7 Şubat 2017 Salı

ZAKİR ALGÜL


(24 Aralık 1956, İğnavut (şimdiki adı Ergazi) köyü, Narman / Erzurum - )


       İlk ve ortaöğrenimini ailesiyle birlikte göçtüğü Osmaniye’de tamamladı.
       Aşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. Özellikle ortaokul son sınıfta müzik öğretmeninden etkilenerek bağlama çalmaya yöneldi. Ancak babası ilk dönemlerde oğlunun bağlama çalmasına karşı çıktı. Daha sonra ise bağlama alarak oğlunu yönlendirdi. Kısa sürede bağlama çalmayı öğrenip geliştiren Zakir Algül, müzik öğretmeniyle birlikte sahnelerde bağlama çalmaya başladı.
       Yaklaşık 14 yaşında Aşık Reyhani (1932-2006) ile tanıştıktan sonra ondan etkilendi. Bu dönemden sonra geleneğe ilişkin bilgisini daha da pekiştirerek çevrede duyuldu.
       Bir kamu kuruluşundan emekli oldu. Eskişehir’de yaşıyor.
       Şiirleri değişik gazete, dergi ve araştırmalarda yayınlandı.
Kaynaklar:

Şiirlerinden Seçmeler:

ANLATIYOR

Tüm kainat koca dünya
Her şey onu anlatıyor
İncele bak doya doya
Her şey onu anlatıyor

Yağan yağmur esen rüzgar
Uçsuz bucaksız deryalar
Bilinmeyen ne sırlar var
Her şey onu anlatıyor

Çiçek çimen nakış nakış
Hepsinde bir ayrı kokuş
İlkbahar yaz sonbahar kış
Her şey onu anlatıyor

Zakir der ki bahçe bağlar
Ovalar yaylalar dağlar
Doğanlar ölenler sağlar
Her şey onu anlatıyor

ÜSTÜNE

Bu dünyaya baki kalırım sanma
Azrail dikilir yolun üstüne
Güler oynar murat alırım sanma
Karaları bağla alın üstüne

Amelin sol yandan verilir ise
Bu sırrı hikmete erilir ise
Rabbin kim nebin kim sorulur ise
Bir ağırlık çöker dilin üstüne

Dinle beni dinle gaflette yatma
Sen sen olda insanları aldatma
Bu dünyanın ahireti var unutma
Haram koyma helal malın üstüne

Kardeş kardeşine atıyor kazık
Zakir’in umudu tükendi yazık
Dünya aynı dünya insanlar bozuk

Bina kurma her temelin üstüne

FARUK ALBAY


(1958, Soporo (şimdiki adı Düzenli) köyü, Şavşat / Artvin - )


      İlk ve ortaokulu Şavşat’ta, meslek okulunu Trabzon’da tamamladı.
      Küçük yaşlardan itibaren şiir ve aşıklık geleneğini öğrenmeye başladı. Köylerine gelip giden aşıklar aracılığıyla ve okuduğu kitaplar aracılığıyla kendini geliştirdi ve bilgisini pekiştirdi.
       Şiirlerini eleştirel bir yaklaşımla yazan Faruk Albay, karşılaştığı ve dostluk kurduğu birçok şairle deyişmelerde bulundu.
       Birçok yerde görev yaptıktan sonra Şavşat’a yerleşen Faruk Albay, değişik konularda yazdığı şiirler dışında öykü gibi edebiyatın öteki dallarıyla da ilgilenmektedir. Öyküleri yöredeki bazı gazetelerde yayınlanan Albay’ın şiirleri de çeşitli gazete, dergi ve araştırmada aktarıldı.
Yapıtları:
Öykü Kitapları:
& Avanak (1999)   
       Romanları: 
& Boğa Gölü (1995)
& Reşad (2004),
Kaynaklar:

Şiirlerinden Seçmeler:

AMAN HA

Küsüp burdan uzaklara giderken
Dikkat eyle hallerine aman ha
Ayrılığı bu minvalde güderken
Düşmeyesin sellerine aman ha

Aksın zaman gün semada dolaşsın
Bir bayramdan bir bayrama ulaşsın
Seher yeli doruklarla dalaşsın
Dokunmasın güllerine aman ha

Daha daha yanıyorum narına
Umudunu kaybetmeden yarına
Sakın gönül kaptırmadan birine
Uzak dolaş fellerine aman ha

