8 Ocak 2016 Cuma

Sözcükler 59. sayı (ocak-şubat 2016)


TUĞRUL EDİZ



       

(1964, Edirne - )

İzmir Atatürk Lisesi’nden sonra 1987'de Ege Üniversitesi’nden Tekstil Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu.
Yapıtları: Şiir: *Çocuk Rüzgâr, 1998; 2. bas. İzmir: Etki, 2007 *Okyanusa Bakan Aşk, İzmir: Etki, 2006 *Şehirler Kitabı, İzmir: Etki, 2008 *Antikler Kitabı, İzmir: Etki, 2008 *Elin Masalı, İzmir: Etki, 2009 *Lirik Merdivenler, İzmir: Etki, 2013 *Portakal Kahkahaları, İzmir: Etki, 2015 *Lirikler ve Sonrası, İzmir: Etki, 2016.
Deneme: Uçtu Ateşten Kuşlar (Paradokslar), İzmir: Etki, 2006 *Öyleyse Benimle Gel (Paradokslar), İzmir: Etki, 2007.  

Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*7 Temmuz 2022 tarihinde güncellendi.

Şiirlerinden Seçmeler:

TAÇ YAPRAKLARI

Tenha bir gömleğin boşuna eskimiş yakasında su sıcağı
Gece tozlarını serpen el ekin saplarınca bağlamış yağmuru
Dişleri sağlam birinin kırdığı öğle kabuğu: Hiçlik,
Yıldızları yanlış sayan bakışları örtüyor göğün ortasında el
Yel, biz dönünceye kadar bir yere gitmeyecek
Koyduğumuz işaretleri değiştiren biri var zamanda
Bu yol sanki serçelere çıkmayacak; ben şiirim belki de
Göğsünde yarısı cam kalp, yarısını unutamadım

Kuşlarını değişen iki deniz, dalgın dalgalarla avare
Sen de unutmadın, bir liman baş döndürücü eskidi
Kestane ağacından bu omurga dayanmaz yürek çarpıntısına
Yelkenler tersini söyler, ya aşka çok var ya limana,
Adalar arasında bir kuytu enlemde kabuk değiştiriyor öğle
Yağmuru çözen el sandalye minderlerini toplamış toplamakta
Akşam çürümeden yine gece tozları; ben düş görmedim belki de
Aklında yarısı uzun yol, yarısını söyleyernem

Yol arkadaşı şu dağa aşık su, zamansız eriyecek karlar
Öğle güneşinde düşten buluşma köprüsü:
Yağmurda renkli atkısı yelin


Dize, Sayı: 95, Ağustos 2003

ANAMUR YAYLALARINDA ŞİMDİ / RAMAZAN TEKNİKEL



                                              Abdülkadir Bulut’un anısına

Oltasına güneş takılıyor Anamurlu çocukların
Bir poyraz çıkıyor dağ yamaçlarından
Akine’den, Kılıç’tan, Sugözü’nden
Alıp getiriyor defne, harnup, zakkum kokularını
Pazarında mantar, yoğurt satan köylü kadınlarla

Nilüferlerin yeniden açtığı mevsimdir burada yaz
Takılıp gideriz çoban ıslıklarının peşine
Köşede bir Yörük kilimi, toy bir keklik, cezve
Anlatırız anlamazlar gözlerini ovuşturan yayla çocuklarını

Deniz tutmalarıyla, yaz yağmurlarıyla unut
Unut köknar, pırnal, sandal ağaçlarıyla
Ve anımsa birden ağını boş çeken Bozyazı balıkçılarını
“Gözyaşları da çiçek açar” Anamur yaylalarında şimdi


Ramazan Teknikel

YAKUP’U BEN ÇAĞIRDIM / ÖMER TURAN


-Engin Turgut'a-

yakup’u ben çağırdım edip ağbi
gelince ortaya çilingir sofrası, yeşil zeytin
ve kalp ağrısı. zamanla geçer dediklerinden
yaralı kurbağaları konuşacağız, istanbul’u ve seni
sirkeci’den binecek trene
kestaneci halil’den bir kese sıcak cebine

müzik ve kuşlardan tören alayları yok
sade, eksiksiz geliyor yakup
gül çürüğü bir gömlek, üç diş acı ve hiçbiri
gerisi bildiğin hikaye edip ağbi

yakup gelince edip ağbi
elma kokulu fotoğraflar çektireceğiz
amasya hatırası. oradan mardin’e bakar gibi süryani
rahatını kaçırdığımız karıncalara üzüleceğiz
bir çiçeğin yürüdüğüne, bir evin bir eve taşındığına
meselâ edip ağbi, iyi şeylere inanacağız
yaz geliyor, kapı önleri unutkan olur
geçmiş zaman yağmurlarını eskite eskite sırtımızda
bir bozkırı boydan boya düşüneceğiz

yakup’u ben çağırdım edip ağbi
birazdan iner, birazdan yüzü avluda
öyle uzun bir şiir gibi değil üstelik
uzak beyaz, kısık mavi bir coğrafyadan
içimizden biri gibi yani, girer kapıdan

