27 Mart 2016 Pazar

ABDÜLKADİR BULUT






(23 Nisan 1943, Akine Köyü, Anamur / İçel – 8 Ağustos 1985, Anamur / İçel)

       Anamur Ortaokulu (1977) ve Akşehir İlköğretmen Okulu’nu bitirdi (1961).  Anamur, Kırıkhan ve İstanbul’da öğretmenlik yaptı (1961-1966). Politik nedenlerle bakanlık emrine alınması üzerine bir süre mesleğinden uzak kaldı. Göreve iadesi için Danıştay’da dava açtı ve üç yıl sonra tekrar öğretmenliğe döndü. Anamur’da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi.
       İlk şiirleri 1960 yılında “Varlık” dergisinde yayınlandı. 1960 yılından itibaren şiirleri ve yazıları Dost, Elif, Forum, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat, Sanat Emeği, Soyut, Şölen, Türk Dili, Varlık, Yarın, Yazko Edebiyat, Yeditepe, Yusufçuk dergilerinde yayımlandı.
       Şairin adını yaşatmak adına Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği 2011 yılından itibaren “Abdülkadir Bulut Şiir Yarışması” düzenlemeye başlamıştır.
Ödülleri: Milliyet Sanat dergisinin açtığı 1974 yılının En Başarılı Genç Şairi yarışmasında ödül aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Sen Tek Başına Değilsin (1976, Yonga, İst.)
& Acılar Yurdumdur (1981, Yazko Yayınları, İst., 60 s.)
& Yakımlar (1982, Yeni Türkü Şiir Yayınları, İst., 64 s.; Desenler: Cihat Aral)
& Gözyaşları da Çiçek Açar (1983, Yazko Yayınları, İst., 60 s.)
& Sen Tek Başına Değilsin II (1984, Yazko Yayınları, İst.)
& Yurdumun Şiir Defteri (1985, Yeni Türkü Şiir Yayınları, İst.)
& Ülkemin Şiir Atlası (Bütün Şiirleri; “Direniş Günleri” ve Ülkemin Şiir Atlası” adlı yayınlanmamış iki kitabıyla; 1986, Can Yayınları, İst., 288 s.)
      Çocuk Kitapları:
& Kahveci Güzeli (Çocuk şiirleri; 1980, Can Yayınları, Arkadaş Kitaplar, İst.)
& Üveyikler Göçerken (1981, Remzi Kitabevi, İst.)
& Sakar Tay (1983)
       Hakkında Yazılan Kitaplar:
& F. Saadet Bilir-Ali F. Bilir, Abdülkadir Bulut, “Kasabalı Lorca” (Yaşamöyküsü, Şiir, Yazı, Söyleşi ve Mektupları...) (2010, E Yayınları, İst., 344 s.)
& F. Saadet Bilir-Ali F. Bilir, Abdülkadir Bulut’a Sevgi Sözleri (2010, E Yayınları, İst., 453 s.)
Kaynaklar:
A  Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt I / 2001, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İst. / s: 202
Hakkında Yazılan Yazılardan Alıntılar:
/  Abdülkadir Bulut, yapıtlarını öteden beri ilgiliyle izlediğim bir şair. Her şeyi bir türkü kıvamında, bir türkü tadında eritiyor. Yerel görünümlere durumlara dayanıyor. Ordan soylu imgeler yaratıyor… Kasabalı bir Lorca. Her şiirinde şiir var…”
Cemal Süreya
/  “Abdülkadir Bulut yaşamıyla halktan biriydi. Toroslar’ dan bir “Yörük” olduğunu ne özel yaşamında, ne de şiirinde unutmuştur. İşte bu nedenle Abdülkadir “herkes”tir ve şiirleri de “herkesleşmiş”tir. Bu, halk ozanlarına özgü nitelik, doğal olarak, onun şiirlerini çoğullaştırmış, “biz”leştirmiş, bu şiirlere bulaşıcı bir etki gücü kazandırmıştır…
       Son kitabı “Yurdumun Şiir Defteri” bu sözlerimi kanıtlayacak bütün dilsel, biçimsel ve yapısal niteliklere sahip yüksek düzeyde bir kitaptır. Bu nedenle, saçma bir kazayla gelen ölümü, yükselen bir şiiri sırtından hançerledi.”
Özdemir İnce
/  “Abdülkadir Bulut şiir mirasını, günümüzün geç ozanı, satır satır, dize dize, sözcük sözcük okuyup üzerinde düşünmeli, bu şiirin tadına varmaya çalışmalıdır.
      Şiir severler yitirdikleri şiir tatlarını bu şiirlerle yeniden kazanacaklarını, sözün kaybolan ağırlığını Abdülkadir Bulut’ un dizilerinde yeniden bulacaklarını bilmelidirler.”
Ataol Behramoğlu

