26 Şubat 2016 Cuma

MENEKŞE TOPRAK

(Kayseri - )


       İlk ve ortaöğrenimini Köln’de ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre Ankara ve Berlin’de bankacı olarak çalıştı. Bir süre Varşova’da bir kitap kulübünde görev aldı. 2002 yılından bu yana Berlin ve İstanbul’da radyo gazeteciliği ve çevirmenlik yapıyor. Berlin ve İstanbul’da yaşıyor.
       Almanca, İngilizce ve Fransızcaya çevrilen bazı öyküleri bu ülkelerin edebiyat dergilerinde ve öykü antolojilerinde yayımlandı. Öyküleri, yazıları ve söyleşileri Cumhuriyet Kitap, Kitap-lık, Notos, Ot, Özgür Edebiyat, Radikal Kitap, Varlık, vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.
       Temmuz Çocukları romanının İtalyanca yayın hakları Edizioni Magmata yayınevine satılmıştır. Düzenli olarak aylık edebiyat ve kültür dergisi Ot’a yazmaktadır.
       Ödülleri: “Ağıtın Sonu” adlı romanı 2015 Duygu Asena Roman Ödülü’ne değer görüldü.
Yapıtları:
Öykü Kitapları:
& Valizdeki Mektup (2007, YKY, İst., 108 s.)
& Hangi Dildedir Aşk (2009, YKY, İst., 104 s.)
       Romanları:
& Temmuz Çocukları (2011, YKY, İst., 256 s.)
& Ağıtın Sonu (2014, İletişim Yayınları, İst.)
       Katkıda Bulunduğu Kitaplar:
& Kadın Öykülerinde İstanbul (2008, Sel Yayınları, İst., 295 s.)
& Kadın Öykülerinde Ankara (2008, Sel Yayınları, İst., 206 s.)
& Kadın Öykülerinde Avrupa (2010, Sel Yayınları, İst., 192 s.)
Kaynaklar:

A  http://meneksetoprak.com/






HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER

(1872, İstanbul - 27 Şubat 1959, İstanbul)


       Mülkiye İdadisini bitirdi. Hariciye ve Nafia Nezaretlerinde çalıştı. Abdülhamit döneminde sürgüne gönderildi. Avrupa'ya kaçtı. Jön Türkler arasında yer aldı.
       1908 yılından sonra memuriyet ve öğretmenlik yaptı.
       Önceleri Tevfik Fikret etkisinde kaldıysa da daha sonraları aşk, kadın, doğa ve gurbet üzerine, sonraları giderek yalınlaşan bir dille şiirler yazdı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Leyâl-i Girizan (1909)
& Bağbozumu (1928)
& Kıvılcımlı Kül (1937)
& Kargalar (1942)
Kaynaklar:
A  Abdullah Özkan – Refik Durbaş, Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi, Cilt 1, 1999, Boyut Dosya Yayınları, İst., s. 24-25
Şiirlerinden Seçmeler:

ADA'DAN DÖNERKEN

Bırakıp gidiyorum Ada'yı ilkteşrinde,
Sen yeşil bir kıyısın, ben dalgayım enginde;
Gözyaşlarım dolaşır yorulmuş eteğinde,

Ben ağlarım... uzaktan iniltimi dinlersin.

Mevsim yaprak dökümü, hep ağaçlar üşüyor,
Yaprak sanma, her daldan soluk bir ah düşüyor,
Düşünceli dağlara karaltılar üşüyor.

Yol üstünde geç vakit böyle kimi beklersin?

Baş ucundaki yıldız sönük gece kandili;
Şu geçen beyaz bulut yaşlı hicran mendili,
Rüzgâr atmış havaya, onu al da sevgili,

Derdinle ağlayanın gözyaşını silersin.

Sanırsın dertli ishak garib garib öttükçe,
Bir kırık dal altından ney üfler hazan gece,
Beyaz atkı omzunda meh-tâb dinler sessizce...

Ayrılık akşamıdır hazan gibi inlersin...

BOĞAZİÇİ NOTLARI

Akşamın rengi soldu gün gideli,
Batı maziye açtı bir dehliz;
Yaşlı bir levha şimdi mavi deniz
Abanoz gölgelerle çerçeveli.

Özledim pek şu köhne sayfiyeyi;
Orda oğluyla münzevi Ekrem;
Komşu gitmiş Sezai, bir görsem,
Onların hali belki benden iyi.

Bir gün elbet bu ayrılık bitecek.
Mevsimin son zamanı yaklaşıyor;
Kargalar ufka bir çelenk taşıyor,
Bu bahar son baharım olsa gerek.