sonra sokağın dili sonra uzun boylu bir şarkı
seyyan hanım bir kadeh daha koyuyor masaya
yakup gelecek. -o gözler bana eskisinden yabancı-
akşamcılar, mahrem yalanları ve mahalleli üç beş kedi daha
kimse kimseyi kırmayacak edip ağbi
bir meleğin ağzından su içer gibi şiirler okuyacağız
ve akşam trenlerine bineceğiz, kentler boşalınca
yine sabah yine dilimizde rakı kiri

yakup’u ben çağırdım edip ağbi
gelince ortaya çilingir sofrası, yeşil zeytin
ve bir cep kestane. zaman da geçiyor dediklerinden

“Dünyanın İlk Sabahı” adlı kitabından

Ömer Turan

AŞKIN MEKTUP HALİ / HAYDAR ERGÜLEN


Engin Turgut'a

Engin, aşkın mektup hali
ve çooook iyi halinden ötürü
arkadaşlık cezasına çarptırılmış şiirde
öyleyse Prag damgalı bir zarfta
bir Budapeşte mektubu yollayacağım ona
bu kez 'görülmüştür' diyeceğim,
çünkü şairlerin şehirlerde gördüğü
tek iyiliktir şiir
hem şiir değilse nedir
arkadaşlığın en güzel hali,
ve arkadaşlık değilse nedir
şiirin ta kendisi?


Haydar Ergülen

BOZLAK, SİYAH, KIRMIZI - KÖY, KASABA, KENT - / GAZANFER ERYÜKSEL

BOZLAK, SİYAH, KIRMIZI            
- KÖY, KASABA, KENT -

Giray Ercenk’e

Kaç renktir ki bozlak
Dedi Şaman
Çıplaklığı yazının…
Güllere yaban o kır çiçekleri hep
Avuçlarında sabahın…
Harflere kesen dil
Külde ergiyen akşam…

Köymüş meğerse
En uzun kaldığımız kışlak
Külde patates, harman tozu
Bağbozumu, pekmez
İlle de kırmızısı şarabın…
Söz de söz ama
Peygamber sünneti
Basmaya görsün mührünü
İlle de yağmur duası lâkin…

Kaç renktir ki siyah
Duyumsadığında o kokuyu
Açılır gök
Peşi sıra takip ışığı bir ay
Nokta bile değil uzayda
Avuçlarında zamanın
Kurum zerresi bir ışık
Yanıtı kaç şıktır ki gölgenin…

Kasaba hesaba gelmez
      Dedi şaman
Ne abaküs
Logaritma cetveli ne de
Bütün sayılar birbirine küs
Kaç çöl geçilir ki ah
Belli etmeden kimselere
Gecenin arka sokaklarından…

“Bir kasabı geçindirecek kadar
günlük et müşterisi” dedi şaman
Az buçuk zanaat
Kirli tırnakları tefecilerin
Ne yapsa arınamayan
O kır lekesi
Kendine yaban
Ömrüne gurbet…

Değil mi ki şar
Geometrik dizisi hayatların
O en kuvveti parantez
Işık hızı, pus
Issız lekesi gölgenin…
Ey kendine akan nehir
Tüm sesleri silen
Gecesiyle kentin…

Harf bölümü, söz dizimi
Tümlüğüne rağmen tümcenin
Kendine yaban karmaşa
Yazıyla rastlaşması şeylerin
Ey çok bilinmeyenli denklem…

Kaç renktir ki kırmızı
      Dedi şaman
Kesildiğinde bilekleri güneşin
Kan olur akşam
Dağ, deniz, orman
Irmağa keser ufuk
Zaman ki ah
İşret tadında bir dil…

Ey ebabil
Köy, kent göçen şaman
Ne renktir
Nice düşer gölgesi…

                             2009 Eylül-2010 Ağustos


Gazanfer Eryüksel

BU BİR TEYP KAYDIDIR / FERGUN ÖZELLİ


                        -Cemal Süreya’ya-

-derlerdi de inanamazdım,
gerçek bir vahaymış dudakların

-sus! sesini yorma; suyu derinden iç,
gölgemin tadına doyamayacaksın
-iyi ki kalktı sutyen sisi,
tomurcuk güllerle yanımdasın

-em onları, saçlarınla ört,
boşluğumla tanışacaksın
-hırçınım, kekeme ırmağım
söküyor sözlerimi diri sırtın

-uzat ellerini, uzat çabuk!
selim boşuna akmasın
-tanrım! pembecik göktaşısın
gözlerimi okşuyor ince toprağın

-kaz dilinle, kaz; utanma; dinsin sızın
ateşi duy; nemi duy; yumuşaklığı sarın
-ah! keşke ressam olsaydım
sığmazdı kağıtlara bacakların

-sokul mağarama, sokul!
omuzların yalnız kalmasın

Dize, Sayı: 87, Ocak 2003

Fergun Özelli