Şiirlerinden Seçmeler:

AV ÜLKESİ

1- Bir kaçak öldürüm

Yorgun atlar soluyordu akşamda
Ürküterek bir nice beyazlığı
Ve değiştirmeden korkularını
Hiç benzemediler birbirlerine
Al üstünde bir morda durdular
Maraş bilinmiyordu çünkü

Çünkü Maraş yoktu önceleri
Ve o atların dudakları
Bir güney denizine uzanıyordu
Bakarken hep ölü bir sansara
Hiç durmadan

Yani bir nisanı güzellediler
Uzun başlarıyla bir yerde
Belki de ilk kez savaşlarsız
Döndüler soğuk yerlerine haritaların
O bunaltılardan çok sonra

Ağıtlarına bir kılıç bularak
Hem o güzlerin anıtlarında
Onlar bir kaçak öldürümdü
Vuruşunca yüzlerine ürpertileri
Sığınaklar buldular öykülerinden
Salt bir gök durağına inen

Sen Tek Başına Değilsin” adlı kitabından

BİR UZUN KUZGUN

Bir bozuk ikindidir kuzgunum
Antikacı yüzleriyle surlarımda
Göğsüme cumhuriyetler bulur bazen
Dedemin bile hiç görmediği
Yıkık bir gölgeyle kararsız
Daha çok intiharlanır

Ya da çoğalır soluğumla
Büyüterek gözlerini ve avını
İstemler o uzun dönüşünü
Belki de denizini sevmekten
Tanımlar yıkıntılarını

Saygılanır o benim korkularıma
Islak bir tayın uzun başıyla
İmgeler hep unutulan yasalarını
Van Gogh’un eylüllerinde
İlk kez bir cumartesi yüzü
Benim güney kentlerimi ansıtan
Ellerimle

“Sen Tek Başına Değilsin” adlı kitabından

GÖRÜŞMECİLER

Sudan örülmüşe benziyorlar
Yaklaşıp dokunsam usulcana
Akacaklar şiirlerin içine
Bir yaprak gibi kaldırarak
Bütün sözcükleri

Çekinmeden ve kendini sıkmadan
Birer taş bıraksam ayrı ayrı
Her birinin alnının ortasına
Biliyorum ki yüzyılda ancak iner
Her birinin dibine

Ne ile doludur diyemiyorum ağızları
Oturup konuşsak şöyle biz bize
Fırtına olup çıkacak sözcükler
Gündüzleri dağlara doğru esen
Geceleri dağlardan denize

İçerde olan biri her daim
Gömleğinin düğmelerini iliklerken
Onu yıkayıp ütüleyen elleri
Ve kurutulduğu balkonu düşünür
Yaşlansa da gözleri

Yollarına da ısındılar oraların
Manavlarına, kahvelerine, bakkallarına
Görüş günlerine, bekleme yerlerine
Ama bir türlü alışamadılar
Ayrılış saatlerine

Yurdumun Şiir Defteri“adlı kitabından

GÖZYAŞLARI DA ÇİÇEK AÇAR

Ellerimi dokunduğum her yerde
Çığlık çığlığa kıvranıyor hayat
Ve ölen arkadaşların giysilerini
Bir kere daha dürüp koyuyor analar
Çamaşır sandıklarına
Gözyaşları da çiçek açar

Bugün yurtyeri olsa da acılara
Kayaların en sarp yerlerindeki
Kırlangıç yuvalarını andıran alnın
Bir gün terli bir gelecek uçuracak
Sabahlardan akşamlara kadar
Gözyaşları da çiçek açar

Ansızın oyuna başlayan çocukların
Sesleri kadar canlı ve huylu
Sevinçleri kadar taze ve acemi
Bir duruş kuşatacak işte seni
Gözyaşları da çiçek açar

Başını dayadığın ağaç dalı
Bak hafifçe eğildi toprağa doğru
Uyuyan bir çocuğun soluk alışını
Dinler gibi kendini vererek
Yaklaş, yüzünü örse de acılar
Boynundan ter boşalan herkese
Gözyaşları da çiçek açar

