13 Temmuz 2026 Pazartesi

ÇOCUK VAKFI 2010 DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ BİLDİRİSİ / MUSTAFA RUHİ ŞİRİN

 DAHA   KAÇ   KALBİMİZİN OLMASI   GEREKİR ? … /

 Yıl 2010. Ekim ayının ilk pazartesini gösteriyor takvimler: Bugün Dünya Çocuk Günü’ymüş fakat 30 bin bebeğin öldüğü haberini duyamadık yine. Dünya’nın çocuk karnesi kırık notlarla dolu bir yılı daha geride kaldı. En çok size karşı mahcubuz çocuklar. Eksik yaşadığınız haklar, çektiğiniz acılar ve döktüğünüz gözyaşı sayısınca özür diliyoruz sizden; bağışlayın bizi…

Her şey her yerde yankılanırken daha kaç kulağımız olması gerekir, duymak için? Her şey görünür olmuşken daha kaç gözümüz olması gerekir, görmek için? ‘Aklımız sizde!’ diyebilmek için de ne kadar zamanımız kaldı ki! Bir günlüğüne yer değiştirmesine de gerek yok çocuklarla yetişkinlerin, yoksullarla zenginlerin, yönetenlerle yönetilenlerin. Artık çocuklar, evet, çocuklar not versinler her yıl çocuk karnemize. Hazır mısınız? 

Umudun tazelenmesi ve yeni bir başlangıç yapabilmek için. Arınmak ve çocuk safiyetine bürünerek en yakıcı soruları sormak için. Savaş’lar dışarı barış içeri diyebilmek için. Kardeşliğe, evet, önce kardeşliğe sıra gelirse savaş’lar Dünya’nın dışına çıkabilir belki. Ve barış’la annesütü beyazlığında yeni bir sayfa açabilmek için bir kez daha şans tanıyın bize çocuklar…

Bir çocukta bütün çocukları düşünmeye başlamadan yeryüzünün saatlerini çocuğa ayarlamak imkânsızdır. Ninnilerini dinledikleri, rüyalarını gördükleri ve şarkılarını söyledikleri dilde yaşamadıkça hiçbir çocuk, çocuk olma ve çocukluğunu yaşama hakkına kavuşamaz…

Bugün, gün değil çocukları kutlayalım ve çocukla aramızdaki sözleşmeyi toplum, Devlet ve ülkeler olarak yenileme sözü verelim. Hepimiz, tıpkı bir çocuk oyununda olduğu gibi, elim sende diyerek ve çocuklar sobelemiş gibi sobeleyelim birbirimizi. Birer çiçek verir gibi gözümüz, kulağımız, aklımız ve kalbimiz çocuklarda, diye yeniden seslenelim çocuklara… 

Biliyorum, bu da bir hayal, diyeceksiniz. Söyler misiniz, bu hayalin gerçekleşmesi için daha kaç kalbimizin olması gerekir? 

Aklımız ve kalbimiz sizde çocuklar. 

İşte bu hayal değil çocuklar, inanın, gerçek!...

Kaynak: https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/Dunya-Cocuk-Gunu-Turkiye-Bildirisi-2010Mustafa-Ruhi-Sirin.pdf

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026


2026 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / HİDAYET KARAKUŞ

 

Her insanın bir şiiri vardır. Günümüzün yabanıl ortamında şiirin kaybolduğunu görüyorum.

“Yaşamın hiçbir zerresi yoktur ki içinde şiir bulunmasın” diyor Gustav Flaubert. Öyleyse kendi şiirimizi bulmak için yaşamalıyız.

Şiirin tanımını yapmayacağım. Her şairin tanımı başkadır.

Şiir okumayan insanın kendini tanıması olanaksızdır.

Gençlere bazen “Sevgilin var mı” diye soruyorum. Çoğu içtenlikle “Var” diyor. “Peki sevgiliniz size şiir okuyor mu?”

Çoğunlukla “Hayır” diyorlar.

Şaşıyorum. Aşk yaşıyorlar ama şiir yok yaşamlarında.

“Şiirsiz aşk olmaz, aşksız şiir” diyorum.

Tüm bu çoraklığın nedeni eğitim dizgemizdeki sıkıntılı edebiyat dersleri, kitap okumayan, şiir okumayan öğretmenlerdir.