“Kıvılcımlı Kül” adlı kitabından

TERENNÜM

Gördüm, seni sevdim güzelim gonce-yi tersin;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?
Ben ağlıyorum.... sen de mi bitab-ı kedersin?
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?

Fark eyledim aşkınla bugün nur ü zalâmı;
Sensin geceler manzaramın mah-ı tamamı.
Lutf et! Bana anlat bu muamma-yı garamı;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?


“Bağbozumu” adlı kitabından

CENAP ŞÂHABETTİN

(1870, Manastır - 13 Şubat 1934, İstanbul)


       Askerî Tıbbiye'yi bitirdikten sonra doktorluk yaptı. Daha sonra Edebiyat Fakültesi’nde müderris oldu.
       Serveti Fünun dergisinde yayımlanan şiirleriyle tanındı. Yabancı kelimelerle süslü şiirleri yanı sıra makaleler, gezi yazıları yazdı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Şiirleri (Ölümünden sonra, S. N. Ergin, 1934)
Kaynaklar:
A  Abdullah Özkan – Refik Durbaş, Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi, Cilt 1, 1999, Boyut Dosya Yayınları, İst., s. 22-23

Şiirlerinden Seçmeler:

ELHÂN-I ŞİTÂ

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş;
Eşini gâib eyleyen bir kuş
    Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar...

Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
    Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar!

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
    Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;

Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Na'şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
    Karlar
Ki semâdan düşer, düşer ağlar!

Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
    Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.

Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
Son kalan mâî tüyleri kovalar
    Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar!

 ***

Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berg-i semen, cenâh-ı kebûter, sebâh-ı ter...
Dök ey semâ-revân-ı tabîat gunûdedir;-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfi şükûfeler!

Her şâhsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümîd...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma çek
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!

Göklerden emeller gibi rîzân oluyor kar,
Her sûda hayâlîm gibi pûyân oluyor kar.

Bir bâd-ı hamûşun per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık, sonra uçarlar.

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân,

Karlar.. bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar... bütün ezhâr-ı riyâz-ı melekûtun...

Dök hâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök,
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:

Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi.
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi!..

“Bütün Şiirleri”

SENİN İÇİN

Sesin işler gibi bir şûh kanat gamlarıma
Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş,
Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş;
Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.

Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi
Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken.
Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben;
Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.

Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem.
Eskiden pembe dudaklarda dağılmış bûsem
Toplanır leblerime, bir gece dalgın dursan.

Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede
Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu,
Genç eder ufkumu hülyâlarımın genç kokusu;
Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerede?.

Cebhemi varsın o solgun seneler soldursun
Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam,
Gençliğin böyle benimken kocamam, hiç kocamam...

Rûhum, ölsem bile ben, sen yaşayan rûhumsun.

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

(7 Ocak 1869, Edirne - 29 Aralık 1949, İstanbul)


       Tıbbiye Mektebi’ni bitirdi. Mütareke yıllarında Maarif Nazırlığı, Devlet Şûrası
 reisliği yaptı. Damat Ferit hükûmetinin baştemsilcisi olarak Sevr Antlaşması’nı
(10 Ağustos 1920) imzaladı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yurtdışına kaçtı. 1943 yılında
aftan yararlanarak yurda döndü.
       Felsefenin yaygınlaşması ve ders olarak okutulması yolundaki çabalarıyla tanındı. Önceleri aruz, daha sonra hece vezniyle yazdı. Halk şiiri geleneğine bağlı koşma ve nefesler yanısıra felsefe dersleri ve estetik üzerine kitaplar yazdı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Serâb-ı Ömrüm (Tüm şiirleri; 1934, 1949)
Kaynaklar:
A  Abdullah Özkan – Refik Durbaş, Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi, Cilt 1, 1999, Boyut Dosya Yayınları, İst., s. 20-21

Şiirlerinden Seçmeler:

DİLEK

Dilerim ki fânî dünyâda kimse
Ömrünü mihnetle telef etmesin.
Fakat kâmil adam olmak isterse,
Elem çektiğine esef etmesin.

“Serâb-ı Ömrüm” adlı kitabından

GÖZ ÂŞİNÂLIĞI

İsmini bilmezdim, fakat tanırdım:
Ne yosma bir çiçek takışı vardı!
Kızıl saçlarını ateş sanırdım:
Güneş nûru gibi yakışı vardı.

Öyledir, gün, şafak söktüğü zaman
-Göllere gölgeler çöktüğü zaman!-
Saçını çözüp de döktüğü zaman
Dalga dalga düşüp akışı vardı.

Hüsnünde bir edâ var ki âsıydı.
Beni harâb eden o edâsıydı;
Sevdâlı gönlümün aşinâsıydı
Yüzüme bir şirin bakışı vardı.

“Serâb-ı Ömrüm” adlı kitabından

UÇUN KUŞLAR

                      Sevgili oğlum Mehmed Said'e

Uçun kuşlar uçun!.. Doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda, bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim,
O demleri anıp bu gün inlerim;
Destân i ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar uçun! Burda vefa yok!
Öyle akar sular, öyle havâ yok!
Feryâdıma karşı aks i sadâ yok!
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem i aşkın,
Sende -deryâ gibi- dâimâ taşkın,
Dâimâ çalkanır bir gönül vardır!


“Serâb-ı Ömrüm” adlı kitabından

25 Şubat 2016 Perşembe

SELVİGÜL KANDOĞMUŞ ŞAHİN




(Reşadiye / Tokat - )


       İlköğrenimini Babaeski’de, liseyi ve üniversiteyi İstanbul’da tamamladı. Bahçelievler ve Bağcılar Belediyeleri, Eğitim-Kültür Müdürlüklerinde bir süre çalıştı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev aldı. İkbal Eğitim Kültür Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanlığında bulundu. İstanbul Üniversitesi’ndeki bir grup arkadaşıyla, ‘Üniversiteli’ dergisini çıkartarak yazı hayatına başladı. Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığını sürdürüyor. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesidir. İstanbul’da yaşıyor; evli, dört çocuk annesi.
      Yazmaya lise yıllarında başladı. “Ellerinde Perçemler Ayaklarında İnciler” adlı ilk öyküsü Yedi İklim Dergisi’nde yayınlandı. Öyküleri ve  yazıları Değirmen, Eğitim Yazıları, Hece Öykü, Kafdağı, Kitap Dergisi, Kurani Hayat, Milat, Özgün İrade, Umran, Vuslat, Yedi İklim gibi dergilerde; Edebistan, Kadınnews, Medya Sofa, Özgün Duruş, Dünya Bizim gibi internet sitelerinde yayınlandı.
Yapıtları:
Öykü Kitapları:
& Gülendamın Renkleri (2001)
& Hayırlı Haber (2002, Eylül Yayınları, 70 s.)
& Eylül Sancısı (Toplu öyküler; 2011, Bengisu Yayınları, İst., 152 s.)
& Savrulan (2014, Okur Kitaplığı, İst.)
& Kırık Zamanlar (2015, Okur Kitaplığı, İst., 104 s.)
       Romanları: 
& Yusufhan (2006)
      Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları:
& Söz Buğusu (2011)
& Hızırla Yolculuk (2011, Bengisu Yayınları, İst., 144 s.)

& Kalemin Yazgısı (2014, Okur Kitaplığı, İst., 136 s.)

RAFET ARSLAN

(12 Mayıs 1972, İzmir - )


       Sürrealizm, Yeni Dalga Bilimkurgu, Erekte Şiir, Mutant Sanat alanlarında aktif. Çağdaş Sanat Manifestoları (6:45 Yayınları-Mayıs 2010) kitabının yazarı.      
       Destruction/Yıkım 2011, Gerçeklik Terörü, Ubik Project sergilerini Alper İnce ile birlikte koordine etti. “Şuuraltı Operasyonları", “Babil Kitaplığı 1 ("Ziggurat Terbiyecisi, 2014)”, “Babil Kitaplığı 2” (Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler, 2014)”   adlı kişisel sergilerini açtı. 2014 yılında “Müphem” ve “Soyutla Başlamak” 2015  yılında “Yalancı Meme” , “Manzara”, “Amarcord/Hatırlıyorum” adlı ortak sergiye katıldı.
       Karakalem dergisinin yayın kurulunda yer aldı.
       Şiirleri, öyküleri, yazıları ve söyleşileri Abluka, Albemuth, Alengirli Mecmua, Birgün, Diri Ozanlar Derneği, Düzensiz, Kaburga, Karagöz, Kirpi Şiir, Kurşun Kalem, L’Officciel, Müstehcen, Öteki-siz/Yaratım, Periferi Posta, Pulbiber, S.E.T. (Sürrealist Eylem Türkiye), Siber Gnosis, Siyahi, Ş, Şebeke, Tesmeralsekdiz, Toplum Düşmanı, Underground Poetix, Varlık, Yitik Alfabe, Xoxo vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.
Yapıtları:
Öykü Kitapları:
& Ziggurat Terbiyecisi (2014, Kült Neşriyat)
      Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları:
& Çağdaş Sanat Manifestoları (2010,6 :45 Yayınları)
Kaynaklar:
Şiir Hakkındaki Düşünceleri:
ü  “Şiir uğraşı, yaşamın ve gerçeğin en gizli geçitlerine ulaşma çabasıdır. Bu yüzden deneysel olmayan, denemeyi göze almayan bir şiirden; bence bahsedilemez. Her şeyin piyasa koşullarına, tüketici beklentisi denen şeylere endekslendiği günümüzde, şiir ya cüretkâr olacaktır ya da yok olacaktır!”



Şiirlerinden Seçmeler:

ACI HAYAT

Hiçliğin o tuhaf gelgitleri
Ha vurdu ha vuracak kör saat
Hükmünü bekler gibi hissizce
Soluğun tükenerekten sıvazlayıp acıyı
Oradan oraya vurarak koca uzayboşluğu
Sarılarak eski bir türküye
Sızlar göğüs kafesi anksiyete anksiyete
Tüm aynaları kırarak sarıl hiçliğe

Vakitsiz bir bozgundur artık hayat

BEKLE GELİYORUM

eğil eğil
usulca sokul yamacıma
sulayayım en gizli bahçeni
en saklı çiçeğini
sarıl derin derin
nefes al ver sıkma kendini
onu bana ver
unutma davası olmaz
arka kapı nöbetlerinin

EN UCUBE ADAM BENİM

1
Vakitsiz gelir çöker bu kahır akşamları
Beyinde sızlayan kırbaç
Ben’e karşı bitmez hınçla
Kalbi sıkıştıran telefon kulübesi, hastane bahçesi
Alsancak adasına düşen yağmurlara karışan gözyaşları
Sıkılmış yumruk tekmelediğim hayatımla
Çöker vakitsiz histerik nevroz
Mırıldanarak adını çıldırır duyamaz sesini
Silemez imgeni Jenny Collon

2
Hayattaysak ta elde var sonsuz keder
Estetik felan yapmıyoruz
Kimse anlatmasın yüreğinin cevahirini
Kendi pisliğim kadar biliyorum her şeyi
İrin akan dünya
İnsan denen pislik
Kalın cürüf tabakası
Hissiz ilik ve kemik
Unutmak istiyorum tarihimi

Çıldırışımız sebepsiz değil
Zaman acıtıyor insanı Reyhan hanım!

ET DALAŞI

istersen beni vurabilirsin
her şey serbest
hatta yanlızlık bile..

geciktikçe gecikiyor randevusu bay ölümün
her gün aynı sik aynı bokboşluk
öyleymiş böyleymiş diye diye
akarak sokaklar boyunca hiçe
her şey serbest!
cinnet serbest akineton serbest neşter serbest
kardeşim ölmek serbest
yerse yada yemezse bu hicret..

anın mazoşizmini yaşa
boşluk boşluk karadelik
atlıkarıncadan kayıp gelmişin geçmişin
siktiret usulca sadece küfret
yarının bir tarihi olacaksa
olamayacaksın hiçbir varoluşta
şükretküfret yazgına

tanrı bu gece de gelmedi
hala uzaydayım sikik
her şey serbest
istersen vur beni
istersen orgazmet

HAVUZLU PARKA ANIT

herkes,
herkes anılarını koysun banka
yok yok yere parke taşlara
madem bu kadar gelip gidicez
bu gece helikopterde geberecez.

tüm pişmanlıkları, hayal kırıklıkları
cam kırıkları lık lık lık’ları
serin ortayamına koyayım
bu gece helikopterde ölecez
yok yok net geberecez, sağlamasız.


birbirimize küfredecez, ana avrat
sövecez, tüküre tüküre benliğimize
tokatlayacağız sarhoş yanaklarımızı
yok yok bu gece yalnızlığı hiç anmayacaz
düşünmeyeceğiz o düşkün kahpeyi
biz sadece yaşamadıklarımıza
yaratamadıklarımıza içecez
ve ölücez;
kahır kusan 1 Kadıköy akşamına…

13.05.09

KENDİMİ BOZDUĞUMUN RESMİ Mİ?

Adab ile ırzına geçmeli kontes
Kalabalık kahvelerin alkol bulutlarında
Taramasız bir desen kadar makyajsız kamusal alanlarda
Tedirgin nefeslerindeki baloncuklar kadar
Öpsen dudak kenarımdan
Abartısız herifliğimden utanırım, sabaha kadar..

Salon sosyalistlerinin kabarık samimiyeti
Boşuna sarmasın seni,
Ben diyeyim Madrit’e son tren
Sen oportünist ikircikli
Takmasaydın o güzel kafanı politik doğruculuğa
İtinayla sevişirdik boş akşamlarda
Bitmez ibadet;
İlelebet!

30.11.07

KİRAZ ŞELALESİ

Enis E’ye…

Umudumuz kaç yağmur Enis abi?
Beklerken sessizce kehaneti
Dolanırken zamanın saçları hakikate
Biliriz evrim dönemi çağıldar imgenin o fedaisi

Vuslat;
Bir barikat ağzında bırakmıştın tüm susuşlarını
Hani zulüm ifrit işkence
İtleşirken nesneler tutundun şiire kiraz mevsi-mi

Şimdi sessizlikte beklerken
Apansız bir bahar mucizesi
Sarar tüm dizeleri
Doğmamış bir şafağın sancısıdır vuslat!

TRAVMATOLOJİ

1
yazlık sinemaların hüznü çiğdem esti
şehrin fallusu saat kulesine
çarparak kadifekale de yitik bir arzuya
koşarak indi yazgı sarhoş agora parkına
esriklik ah esriklik
kentin yüzünde eşkalim yok

2
kayıp yazların hüznü çocukluktandır
travma kösnül travma
kaybolur kaldırımlarda
sarsılınca akli denge
çırpınınca yürek
titreyerek geçtim efkar kapısından
dibekbaşı kahvesinden yangın yokuşuna
tilkilikten basmaneye geçerken
tek tekçi ömer hayyam’a
kalbimi zehirlediğim karantina yokuşuna
civit mavi kaf sin kafa
ah esriklik
travma üstüne travma

kustuysa bu şehir
terk ettiyse ölüme
asın beni
amına koyayım
basmane meydanına!

26.07.08/Karaburun

Kadıköy Underground Poetix, Sayı: 2

VEGAN KÖFTE

Kira zamanı gelmişti ve mevlüd okuttuk
Panduf giyen teyzelerin yüzü suyu hürmetine
Sakındım ezelden beri ecelden
Sosyal medyaya hayvansever olan çok kasap tanıdığım
Emelleri karanlık bir hudut
Kesme biçme tutkunu kadınlar tanıdım
Hepsi aktöre bağlı ve oral sekse karşı
Bir kağıt parçasına evla oldu cümle mesel
Tektonik patlamaları bizden ırak bak
Kaç tane aklı evvel
QR kodlarına sığmaz ise kefenim
Söyle ey sevgili kederim
Lakin bu bakiyeye kim, nasıl öder?

Yediği budun kökenini soruşturmayan bizden değildir!

2
Evden çıkmalı derken derin taraçalara
Yine yol düzdü bize esrarına
Oysa güncel sancıları vardı hayatın
Ve ustalık göstermesi gerekiyordu kınından fırlayan her kılıcın
Söyle hangi yırtıcı hayvan bir Cadillac ile gezer?

Dolusu boş olan bizden değildir!

3
Ben kendimi bilirim ama alem anlamaz idrakimi
İşrak ile düşülmemiş o uykuları güneşe lekeli
Endama düşmedik imaj denilen suret-i afakî
İkrar edilmeyen sanal uçurumlar boş ruhların kabri alemi
Fasl-ı hazan ufka vurmadan zahiri özgürlüğüne kanma
Bakalım öfke saati vurunca karşındaki kumdan
Kaleler ne eyler?

Metrobüs kuyruğunda düzüşmeyen bizden değildir!

4
Çıkmaz sokaktan vurdum yola önümüz dersaadet.

Ağustos-1012

ZEHRİN TİNİ

Dün gece bir iguana yuttum
Bana hep bir imge olarak gözüktü kabusum
Küçük bir Şili kitabından sızmış yazgıdır
Mutlak gelecekten geri dönecektir
Orospu olsa da hece
Kanar vakitsiz gece gece
Zehrin tini ölü eti
Hissizliğin rengidir sadece gece…
Dedim baldırandır içilmez mi?

Çölün rüzgarına karışmış bir Kerbela sözüdür
Utanç bitti; alış ruhum sessiz geceye
Ağır aksak kaldırımlar boyu ilerler
Durur zaman stigmata stigmata
Dedim baldırandır içilmez mi?
Vuslat zehrini Azrail pusuda bekler

Biliyorsun sevgilim ben hastayım
Şimdi asitle yıka ruhunu
Kaynasın günahlarınla etin
Soyun tüm kirini Hallac’ı düşün
Hissizleşti bu küçük tatminle gece
Hissizdi aslında hep hecegece
Dedim baldırandır içilmez mi?

Bana hep bir imge olarak gözüktü kabusum
Ve kırdığım kalbim değil;

Kalemdir!