Yaklaş, yüzünü örse de acılar
Ve nasıl yakalarsa toprağı kök
Suları renk, dalları kiraz
Sen de öyle yakala hayatı
Yürü kol kola canıma değsin
Gözyaşları da çiçek açar

Yazko Edebiyat, Sayı: 21
Gözyaşları da Çiçek Açaradlı kitabından

İKİNDİ ATLARI

ve bir kral ölüsünün aklığı
sana benzerdi denizleriyle
unutmadan fenike’li çocuğunu
güzellerdi günü birlik evine

onlar ikindi atları gecemden
sunulanır erkenci dudakları
uzak sularında bekliyenlerin
ağıtıdır çekip-gitmesi süremde

koşarlardı soluğuma tanımsız
soğuk otlarında bir nice otun
hep yorulmuş olmadan belki de
çok belli eski bir ağırlamama

KAÇAK

konuşmadığım ülkeme belliyiz onlara yorulmadan
en büyük sorumlusuyuz bir uzun kartalın
ve yangınların belki de bir sabahın
anlamını kullanıyoruz ölü at başlarına
yani yeni bir duyguda sürgünler bozgunlar
geçerler gecelerimizden unutulmuşa uyan
ıslaklığında yitirilmiş erdemlere ne denli
hep sularında süreli bir ceylân

kırık akşamları çarşılıyoruz ala mora
bozuk otlarında eski bir bunaltının
dudakları saygılıyoruz bunca dudaklardan
ellerimiz bir zencinin unutulmuşluğu çağına
eskisel şehirleri ve anmalardan

SEN TEK BAŞINA DEĞİLSİN

Sen tek başına değilsin
Yağmurda koşan taylar gibi
Ve toprağı iyice kavrayan
Kökler kadar akranın var
Omuzlarında hayat ve şiir
Alınterinden bir yürüyüş

Sis örtse de alnını bazan
Dalına göre konsa da kuşlar
Kalem seni arkalıyor boyna
Gülü saklayan yaprak
Ve kızartan toz

Çok alışkın acılı yanın
Güneşte bozaran yavşanların
Islaklığına

Ellesen yorgun bir buzağıyı
Sırdaşın olur senin yiğidim
Mapusane günlerinde görüşmecin
Çünkü adaşların da uğurlandı
Sen tek başına değilsin
Omuzlarında hayat ve şiir
Alınterinden bir yürüyüş

Sen tek başına değilsin

“Sen Tek Başına Değilsin” adlı kitabından

ÜLKEMİN ŞİİR ATLASI

III

Ben aradığım her şeyi yana yakıla aradım
Kaygılar taşıdım mutlaka bulmalıyım diye
Ama kaldırdığım her taşın altından
Çıka çıka bir yığın böcek çıktı
Kimisi deliklerine kaçtı, kimisi üstüme ağdı

Yol günlüklerine geçti attığım adımlar
Çocukken boynunu kopardığım kuş yavruları
Düşlerimde yolumu kesip bir bir gözlerimi oydular
Ve eğdiğim fidanlar büyüyüp gelişince
Gövdeleri tabutuma birer tahta oldu

Sulara bıraktığım hüsnüyusufların
Yan yatıp suyun üstünde durması gerekirken
Hepsi de dibine çöküp gitti bir bir
Demek ki her şeyin bir derinliği var
Demek ki her şey biraz da derinliktir

Daima ayrılıklar üretti benim yürüyüşlerim
O yüzden adı ayrılık olan bir çiçektir
Şimdi benim avuçlarımdaki çizgiler
Oysa eskiden alçalan bir kara kırlangıcın
Kuyruğunun duruşuydu.

