6 Ekim 2016 Perşembe

ÖMER AKSAY


(1961, Kahramanmaraş - ) 

Şair. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Marmara Üni. Eğitim Fak. Resim Bölümü’nü bitirdi. İstanbul'da çeşitli reklâm ajanslarında grafikerlik ve resim öğretmenliği yaptı. İkindiyazıları dergisinin son altı sayısını (Mart 1993-Ekim 1944) yönetti. Haziran 2006’da tek sayı yayımlanan Taşra’nın Dış Duvarı dergisini çıkardı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlk şiirlerini "Bilâl Cerîr" takma adıyla Edebiyat dergisinde yayımlandı. Şiir, yazı ve söyleşileri; Akatalpa, Atlılar, Ayraç, Derkenar, Edebiyat, Edebiyat Ortamı, Fayrap, Gergedan, Granada, Güneysu, Hece, Heves, İkindiyazıları, Karayazı, Kırklar, Kirpi Şiir,Kitap-lık, Le Poète Travaille, Menengiç, Merdiven Şiir, Mor Taka, Sincan İstasyonu, Türk Dili, Ücra, Yedi İklim, Yom Sanat vb. dergilerde yayımlandı.

Yapıtları: Şiir: *Eski Bir Yalnızlık Dilinde, İst.: Siyah Kalem, 2001 *Bahçe'nin Epik Sürgünü, Ank.: Hece, 2008 *Sahte Siyah, Ank.: Hece, 2013

Deneme-İnceleme: *Kaideyi Bozan İstisnalar, İst.: Hayy Kitap, 2012

Kaynaklar: Hayy Kitap web sitesi, erişim tarihi: 17 Ocak 2023.

Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*17 Ocak 2023 tarihinde güncellendi.


Şiirlerinden Seçmeler:

Üstüme Alındığım Birine Ait Kimlikle - 10

BİLÂL CERÎR’İN AVUNTUSU     

Polisler alıp götürür kamuya açık öfkemi
hep aynı yerde biriken erigen gibi
inadına, sahip olmakla övünç duyardım açıkça
fazlasıyla açık bir dille Bilâl Cerîr, yani ben, tekil
sevaplarından sakınan bir mahrum olarak örtüşmüşken
nefsimle ihbarlı, nefsimle bağlı
kendi üzerime alınırken tümel bir çaresizlik içinde sefil
korkusuz, rasyonel bir aşk çağrısı almışım
şerh edildiğim bana sunulmuş boşlukta sallanıyorum
kördüğümü çözen bencil bir fiskeymiş.

Ben, yani Bilâl Cerîr olarak bu melanette
iradem altına alıp kendi beceriksiz
çığlıklarımı kendi içimde zapt ettim
belli bir uğraş verdim bu uğurda
kimse iltifat etmedi yaptığım işe ama tufandan
bir ben, yani Bilâl Cerîr kurtulmuşum
meğer içgüdülerim plastik ve ne yazık ki eşantiyon
kapıdaki adamlar gitsin diye.

Araf’ta asılı kalmıştım, kalakalmışım uzun süre işte
nefsimle ufkum arasında mustarip bir sirk cambazı gibi
zorlayıcılıkla zorundalık birbirine karşı durmuş
zevksizlikle işleyen süreç bir ölçüm aygıtının ters
görüntüsünden
sürçen ayak grameri bozuyormuş umurumda değil
sürekli bir çatışmadır siyasi ve ekonomik gramer
zaten gramere karşın cinsel coğrafik ve sûfi bir gramer
dişil mutlulukla kaplıydı herkeste olduğu gibi basit
bağışıklık sistemim bireysel avuntum imgelemim
yani işte bir ben, Bilâl Cerîr olarak kurtulmuşum
her taraf tufan paslı bütün eskizler.

Sırtımda hurç, yol yorgunluğumla bekleyenin olmadığı
bekleyen kör bir karanlığı  bekler hep, kendi evinde zaten
kitaplarının içinde, kuyusunun dibinde sakin
çölün ucunda yorgun zaman beni bulmamıştır
sanki ilintisiz bir ırmak nasıl iniltisiz akıp giderse
terse doğru, işte böyle bendeki
yani Bilâl Cerîr’deki vasfıyla.

Hayatî bir gereklilik olarak sığındığım sinemada
ekmeği kanımla gözyaşıma banarak yedim
kızıl biberli zeytinyağı
bundan böyle Tekvin’deki ayeti neshediyorum kendimle
yani Bilâl Cerîr olarak Bilâl Cerîr’de.


Akatalpa, Sayı: 87, Mart 2007

Hiç yorum yok: