basım: Mayıs 2006,  56 sayfa
Editör: Enver Ercan
Görsel Tasarım: Nazlı Ongan

"Heyelan" Fatma N.'nin ilk şiir kitabı. Kitap, "Mektup Bitti" başlıklı bir şiiri içeriyor.

Kitaptan dizeler;

"yağmur yanlış bir adrese gitti"

"yaz denen eski bir mahalledeydik
asmanın yaprakları bağ yapmaya yetmiyordu şehri
ben en beterinden bir vedayı duyuyor
yol çantama harita koymuyordum"

"veda bir tek kişiye yazılabilir
insan tek kişiye yazabileceği şeylerle
yeniden gözden geçirilmeli
noktasından virgülünden
hele imlasından
hiç söyledim mi"

"unutacak bir harf kalmıyor"

"dokusu kül kâğıtlarım
alt sıraya sarkan dizeler için
kucağımda pul ve zarf istifi yaparken
kelime kelime dağolayazdı
bıçak parasını ödemiştim ruhumun"

"görmüyor musun
parmak uçlarım bir araya gelmiyor
ölüsü dönmeyen kelimelerin hiçbiri
dönmüyor ağzımıza"

"mektup bitti
alt yazılar geçiyor"

"sana mektup bitti diyorum bak her tarafım titriyor
çatallanarak çoğalıyor kırılıyorum
tırnaklarım cılız
koşarak geçiyor yaşım
ağzımdan çıkan her sözcükten
beni durdur"

"hangimiz daha yalnız
hangimiz daha fazla gömüldük
bu soru tenimi kurcalıyor
dürtüyor dalgınlığımı
ama ekrandan çıkış yok"

"aynaya uzaktan bakamıyorum
yaklaştığımda cehennem"

"yiten benim yüzüm
hem susmamı hem neşeyle devamımı istedikleri
bu kemo bu terapi bu tehcirde
beni odasıcaklığında tut"

"hayır hayatla aramız yok"

"mektup bitti
başlayan ne"

Bir Soru:
"benimkine benziyor mu üşümen bilmiyorum"

Bir soru daha;
"veda merhabanın nesi oluyor
evlerden ırak piçi mi
pandispanyanın kremasındaki kıl mı
saatlerce baktığın kâğıdı
bomboş buruşturmak mı
buruşturduğun bazen gözyaşı da olabilir
açık damara pufpuflu bir havlu bastırmak mı veda"

Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

FATMA N.


 

(1958, Sürmene / Trabzon - )


           Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yapıyor.
       Şiirleri, öyküleri ve yazıları 1995 yılından bu yana Taflan, Varlık, Yasakmeyve vb. gibi dergilerde yayımlandı.
Ödülleri:
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Heyelan (2006, Komşu Yayınları: 14, Yasakmeyve Şiir Dizisi: 14, İst., 56 s.; Editör: Enver Ercan, Görsel Tasarım: Nazlı Ongan)
& Geçitte (2009, Komşu Yayınları: 53, Yasakmeyve Şiir Dizisi: 48, İst., 56 s.)
& Fakat Geldim (2017, Komşu Yayınları, Yasakmeyve Şiir Dizisi, İst., 56 s.)


HİSTAMİN
 
bazı sözcükler diş köklerimde kırıldı
bazı düşler üzgün kızlarda
bazı gözler içerdeki kadının astar rengiydi
astarlar eteklere biçilmiş kefenler
bazı duvarlar açılmadı
yaralanıp geçti şehir
 
günlerce sadece unuturum
sonbahar her yerde böyledir
park sıralarını uzun serip yaprakların altına
kimi akşam dizerim kuğuları
kimi zaman sadece caddeler olur
baştan sona yağmurlu
bir camdan geçiyor gibi şehir
 
bazı yanıtlar boş evin yankısıdır
bazıları aşka keder arar günlerce
öyle durup çiçekçi önlerinde
kuru kendirler sordum
duraklarda aykırı yönler
gece korkusu floresanla aşılabilir
şehir beni bu halimle sever mi
 