XLVI

Bilirim incelik ister marifet ister
Arkadaş seçmek de yar seçmek kadar
Çünkü göreceğin küçük bir ihanet bile
Adama evlat acısı gibi koyar

Düşün ki içini döktüğün, sırlarını verdiğin
Seninle birlikte aynı ufka alın dayamış
Birlikte saklanmış, birlikte yatmış birisi
Bakmışsın ki günün birinde ayrılıp gitmiş

Aslında bir su damlası kadar hafiftir insan
Bir söz kadar uçucu, bir reyhan kadar yabani
Ve kırlangıçların gözleri kadar ürkek
Eğer cesaretle doldurmamışsa kalbini

Bilirim oldum olası incelik ister
Arkadaş seçmek de yar seçmek kadar
Çünkü gün gelip çıkarıp öfkeni vereceksin
Ve yurduna dair taşıdığın güzel şeyleri

XLVII

Yürüdüğüm yolları deftere yazmayı
Günlük tutmayı bağırıp çağırmayı
Ve hayatım üstüne haberler çıkarmayı
Bir marifet sayıp kendimi ele verdim

Bir damla suyun bile ağırlığını düşünmedim
Ama taşı toprakla toprağı çamurla kıyaslayıp
Taşıdığım düşüncelerin sözlere dökülüşüne
Bir anlam veremeden çekip gitmedim


“Ülkemin Şiir Atlası” adlı kitabından

26 Mart 2016 Cumartesi

A. M. CELÂL ŞENGÖR


(24 Mart 1955, İstanbul - )


      1973 yılında Robert Academy’yi bitirdi, 1978 yılında State University of New York at Albany’den jeolog olarak mezun oldu. 1979 yılında master, 1982 yılında da aynı üniversiteden doktora aldı. 1981 yılında İTÜ Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsüne asistan oldu. 1986 yılında İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988’de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. 1990 yılında Academia Europaea’ya ilk Türk üye olarak seçildi, aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. 1992 yılında İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı’nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi kurucu üyesi oldu, Akademi konseyine seçildi, aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliğine seçildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör Collège de France’da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti, burada “XIX. yüzyılda tektoniğin gelişmesine Fransız jeologlarının katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998’de Collège de France’ın madalyasını aldı. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Collège de France dışında İngiltere’de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD’de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya’da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde misafir profesörlük yaptı. Jeolojide bilhassa yapısal jeoloji ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yaptı. Bu konuda 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlanmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki “Zümrütten Akisler” köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999’da Zümrütnâme başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır. Evli, bir çocuk babası.
      Yazıları ve söyleşileri Cumhuriyet Bilim Teknik vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.
Ödülleri: 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin “Başkanlık Ödülü”nü, 1986 yılında TÜBİTAK’ın Bilim Ödülü’nü 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülü’nü aldı. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi, ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile onurlandırıldı. 1999 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyası’nı tevcih etti.
Yapıtları:
      Deneme ve İnceleme Kitapları:
& Zümrütnâme (1999, YKY, İst.)
& Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması (2001, TÜBİTAK Yayınları)
& Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler (2003, YKY., İst.)
& Yaşamın Evrimi Fikrinin Darwin Döneminin Sonuna Kadarki Kısa Tarihi (2004, İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları, İst.)
& 99 Sayfada İstanbul Depremi (2006, İş Bankası Kültür Yayınları)
& Bilgiyle Sohbet - Popüler Bilim Yazıları (2014, İş Bankası Kültür Yayınları)
& Dahi Diktatör (2014, Ka Kitap, İst., 150 s.)
& Aptalı Tanımak (2015, Ka Kitap, İst., 200 s.)
& Newton Neden Türk Değildi? (2015, Ka Kitap, İst., 196 s.)
       Söyleşi Kitapları:
& Bir Bilim Adamının Serüveni – “Celal Şengör Kitabı” (Söyleşi: Sefa Kaplan; 2010, İş Bankası Kültür Yayınları)  
       Çevirileri:

& Francis Macdonald Cornford, Sokrates Öncesi ve Sonrası (Senem Onan ile)

HAYDAR EROĞLU


(1958, Bahadın Kasabası, Yozgat - )


       1986 yılından beri Hollanda’da yaşıyor. Ticaret ve hukuk okudu. Şiir ve öyküleri çeşitli dergilerde yayınlandı.
       Ödülleri: 1986 Barış Yılı nedeniyle Ankara Diş Hekimler Odası, Ankara Eczacılar Odası ve Ankara Tabip Odası’nın ortaklaşa düzenledikleri şiir yarışmasında Broy Dergisi Şiir Özel Ödülü, Ayko tarafından Enver Gökçe anısına düzenlenen yarışmada Özendirme Ödülü, Petrol İş Sendikası’nın düzenlediği yarışmada Mansiyon, İsviçre İşçiler Birliği’nin düzenlediği yarışmada Mansiyon, Uluslararası Hümanist Enternasyonal İkincilik Ödülü, İzmir Büyük Şehir Belediyesi’nin düzenlediği Çocuk Romanı Yarışması’nda İkincilik Ödülü, Ankara Çankaya Belediyesi ile Damar Dergisi’nin ortaklaşa düzenledikleri yarışmada çocuk şiiri dalında Birincilik Ödülü, Poetry International (Dünya Vafkı) tarafından düzenlenen Öykü yarışmada Öykü Ödülü, Unesco’nun 1996’yı ``Uluslararası Nasreddin Hoca Yılı`` ilan etmesi nedeniyle Akşehir Nasreddin Hoca Derneği’nin düzenlediği Gülmece Öykü Yarışması’nda Başarı Ödülü ve Samim Kocagöz Öykü Yarışması’nda İkincilik Ödülü’nü kazandı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Türkçemle Türküler
& Bir Zor Zanaat Şairlik
& Ağlar mısın Güler misin
& Selâm Olsun
& Şiirimsi
& Şiirsel Bektaşi Fıkraları
& Şiirsel Nasreddin Hoca Fıkraları
       Fıkra Kitapları: 
& Nasreddin Hoca Fıkraları

& Düşünen Çocuk Fıkraları 
      Çocuk Kitapları:
& Altınkafes (Çocuk Romanı)
& Bir Tutam Kır Çiçeği (Çocuk Şiirleri)
& Küçük Düşünür (Çocuk Şiirleri)
& De Droom van het Brandende Huis (Hollandaca Yayınlanan Çocuk Romanı) 

ALİ RIZA KARS


(20 Şubat 1952, Bahadın / Yozgat- )


       Erkek Sanat Enstitüsü Torna - Tesviye Bölümünü, Goethe Institut ve Gazi Eğitim Almanca Bölümü’nü bitirdi. Üç yılı Almanya’da olmak üzere, atölye ve fabrikalarda işçi olarak çalıştı. Daha sonra kamu kuruluşlarında idari işler, eğitim, halkla ilişkiler konularında yöneticilik yaptı. Mamak Belediye Başkanlığı’nda Müdür olarak çalışmakta iken emekli oldu. 1999-2000 ve 2009-2010 yılları arasında Edebiyatçılar Derneği yönetiminde görev aldı. Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) temsilcisi olarak 2003-2004 yıllarında Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Korsan Yayınlar Komisyonunda başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Dil Derneği, PEN, TYS ve Sanat Kurumu üyesidir. Ankara’da yaşıyor.
       Şiire, ortaokuldayken, halk şiiriyle başladı. Yayımlanan şiirlerinin çoğunda Kaptani mahlasını kullandı. Bazı şiirleri halk ozanları tarafından bestelendi. Birçok şiiri THT Ozanlar Antolojisi’nde yayımlandı. Şiirleri ve yazıları abece, Agora, Ağır Ol Bay Düzyazı, Akköy, Ana Dili, Ardıçkuşu, Aykırısanat, Bahadın, Berfin Bahar, Beşparmak, BirGün, Çağdaş Türk Dili, Damar, Dil Dergisi Language Journal, Dize, Edebiyat ve Eleştiri, Esin Sanat, Evrensel Kültür, Güney, Güzel Yazılar, İnsancıl, Kavram Karmaşa, Kıyı, Koridor, Öğretmen Dünyası, Patika, Pencere, Sanal Ördek, Şiirli Çıkın, VESTED, Yaba, Zarf vb. gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Ödülleri: 2001 yılında “Suların Sesini Yazdı”, 2002 yılında da “Geldin”. 2003 yılında “Evrensel Ateşine” adlı şiirleri, Hacıbektaş Belediyesi şiir ödüllerine; yine 2003 yılında “Düş ve Sokak” adlı kitabı, (KYÖD) Kocaeli Yüksek Öğretim Derneği’nin düzenlediği, Ruşen Hakkı şiir özel ödülüne layık görüldü.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Hayalin Gözümde Kızıl Gül Oldu (Bahadın Yayınları)
& Kendi Pınarından Akardı Gülmelerin (Damar Yayınları)
& Işıkla Öpüşürdü (2001, Gelenek Yayınları, 80 s.)
& Düş ve Sokak (Damar Yayınları)
& Yüksek Debili Aşklar (THT Yayınları)
& Gitme Zamanı (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ank., 71 s.)
       Romanları: 
& Atların Kardeşliği (Sanatyapım Yayıncılık, 350 s.)
      
Şiirlerinden Seçmeler:

DÜŞLEDİĞİM AŞKSIN

Ağır ağır siniyor
uçuk düşlerimin kumaşına
sonbahar rüzgârında boğulmuş gül kokuları

Yıldızlara bakıyorum
kalbinin kan sızdıran lehiminde
çaresizliğin yılan simgesi
aldatılmışlığın zehri yazılı

Sabrın aynasında kararıyor
kalbindeki mum
dökülüp savruluyor mekânsız sevgiler
ihanet mengenesinde sevdanın şahdamarı

Duyuyorum
bir ceylanın ürkek ayak sesleri
duyuyorum, canıma benziyor diye
ışıl ışıl bir nehri gözlerinle içtiğini

Unutulmazlığa gömüyorum, yakın günler
getirdiğini bana, esrik geceler verdiğini
sıcaklığı sarıyor o sımsıkı kucaklamanın
heyecan bahçesi kalbim, korlarda kanım

Sen
sevdalandığı düşlerde boğulan kadın
uzak hayallerimi getirdin bana ansızın
düşlerimsin sen, düşlediğim aşksın

GÜNLERDEN SIZAN

Sussam çevremde akbabalar dansı
Konuşsam ses boğan barikatları köhnemiş sarayların
Dönemeyeceğim kadar benden uzak avungan çocuk yıllarım
Yanıtlanmayan sorularım hâlâ yanıtsız
Omürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm,
yine aynı hüzün

Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı
Günlerin vahşetinde ezilirken güller içimde
Kanırtan bir dildi ki ağzımdaki öncelikle çuvaldız
Bir melodiyken kulaklara şafaktaki boynun çatırtısı
Dağıtamaz çenesuyu ustaları içime çöken avlu sessizliğinii

Kılavuzdu ağdaya muhtaç yüreklere yağı bitmiş kandiller
Yürüsem her yön uçurum dönsem her yanım inkârdı
Ve birkaç kopuk yılda yaşadım hayatın tüm yaşlarını

Ey bana kuyular kazan dizginlenemez sözcüklerin
Savrulan beş çaylarına kırık aynalar şenlensin
Ey şair!
Savur kendini sözcüklerine yaraların neşterlensin.

Kavram-Karmaşa, Şubat 2001

IŞIĞI GEÇER DÜNYA

Bekleme bilmeyendi. Şeffaf bir
bulut gibi giderdi hep,
Gölgesizdi...hüzündü

Ezgilerini getirirdi rüzgâr
Ateşli iğne gibi. Kulağımın içten içe,
delinir ...delinirdi.

Bilemedim, dinler miydim, içer miydim
sesini. Duyularım dilime kilitlenirdi,
dilimse; yüreğime.

Gittiğin günden beri. Son yıldızını da
Söndürdüğünde gece. Bir alacakaranlık
Bir şeyler doğmadan önce. Ben sokaklarda
aradım...
Sokaklarda... kendimi...

Delik çıkınında biriktirdikleri,
Saçında kırmızı gül. Çıkageldi bir gün
İşte o gün;
Kalbimin gölgesine, sevdadan zaman dikti.

Tüm sigortalarını attırıyorum şimdi
Tepesinde ışık hızının.
Tekerleğini yiyor hırsından.

Ne zaman açsam gözümü. Ve ne zaman
kapasam. Geçiyorum ışığını. 'Onunlayım,
Ondayım. Ve düşümün hızında
O güzel zamandayım...

Ağır Ol Bay Düzyazı, Eylül-Ekim 2001

KENT YİTİĞİ NAZIM MUTLU

Beni bu kente yalnızlıktan üşümeler getirdi
günlüğümün yedeğinde yitik gülüşler
gitgide hızlandı çalar saat
sabahlarda asfaltın bulanık aydınlığı
akşamlarda kırık dökük kaldırım
arsız unutuşlara taşıdı beni.

Beni bu kente göçmen yaz yağmurları getirdi
ellerimde taze ceviz kınası
mendil bahçelerde yapma küstümçiçeği
apartmanlar haraç alır ışık payımdan
dönüşlerde artıyor tenimin solgunluğu
bu sağır sokaklar avuttu beni.

Beni bu kente kırık düşler getirdi
gömleğimin deseninde çürüyor ikindiler
Kuşlar vardı sılada -ki eğilirdi gökyüzü
şimdi ancak caddelerde öpüyor izlerimi
okullu çocukların dinmeyen ezgileri
o küllenen masallar unuttu beni.

Beni bu kente yanık güzlen getirdi
adresimde hep kırılgan yazılar
çayımda demli hüzün kalemimde mor sızı
veriyorum gözlerimi külrengi duvarlara
beni bu kente soğuk kaçış trenleri
getirdikçe götürür başka bir kente beni.

Sürgündeki acılar ki yeni kentler üretir.

Çağdaş Türk Dili, Temmuz 2001

SESİMİ ZAMANA BIRAKARAK

Lacivertini kendine yaratan derinlikteyim
mişli geçmiş zamanlardan dilek şartlar deriyorum
kesilen bir solukla kesilen bir karpuz arasında
fark edilmeden
terk edilmiş sokakları dolaşıyorum anılar kadar sessiz

Bir hançer gibiyim zamanın boşluğuna saplanan
samanı biten atları da yılkılarda unuttum
dinleme sabrım yok artık suların ağıtını
taş ustası değilim ey yâr

Korkularını salmış karanlığa çatlak ar damarları
anadan öksüz babadan yetim büyüyor yitik utanmalar
büyük aşklar doğuran küçük paranoyalar yok varoşlarda
bir halkın ensesini belleme belleyenler kendini bulamadan
çürümeyi buluyor yoksulluk yoksunluğunda

Unutulanlar doldurdu kavgaların kadîm meydanlarını
zaman kadar hızlı geçmedi acılar ve hayat hiçbir
anında unutmadı kendini. Bir ağaç ki, budandıkça
her şıvgın için yeni kökler salmalıydı
unutmadı, yeniden doğmak için muhtaç olduğu emeği

Hüzünlerin gölgesine sığındık
güneş içten içe anlamsız günlere doğduğuna üzülmekte
bu yola beraber çıkanlar, rüzgârın elinde çıtası kırık
uçurtmalar gibi dönmekte
işte böylesi bir günde vurup şu dünyayı
suçu demokrasiye yüklemeli fâil-i meçhul olsun diye

Bilirsin
arınmak için düşmezler çiy taneleri. Tuzunu emen su
serinlik verir çorağa. Bir gün bir şeyler de yaşanır anılarla
düşler arasında pişmanlık ifadesi gibi durmaz hayat
toprağa bölünmüş düşen bir beden gibi kendine hasret
yoksulun bacası gibi dumansız durmaz

Sevgilim
sen bütün yolların yokuşu, ben bütün yolların uçurumuyum
zaman; geçmişi gösteren aynadır, geleceğe dönük yüzü sır
geleceği göremez gözleri, geçmişi getiren postacıdır zaman
inişe geçen atların ayaklarını direnerek atışı gibi, gelecek
zamana direniyor ömrüm. Bir kadehin vardı ya yarısı dolu
tam da şimdi
gözlerinin buğusunda bir daha dinlendirsen soluğumu

Ötekinde tat olur acılar kendine gelene dek.
Nerede bir sözcüğün içi boşalsa bende bir anlamın çatısı çöker
bir idam öyküsündeki duygular değildir ipin önünde olmak
susuyorum, sesimi sana ve zamana bırakarak

TAY VE ÇOCUK

Küçüktün sen
O korkak tilkiden azıcık büyük
Bakma şimdi böyle huysuzluk
Yapabildiğine. Daha iki yıl önce
Gün yağmurlarıyla öpüşen
Mayıs sabahında
Bir annen bir de ben vardık
Bugün allanan yelelerinle
Dalgalanan çayırda

Sonra uzattın boynunu
Bakıştık, yüreğimizde yeşeren
yeni bir dünyaya. Rüzgarları
Tekmeleyen sekilerin göründü sonra

Beni çocuk sayma böyle şımarıp
Aldanma boyunun tez uzadığına
Uçurtmayı rüzgarlayan kuyruğun
Yapışıyordu o gün
Çavdar saplı ıslak bacaklarına
Kalkabilmen için kucakladım da seni
Annen kollarımda yaladı gözlerini

N'olur üzme beni kalamayız
Bir otlakta ömür boyu
Kanber ol demiyorum
İstemezsen devlere de saldırma
Alnında akıtman akmalıyız
Tayların da şeker yiyebildikleri

Dünyalara... Dörtnala