Aramızda boz bulanık gezerken
Apaklığı karanlıktan süzerken
Gün üstüne ay yılları dizerken
El değmesin ellerine aman ha

GÖR

Bakma yaylasının sisli haline
Üzerinden duman yollansın da gör
Rayihalar katar renk cümbüşüne
Yosun kokan dağlar allansın da gör

Pınarların buzdan soğuk gözesi
Çam kokulu yemyeşil her köşesi
Arıların bu mevsimde neşesi
Kovanlar çiçekten hallolsun da gör

Hırçın akışından bellidir hali
Kimi pırıl pırıl bazen köpüklü
Giderken buradan Çoruh’a yolu
Hele bu dereler sellensin de gör

Dolunayın nabzı atarken orda
Sahara Yalnızçam karlı Kaçkar’da
Bin bir hatıralar saklı koynunda

Tüllenmiş anılar dillensin de gör

LAÇİN ALADAĞLI


(1918, Çamuşlu Köyü, Kağızman / Kars - 1980)


      Asıl adı Laçin Kurt’tur. İlk medrese eğitimini köyünde aldı. Köylerindeki yoğun aşıklık geleneği içinde büyüdü. Şiiri ve bağlama çalmayı küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye başladı. Döneminin birçok bilinen aşığıyla karşılaşan ve deyişmelerde bulunan Aladağlı, aynı zamanda çeşitli bölgelerde şenlik ve yarışmalara katıldı.
       Aşıklık geleneğinde hemen her konuda örnekler veren Laçin Aladağlı, ömrünün son yıllarında hastalığından dolayı fazlaca dolaşmadı.
       Laçin Aladağlı Kağızman'da ve köyünde toprağa verildi.
Kaynaklar:

Şiirlerinden Seçmeler:

GÖTÜRÜR

Feleğin elinden saklanmak olmaz
Yakar çırasını arar götürür
Her nereye gitsen yoktur çaresi
Açar künyeyi de sorar götürür

Gülüne hoş gelir bülbül sevdası
Kulu darda bırakır mı mevlası
Varlığının sana yoktur çaresi
Üç beş arşın beze sarar götürür

Şair Laçın neden olmuyor tüben
Hani ya validen hani ya baban
Seni kurtaramaz hısım akraban
Eğer dallarını kırar götürür

YARALI

Etrafını kar bürümüş
Dağlar yaralı yaralı
Sular cemaline ermiş
Çağlar yaralı yaralı

Sevdası sevimden gitmez
Ünüm çatmaz gücüm yetmez
Güller solgun bülbül ötmez
Bağlar yaralı yaralı

Kattılar gamın köşküne
Sormadılar ki suçu ne
Felek mi vurmuş Laçın'a
Ağlar yaralı yaralı


İSMAİL ALADAĞLI


(1956, Çamuşlu Köyü, Kağızman / Kars - )


        Asıl adı İsmail Kurt’tur. İlk ve ortaokulu Kağızman’da, liseyi Ankara’da bitirdi.    Aşıklık geleneği ve şiirine ilişkin ilk eğitimini babası Aşık Laçin Aladağlı'dan aldı. Aynı zamanda bağlama çalmasını öğrenmeye başladı.
       İsmail Aladağlı, sonraki dönemlerde yöresinden birçok usta aşıkla karşılaşıp bilgisini pekiştirdi ve kendini geliştirdi. Aladağlı, zamanla kendi şiirlerini seslendirdi.
       Türkiye’nin birçok yerinde şenliklere katıldı, yarışmalarda çeşitli ödüller aldı.
Kaynaklar:

Şiirlerinden Seçmeler:

KİRLENİR

Olma cahil ile yoldaş meziyetin kirlenir
Anlamaz senin dilinden nasihatin kirlenir
Tahrip eder alemini düzeltmesi zor olur
Rezil olursun aleme cemiyetin kirlenir

Kur metaın Pazar eyle kainata cevherin
Ehli ile hasbıhal ol asla olmaz zararın
Sarraftan başka kimseye teslim etme
Yazık olur eserine maharetin kirlenir

Aladağlı laf anlamaz insana ne demeli
Münafığın dü cihanda kara olur cemali
Er kişiden zarar gelmez mertlik onun temeli
Namert ile muhatap olma mürüvvetin kirlenir

OLMADI

Senden kurtulmanın tüm yollarını
Keşfi nazar etim ama olmadı
Çaresiz kıvrandım dizime vurdum
Kaderime çattım gene olmadı