Eğitim izlenceleri şiire geçit vermiyor. Ders kitaplarına göstermelik konulan şiirler, eski olsun yeni olsun çocuğun yaşamına seslenmiyor. Yetkililer de biliyor bunu. Ne ki yine de kötü şiirleri dayatıyorlar çocuklara. Çünkü onlar da şiir okumuyor.

Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor.

Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür “Şiir okuyan cinayet işleyemez” diyor.

Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz.

Şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez.

Şiir, bir gün, gün ışığı gibi dünyayı sarıp sarmalayacaktır.

Dünyayı kana bulayan sömürgeci batının politikacılarıyla onun işbirlikçileri barışın değerini bilemezler. Şiir barış demektir. Barışın anahtarı şiirdedir. Şiir okuyan devlet adamları onurlu barıştan başka bir şey düşünmezler.

Onları daha öğrenciyken şiirle yoğurmalı öğretmenler. Bir gün olacaktır bu.

O günü inatla yaratmaya çalışmak görevimiz olmalıdır. O günü de şiir okuyan, şiiri sevdiren öğretmenlerle şairler yaratacaktır.


*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

 

2014 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / REFİK DURBAŞ

 

Kendisi de dahil hayata itirazdır.

Kendisine de karşıdır, itirazına da…

Savaşa karşı, ama kavganın yanında.

Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır.

 

Yolsuzluk, rüşvet yoktur defterinde.

Var oluşu baş eğmeyi reddinde.

Montaj, dublaj, kumpas bilmez.

Yazıldığı gibi yaşar anadilinde.

 

Edebiyatın isyankâr edepsizi,

Dünya halklarının ortak sesidir.

Düş ve gerçek, aşk ve karasevda

Bir de kendisi dışında her şeydir.

 

Şiir, şiirden başka bir şey değildir.


*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

PEN 2025 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / HİLMİ YAVUZ

 

Adorno, Auschwitz Toplama Kampı’nı Nazi soykırımının simgesi olarak görmekte haklıydı: Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz sözü bunun için söylenmiştir:

Adorno, Nazilerin Avrupa’daki soykırımıyla, insanlık adına değer verilip yüceltilen ne varsa, tümüyle yok ettiklerini imâ eder. Güzellik, iyilik, doğruluk koyu bir karanlıkta görünmez olunca, nasıl şiir yazılabilir ki? Doğrudur: Auschwitz, tarihi iblisleştirmiştir…

Tarihin acımasız ironisi: Nazi soykırımın mağdurlarını, bu kez bir soykırımın gaddarlarına dönüştürdü; mazlumlar zalim, acınasılar acımasız oldular.

Soralım şimdi: Gazze’den sonra şiir yazılamaz mı?

Ama yazılmalı: Dünyamızı iğrenç çirkinlikleri, iblisçe kötülükleri ve budalaca yanlışları, şiirin lirik varlığı arındırmıştır çünkü –ve arındırmayı elbette sürdürecektir.

Eluard ne demişti: Gece asla kör karanlık değildir. Bir yerlerde bir kibrit alevi varsa, o alev şiirdir: -o lirik alevdir ki, Dünya’yı aydınlığıyla arındırır.

21 Mart Dünya Şiir Günümüz kutlu olsun.

Şiir günümüz kutlu olsun.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2024 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / BÂKİ AYHAN T.

  

DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK KIRILDIĞI YERDEN DİKLENECEK

 Şiirin doğuşu güneşin doğuşu gibi yavaş yavaş olmadı. Bir meyvenin olgunlaşması gibi süreci içine çeke çeke kendini bulmadı şiir. Çığlık gibi birdenbire doğdu. Bütün coğrafyalarda, bütün dillerde şiirin sarsılmaz bir dirençle daima özgürlükten yana olması bunun delilidir. Verilen değil alınan, kendini sıkıştırılmışlık içinden yaratan bir şeydir şiir de özgürlük gibi. Sözün de kalbin de özgürleşmesidir.

Şiir hem kendi içinde hem de insanla birlikte evrilir. Dili dönüştürürken dille birlikte dönüşür. Daima saflığa doğrudur onun gidişi. En karmaşık, mecazi, örtülü/metaforik göründüğü yerde bile çıplaktır. İnsanın söz’ünden çok öz’üne bağlı olmasından kaynaklanır bu. Öz, fazla karmaşaya gelmez; dağıtır, yitirir kendini. Şiir de…

Şiir, saf olmasına saftır ama arınmışlıkla var olan bir rutinin içinde yer alamaz, almış gibi göründüğünde o artık şiir değildir, piyasanın malzemesidir, onun değerini piyasa ölçer. Biz, daima şiirden yana konuşuruz; bu demektir ki piyasaya yakın durmayız. Şiirin saflığında anlaşılmaz bir derinlik vardır, anlaşılmaz ve belki de anlaşılmaması gereken… Bu ancak piyasa dışı kalmakla korunabilir.