Taflan, sayı 3, 2007

Kız N. İşitir

uslu kızlar
eve döner öpüştükten sonra
ben sonsuzluğa geçtiğim anlarda
kendimden kaçmadım
bir kelebek atlasını açar gibi dizlerime
içimden geleni çıplak
eteğimin katlarını serbest bıraktım
gövdemde eşelendi bir kavağın ritmi

bir yılanın ölümü terk ediş hamlesi
büyüler beni
gömleğini çıkarıp sadeleştirdim
bir bağın neden ortasında olduğumuzu
iç yüzümü yansıtan hararetin
niye tatlı bir merhametle kavrulduğunu

meleğim hâlâ
elma dilimlerini dizerken
uzun sürsün diye isterken yaz
bilmediğim halde hissederim
yakın havzada
bir vaşak bir atlıya
dinletiyor obanın sesini
ve inleyişini göğün havalanan otlardan

ORDA SÖĞÜTLERE KUŞ EVLERİ ASMIŞLAR MI

nasıl da karmaşıktır
tehlike çıkışları
endorfin açığı
-on miligramı yaşamsaldır-

şubat yine biter umudu
-evet biter-

yeri gelince masalara mum da konur
-masa çevredir-

ve çaredir basit tarifler
-ölü bir erin sırtındaki yaralıya yurt toprağı diyoruz-

TRANSFORMER

ağaç adları değişmeden kalabilir
çörek adları
fiyatla birlikte yer alıyor
misal ay çöreği üç tl
arjantin caddesinde beşle çarpılır
yanında kahve bir düşle
gerçek arasındaki fark

mesela mesela sonsuzluğa inanma günü
kedi kumu aldım
bütün o paralellerin
kan işeyen dünyanın
derinden gelen bir asidi var
asma bir köprüden
apayce aslı dururken
hayatın akışı

sessizlik çırpı bir şey
saatlerle ileri geri oynamak gibi bir şey
acıktıkça tırnaklarını yemenin bir üstü
mesela mesela hoplamadan kalabiliriz
devrilmeden

erimeden mika kalabiliriz

MEHMET EMRAH BUTAKIN

(11 Eylül 1979, Bingöl - )


Asıl adı Mehmet Emrah Butakın.
Şiirleri ve yazıları Düş Çınarı, Edebiyatta Üç Nokta, Lamure, Sanat ve Hayat, Sonra Edebiyat, Varlık, Virgül, Yasakmeyve, Yazılıkaya vb. gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Ödülleri: 2001 yılı Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülü’nü ve “Seküler Cumhuriyet: Türkiye’nin Siyasal ve Toplumsal Değişimi” adlı çalışmasıyla Milliyet Gazetesi Sosyal Bilimler Ana Dalı’nda Birincilik Ödülü’nü kazandı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Israr Falcıları (2003, Avesta Yayınları, İst., 63 s.)
& Yaylılar İçin Dörtlü (2006, Avesta Yayınları, İst.)
       Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları:
& Üniter Düşüncenin Sonu: Özgürlük Önermeleri (2003, Avesta Yayınları, İst.)

Şiirlerinden Seçmeler:

BİR ŞEHRİN AĞRISI

Buna sevinme! Ben olsam
üzgün bir güz dalı gibi çekerdim
yazık bir ölüm serinliğini üzerime.
Elimi de tutma!
Seviyorum zira cehennem diye
bir yer korkutsun beni çıkarılmış başımdan çekil.

Unut! Her şeyi.
Gün dönmemiş bir sazlıkta
kalbini kasvete sarmış azizler de
anlayacaktır beni.
Bağışlamak yok birbirimizi.

Sana uzaklardan ellerine yeğnik bir gül dikeni.

Edebiyatta Üç Nokta, Bahar 2013

DAĞ KANTATI

                        Lorin'e

eski bir masal yontusu olduğum
söylenebilirdi sana. sen ki bir su
hatırasını unutmadan büyürsün için
bir aşina ispiralya'dan dönersin
boyunda kalem kokusu.
düşersin gülşen-i râz'ın tayfına.
rüyandaki elvana baksam anların1 belki.
elirı1de değildi o hiçbir şeylerden
herkesin bir anlam çaldığı burgaçlı yollar.
yanmış bir şerhin enkazı üzerinde dimdik
ya da bütün ahrazların burkulmuş kalbine
dokunmadan,her tortuda
bir parçasını bıraktığım güz definesi.

bir şiir için gelinir mi buralara ta uzaklardan
taşıyarak birkaç ölü kelimeyle beklemelisin
kendini. hem bunun neresi soru?
kalbine gelini mi, her hatırladığında seni
bir âyindeymiş gibi allah'a yeniden inanan
bir münzeviyim oysa?

uzak bir dağı hatırla.


Lamure, Sayı: 2