Kadere çatılmaz günahkar oldum
Üzüldüm kendime kasvete daldım
Hatayı günahı ben bende buldum
Yüreğime attım gene olmadı

Yüreğime attım ya kıvırır beni
Vurur sağa sola devirir beni
Bu ne biçim ateş kavurur beni
Alev aldım tüttüm gene olmadı

Sana olan tutkum galip ateşe
Tutmaya dayanmaz ne el ne maşa
Bir bulut çekildi perde güneşe
Gökyüzünü tuttum gene olmadı

Kattım ya her yanda kaldı bir parçam
Aladağlı yeter bu kadar tamam
Haktan başkasından medet beklemem
Kırk boyağa kattım gene olmadı

6 Şubat 2017 Pazartesi

YÜCELAY SAL


(6 Şubat 1957, İzmir - )


       Tüm eğitim yaşamı İzmir’de geçti. Namık Kemal Lisesi’ni ve 1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul’da çalıştı ve daha sonra İzmir’e yerleşerek bu kentte avukatlık yapmaya başladı.
       İlk şiiri “Nimete Ağıt” 1985 yılında Milliyet Sanat Dergisi’nde çıktı. Şiirleri Adam Sanat, Kunduz Düşleri, Mavi Derinlik, Milliyet Sanat, Sözcükler, Yasakmeyve vb. gibi dergilerde yayımlandı.
Ödülleri: 1992 yılı Mavi Derinlik ve 1996 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& J (1996, Piya Yayınları, İst., 64 s.)
Kaynaklar:

BATTAL KESKİN


(15 Temmuz 1969, Sivas - )


       Gazi Üniversitesi Bolu Meslek Yüksekokulu (1985) ve Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu (1992). Halen yurtdışında özel bir firmada çalışıyor.
       Şiirlerinde doğa, birey ve toplum ilişkilerini irdeleyen şair; “Şiir, bu savaşımda trajedi ile tutkulu aşk arasındaki gelgitlerde anın izi olarak hayatımızdaki yerini alır. An unutulabilir, ancak izi bizde kalır ve bir kök misali gelecek nesilleri besler’’ diye özetliyor şiir anlayışını. Şiirlerini, ruhundaki sesi akıl süzgecinden geçirerek, fazla sözcüklerden arındırılmış sade bir dille kuruyor. 
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& İster İstemez (Ulusal Yayınlar)
& Çekişmeler (Komşu Yayınları, Delisarmaşık Kitapları, İst., 56 s.)   
& Siyah / Beyaz (2011, Komşu Yayınları, Delisarmaşık Kitapları, İst., 64 s.)   
& Damlalar (2017, Komşu Yayınları, Delisarmaşık Kitapları, İst., 72 s.)      
Şiirlerinden Seçmeler:

*****
 

Öfkeye kapılmış
kulak vermez iniltiye
çakal sürüsü.
Öyle alaycı, çöker
yitirdiğim duygu cesetlerine.

Aralık akşamındayız.
Uzayıp giden gece,
zengin karanlık,
tanımlanmış hüzün:
Nesli tükenen uygarlık
Boynumdaki ağırlık.

“İster İstemez” adlı kitabından

BEN ÖLÜRÜM

Binbir hayat
Bana bağışlanan.
Sen bitme:
Ben ölürüm.

Kaygısız incittiğim karınca,
eşinden ayırdığım kınalı keklik,
ateş ettiğim yaralı karaca,
sen inleme:
Ben ölürüm.

Boynun büktüğüm sümbül,
bahçemdeki yaşlı nilüfer,
dalından kopardığım gül
sen solma:
Ben ölürüm.

Bağımdaki iğde kokusu,
Dalımdaki limon sarısı,
Havamdaki ozon kokusu
Sen bitme:
Ben ölürüm.

Ninnisini unuttuğum kavak,
gölge ettiğim koca çınar,
ateşe verdiğim çıralı çam
sen yanma:
Ben ölürüm…

Ağız açmış yalvarmakta göğe,
ölü bir çöl  olmuş, kısır, çorak...
Kapılmış sarı bir sele,  gider
derisini soyduğum toprak.
Sen gitme:
Ben ölürüm...

Bu doğmalar, bu nefesler,
yaşamak döngüsü.
Suretim sonsuzluk
Sen yaşa
Ben ölürüm..