Hasımları, beş benzemezi, ikili karşıtlığı içinde taşır şiir. Onlarla hayat bulur, onlara hayat verir. Düelloyu durduracak gücü vardır iki tarafla da barış çubuğu tüttürerek. Sana ve bana değil, bize ve onlara dönüktür yüzü. Bağlanmaz, yosun tutmaz, muhasara edilemez. Hiçbir inanç ve düşünceyle sınırlanamaz.

Keşifçidir şiir. İnsanın henüz keşfedilmemiş dehşetli duyuşlarını onda bulursunuz yalnız. Bir kargadan onlarca serçe havalanabilir şiirin olduğu yerde. Bozarak düzeltir dünyayı. Bozarak düzen katar dile. Sarsıp bozarak yüceltir duygu ve duyarlığı. Yapıp çatmak değil bozmaktır onun işi. Suyun yolunu kesen, en çok şiirden korkar; şiirin deliliğinden, sözdinlemezliğinden, özgürlük aşkından.

Söz, şiiri boğmaya çalıştı yüzyıllar boyu. Şimdi de görsellik ve imaj bunu yapmaya, amansız bir düşman gibi gördüğü şiiri dijital verilerle sıkıştırmaya çabalıyor. Her şeye “post” serenler, postpoetika diye haykırarak ortalığa çıkmadan, şiirin ön ya da son eklerle dokunulmazlığını ilan etmek durumundayız. Onu her şeyden arındırmak gerekir ilk saflığına döndürmek için. Sonra, gerekirse, yeteneksiz binlerin elinde kirlenmesini seyredebiliriz hep beraber. Düştüğü yerden kalkacak, kırıldığı yerden diklenecek, kirlendiği yerden saflaşacaktır. Güvenebiliriz…

Şiir yazmak kolay, şiir üzerine konuşmak zor çünkü bunu yaparken şiirin yerine de konuşmak durumunda kalıyoruz. Oysa onun yerine ancak kendisi koyulabilir, konuşabilir; bir benzeri bile değil. Ondan ki her şeyden fazla, şiiri özgür bırakmak gerekir. Şiirin kafesi açılmalıdır sonuna dek. Göklerin ve yerlerin sınırsızlığını bize o gösterdi, biz de ona bunu yeniden armağan edebiliriz. Böylece bir kez daha birlikte var olabiliriz.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2024 PEN DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / ENİS BATUR

 

PEN Şiir Ödülü’ne lâyık bulunan şairden, ödül geleneği böyle, bir bildiri kaleme alması bekleniyor. Düşündüm: Ülkenin bu halinde, Dünyanın şu halinde bir şairin bildirecek nesi kalmış olabilir? Gizlisi saklısı yok: Ahval konusunda safkan karamsarım. Ama bu, beni “iş”ime özen ve inatla bakmaktan alıkoymuyor.

Yıllardır tekrarlıyorum “iş”ime bakma kararımı, kararlılığımı. Küçük Prens’in çekirdek sözündeki gibi: Kişi gülünden sorumlu. İkiye ayırıyorum güzergâhımı, şiir ekseninde: Bir, başkalarının şiirlerine, eski-yeni, yerli-yabancı ayırmaksızın, karınca kararınca ilgi gösteriyorum – üzerilerinde düşünerek, haklarında yazarak, unutulanlara ışık tutma çabası vererek. İki, burcumda şiir kurarken, olabildiğince ince ayar yapma işlemlerine dikkat kesilme, az okunmayı göze alarak ‘mürekkebe su katmadan’ yazma tercihimi sürdürüyorum.

Şiire pek gereksinme duyulmayan, sözümona duyulduğundaysa şairden nümayiş yapması, gürültü çıkarması beklenen bir dönemden geçiyoruz – doğrusu, diyorum, beklenmedik şeyler yapmak.

Şairin çabası artık beyhudedir demeye mi getiriyorum, hayır: Şiir düşünürü, bilim insanını, sanatçıyı, hepsinden önemlisi ondan vazgeçmeyen tiryaki okurunu Hayat’ın yüksek bir basamağına yerleştirdiği için anlamını ve değerini bütün olumsuz dış koşulların tehditine karşın koruyacaktır: Okunarak, ezberlenerek, dilden dile çevrilerek, bestelenerek.

PEN Şiir Ödülü, koyu bulutlar arasından bir anlığına güneş, beni kutlu kıldı; seçenlere teşekkür ederim.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2023 TYS DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ | MUSTAFA KÖZ

 

Şiir; balçığın ortasında küfle, gümüşle kılıcını bileyen savaşçının işitilmez çığlığı, tolgası, harmaniyesi, bölünmüş toprağı, özgürlük ülküsü.

Şiir, yüreklerimizin soğuk ve yalnız eldivenleri.

Şiir; kağıda, mermere, bazalta, ipeğe, kılıca işlenen kara sim.

Şiir varlığın ve hiçliğin ilk yüzü.

Şiir; içgüdünün, önsezinin, yoksulluğun, kuşkunun ve iyiliğin gizi.

Şiir, ateş böcekleriyle ışıyan gece.

Şiir, raylarda uyuyan kelebek.

Şiir, ruhun en içli, en derin, en sessiz, en soylu yaralarının şarkısıdır.

Şiir, yeryüzünün acı, hüzünlü müziğine, onun büyülü ritmine göre atan bir nabızdır.

Şiir, ekmek yapamaz ama ekmeğin kokusunu duyurabilir.

Şiir, dilin ve halkın vicdanıdır.

İktidarların kaba, yıkıcı söylevleriyle değil, halkın arı ve iyi kalpli sözcükleriyle yazılır o.

Şiir buradadır.

Bağlılığı istemeliyiz ona. Boyun eğiş yaşamadır yalnızca.

Yaşamın eylemlerimize kattığı her şey, şiire de yakındır.

Bilincimizde, yarınımızda bir değirmen taşı gibi döner şiir.

Yaşamın zümrütlerle, unutuşla ve kanla örüldüğünü anlamaktan uzak değildir.

Zaferi ve yenilgiyi bilir şiir. En işlek organlarımız kadar bağlıdır bize.

Saldırganlık hazzı, yitirme ve kazanma utancı gerçekten, gerçeklikten koparamaz onu.

Yönetme programlarından, bilgisayar görüntülerinden, en korkunç toplu öldürmelerden, kaplanların gevşek vuruşlarından, yaprağın ürpermesinden, haşhaş kapsüllerinden, büyük beyaz yumuşakçalardan, önemsiz savsözlerle kurulur belleğin o eşsiz söz oyunları.

Yakılmış insan kemiklerinden, çürüyen bitki ve hayvan leşlerinden henüz kullanmadığımız bir çığlık ve anlam dizgesi yaratılabilir.

Ruhlarımıza astığımız o küçük çan, sonsuzluğa ve tutsaklığa karşı yeniden ışıyabilir.

Emeğin, aşkın ve incir ağaçlarının yemişleri şiirle olgunlaşabilir.

Tel örgülerden, yığınaklardan, savaşlardan ve yersiz barışlardan kurulmuş bu büyük düş; devletlerin, dinlerin, zorbalığın bize taş iskeletler kadar yabancı tanrılarını, sınırlarını yok ettiğimizde gerçekleşecektir.

Gerçek şiir yasaların, yasakların, adaletsizliklerin donmuş, ikiyüzlü sözlüklerinde değil, evrensel barış ülküsünde, iyiliğin yeryüzünü sarıp sarmalayan uysal kanatlarında aranmalıdır.

Şiirin uçsuz bucaksız eşitlik ve özgürlük düşü, onu kutsal göklerden, sarayların ışıltılı odalarından kurtarıp sokağa çıkardığımızda insanlığın da evrensel düşü olacaktır.

“Şiir, doğası gereği devrimcidir,” demişti Octavio Paz.

Evet, devrimcidir şiir, hiç değilse yeryüzü için…

Çünkü şiir, her şeydir.

Ve şairin kalbi yasasız, sınırsız, bayraksız, flamasız, ordusuz tek ülkedir.

Bu özgür ülke dün Şili, Meksika, Japonya, Endonezya, Yunanistan’la kardeşti; bugün de acılı Anadolu ve Mezopotamya toprağıyla kardeş…

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026