“Siyah / Beyaz” adlı kitabından

ÇEKİŞMELER 





(boğuk bir sesle derin bir ah çeker gibi)
Erdemli;

-Benim zavallı hayatımın
yılanlar için bir değeri yoktur!
İşte ben!
Geldim!
Hiçbir şey söyleyemeden
Gittim.
Ben de
Kendi gönlümde bir yiğittim.

(şaşkın ve çaresiz)
Us;
 
-Tozlu bulanık havalarda
dadanır bana
binbir türlü bit…
Söz yolun şaşar,
ses vıcık vıcık,
sakız çiğner kaldırımlarda,
dırdır eder, susmaz azıcık…

(erdemliye)
aykırı ve asi şair;

-Git buralardan
Ey billur sesli cenin
Durma git!...
Yanağından süzülen, senin
O ıslak düşüşü
Ben
Asi bir öpüşle akladım.
Ben o görünüşü
Beyaz kaplı kitapta sakladım.

“Çekişmeler” adlı kitabından

 DİLİ YOK

Hangi yürek can verdi toprağa!?
Dili yok ki dağların...
Nasıl anlatırım şimdi ben,
beni soran çocuğa?...

Dili yok ki horlanmış sfenkslerin,
yeraltında gömütlerin,
kaybolmaların...
Yanıp kül olmanın Sivas’ta!
Dili yok...

Sonsuz teşekkürler
Omuzunda yüceldiğim acıya
Kardeş kurşunuyla gelen...
Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta...

Neyim ki ben!?...
Çeyrek yüzyıllık ömrümde
‘’canlı bombalar’’  yaratmışım
Paralanmanın dili yok!...

Yalnızlık da diriliyor utancımla...
Yürek kabarır
Ümit vermek ister sevdaya
Unutulmuşluğun dili yok!...

Kalem ağlar
Kara bir şiir gömülür sessizliğe
Puslu bir gecede.
Unut(tur)mamak için yaşanmış her şeyi
UNUTMA!..
Sessizliğin dili yok-tur!...

“Çekişmeler” adlı kitabından


GECE - GÜNDÜZ

Gün doğar,
Gecenin
Sırası gelir…
Çıkarır gölgesini
Gider!

… dağlar!
geceleri kara giyinir
gündüz hayat…

“Çekişmeler” adlı kitabından

İNME-LER -


Ne yapacağımı bilmem,
dilimse bilmez adlandırmayı,
sesim çıksa da
Anlamsız.


Kimsesiz bir kulum ben, bak!
Kurbanıyım bunca hamlığın, ne diye?
Bütün bunları değiştirmekten uzak
Yürek kemiririm çaresizliğe.
Çarem:
Karanlık…


“Siyah / Beyaz” adlı kitabından

İSTER İSTEMEZ

Soğuktur bu!
Çıkagelir sonbahardan.
Çalar kapımı
ıslığını çala çala.
Oysa ben!
Çıplak, ateşsiz
Üşürüm.

Açlıktır bu!
Ortak suçu
Göğün ve yerin.
Kısır toprak
habercisi oruç günlerinin.
İzin isterim leş kargalarından
Bebeğe ayrılan aş’a
Ve ben
-     dayanmaz yüreğim  -
ağlarım...


Savaştır bu!
Gelir..
Gelir ta uzaklardan...
Gökten zembille değil
‘’umursamaz insan’’ emriyle gelir.
Allı turna değil ki bu
Kendisine ‘’ HOŞGELDİN! ’’ denen.
Ve ben
ölürüm nedensiz.
-     kazmazlar  mezarımı  -

“İster İstemez” adlı kitabından

SENİ DÜŞÜNÜRÜM


-     I  -

Yıldızları henuz aydınlanan
her sabah
selam vermeden
gelip gecersin,
gölgesiz.

Susarak katlanırım gidişine!...

Gözlerim lekeler de yüzünü
aldırmazsın varlığıma,
boşlukta
yankılanır sessizliğim,
sığınırım
en küçük umut ışığına...

Ne zaman konuşşan
yakalarım sesini.
Usulca
yürek kemiririm uzaklığına.
Uzanır ürkek bakışlarım kirpikler arasından
yol arar
selamına...

Yeni sözcükler bulurum senle
Birbirini tamamlayan...
Sensiz
Bir ezgiye tutkuluyum:

-       Bütün bunlar
 Benim başımdan geçti oooy!
 Dağ başından değil...
 Vaaay! Ben taş olaydım!...


-     II  -

Hep içimdesin
hem de dışımda.
nefesini soluduğum zamanlar
ısınır gözlerim.
Herşey bana sıcak!...
Mısralar telaşla dolanır dilime
bulamam anlatacak...

Hesab ederim her akşam...
Ne kadarda uzamış
sensizliğin dilimi...
Kime yanayım şimdi ben!
aşka hasret ezgimi:

-       Geceye senle susardım
sense bilirdin
sessizliğin sonu olmadığına,
usulca sokulurdun koynuma.

Bizi yaşayan hüzün
Dadanır bana her gece
Senle dolu hayallerle:

-       Anımsarım
sensiz gecen zamanı,
gözkapaklarım kayar,
dalıp gider sensizlik
ve ben
direnirim uykuya
seni düşünürüm.

“Damlalar” adlı kitabından

SIZAN DAMLALAR

Aldığın nefes dolar içine...
Lacivert bir yaz gecesi
bir yıldız kayar
tasası  dolar içine...
Bir kitap okursun, hikayesi dolar içine
Düşersin onulmaz bir aşka, ateşi dolar içine
Bir bebek doğar, sevinci dolar içine.
Birikir, birikir, birikir yıllarca...

Sevdiklerin ölür; acısı dolar içine...
Sömürülürsün, ezilirsin,
kafanı sokacak dört duvarın olmaz,
yadırgarsın doğduğun, yaşadığın toprakları
isyanın dolar içine.
Birikir, birikir, birikir yıllarca...

Sığmaz olur birikimler artık gövdeye
taşar...
Her yürek kendince taşar.
Kimi derya olur coşar
Kimi nehir olur akar.
Kimi fırtına, kimi de damla!
Sanat olur, isyan olur, aşk olur
Dert olur, derman olur, akar...

Yüreğinden parmaklarının uçlarına
Bir yol bulur  akar.
Derinliklerinden  kaynayan  her söz, her tını,
sızan  damlalar...

“Damlalar” adlı kitabından

YALNIZLIK TÜRKÜSÜ

-     I –

Bir ömür dalsam derinliğine
Dibi bulunmaz yalnızlığın...

Sessizlik sesim oldu
Kimseler duymaz.
İmge  olup düstüm kağıda
Kimseler anlamaz...

Yalnızlık
Boşlukta bir yolculuk anı
rastlamam öteki kendime.
Uzaktan parlayan dostun selamı
derman olmaz derdime.
Bir tek kendimleyim, bir de düşlerimle...

Dalıp gitmeler düeti
Paralar gecelerde uykularımı.
Sevişmeler adeta puslu bir aşk silüeti
Çözmez utangaç yanımı.

Bir  yanımız  çoğulsa,
öteki  yanımız  yalnızlıkmış, menem
İkisi de bizim  için.
Bana düşen yalnızlık, ne edersem edem.

Demek ki kusurluyum
Çok sesli çokluğun bahçesinde.
Sokak sokak dilenen
Uyuz bir it  yalnızlığı yüreğimde.

Bir ömür dalsam derinliğine
Dibi görünmez yalnızlığın.

-     II –

Yalnızlığın sonu yokmuş!..
Yalnızım
yığınlar içinde de
Ay gibi yalnız, güneş gibi yalnız
Gökyüzünde.

İşte! Bugün de öylesine yaşıyorum
Herşeyden uzak, herkesten ayrı.
Melankolik, kaygılı.
Her yanım sancılı, her yanım sayrı.

Kalabalıklar yankısında mı,
Bir melodinin tınısında mı,
Harabede mi gömülü çokluğum?
Bir isyanın çığlığında mı, 
Devirdiğim  sayfalar arasında mı, öteki yokluğum?

Kavgam da can vermez bedenime!..
Nasıl yoğruldum ben böyle?!..
Nerdesin ey öteki yarım?!..
Bir ses ver, bir şey söyle!..

Dört duvar hiçliğin içinde
Boşluğun sesi kulaklarımı tırmalar.
Ruhum yalnızlığın elinde kadavra olmuş
Yüreğimde onulmaz yaralar.

Bir meret  yapışmış yakama
Savurdukça savuruyor çaresiz bedenimi.

“Damlalar” adlı kitabından

*Şiirler, Battal Keskin'in izniyle yayınlanmıştır.