19 Temmuz 2026 Pazar

MUSTAFA MERTER

  

(6 Haziran 1947, İstanbul - )

Psikiyatrist Dr. Tam adı Nesip Mustafa Merter. İlkokulu Cihangir’de, ortaokulu ise Avusturya Lisesi’nde okudu. Daha sonra tahsiline devam etmesi için ailesi tarafından İsviçre’ye gönderildi. St. Moritz’de Montalya Lisesi’nden Lozan Lemania Lisesi’ne geçti ve 1969 yılında İsviçre Federal Lise Diploması alarak buradan mezun oldu. 1975’te Lozan Tıp Fakültesi’nde tıp tahsilini tamamladıktan hemen sonra Ankara’da 18 aylık vatani görevini yerine getirdi. 1977’de İsviçre’de tanıştığı Teresa Spescha ile evlendi, iki çocuk babasıdır.  

Almanya Wesel’de iki yıl iç hastalıkları alanında asistan olarak çalıştıktan sonra İsviçre’ye dönerek psikiyatri uzmanlık eğitimine başladı. Eğitimini Zürih Üniversitesi Hastanesi’ne bağlı Burghölzli Psikiyatri Hastanesi’nde ve psikiyatri polikliniğinde, doktorasını biyolojik psikiyatri alanında “Flufenazin Dekanoat” nöroleptik çalışması ile tamamladı. 1987 yılında Türkiye’ye yerleşti. Bodrum’da serbest psikiyatrist olarak mesleğini icra etti.

Psikoterapi alanında Zürih’te Jungiyen ekolden ve Varoluş Analizi ekollerinden etkilendi, sonra I. Yalom Grup Terapisi metodunu benimsedi. Akabinde, tecrübesini Nefs İlmi alanına aktardı. 2005’te İstanbul’da Türkiye Benötesi Psikolojisi Derneği’ni kurdu; daha sonra bu kurumla ilişiğini kesti.

Kaynağını kadim İslâm-tasavvuf geleneğinden alan yeni bir psikoloji yaklaşımı geliştirdi. İlk kez 2007’de psike yerine nefs kavramının çalışılması ve benimsenmesi gerektiği görüşünü ortaya koydu ve bu hususu Dokuz Yüz Katlı İnsan adıyla kitaplaştırdı. Ardından, nefs kavramının çalışılmasının önemini, modern psikolojinin çelişkilerini, bilinçdışı mefhumunu, rüyaların ve psikoloji terminolojisinde ilk kez yer bulacak olan “hâller”in patolojiler üzerindeki olumlu etkilerini etraflıca açıkladığı Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitabını yayımladı. Çalışmalarının neticesinde, “Nefs Psikolojisi” adını verdiği yeni bir yaklaşım (ekol) oluştu. Nefs Psikolojisi araştırmaları, Batı psikolojisinde mevcut olan yapısal ve işlevsel kuramlara yeni boyutlar kazandırdı. Çok mertebeli ve dinamik nefs yapısı, bilinçdışı kategorileri ve hâl p Tsikolojisi bunlardan bazılarıdır. Ayrıca “Matrix Sendromu” adını verdiği, yaygın adıyla “ekran bağımlılığı” Yeni Çağ küresel sendromunun tehlikelerini ve risklerini psikolojik açıdan tetkik ederek toplumsal bir farkındalığın oluşmasına katkı sağladı.

Kırmızı Kitap (Carl Gustav Jung), İ-Nesli (Jean M. Twenge), Narsisizm İlleti (Jean M. Twenge) gibi dikkate değer kitapların hem Türkçeye kazandırılmasına hem de bu kitapların Türkçe baskılarının pek çoğuna önsöz yazarak bu eserlerin hak ettiği değeri bulmasına destek oldu.

Bu süreçte, “öğrenim analizi (learning analysis) maarif metodu” ile pek çok psikoterapist yetiştirdi. Hâlen Nefs İlmi terapistleri yetiştirmektedir. 

Yapıtları: Psikoloji: *Dokuz Yüz Katlı İnsan, İst.: Kaknüs, 2007 *Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili, İst.: Kaknüs, 2014 *Hekaton’la Son Tango, İst.: Ketebe, 2023 *İnsan Merkezli Fizik, İst.: Ketebe, 2026

Katkıda Bulunduğu Kitaplar: *Rüyalar Âlemi, (Hatice Alibaşoğlu, M. Fatih Çıtlak, Dilaver Gürer, Musa Hûb, Reşat Öngören ve Necdet Tosun ile birlikte), İst.: Sufi Kitap, 2016 *Farklı Cinsel Kimlik Yönelimleri, (Ahmet Akın, Mehmet Lütfi Arslan, Mustafa Atak, Beşir Eryarsoy, Sefa Saygılı, Nevzat Tarhan ve Sema Yılmaz ile birlikte), İst.: Kaknüs, 2022

Kaynaklar: https://www.drmustafamerter.com; Ketebe Yayınları web sitesi, erişim tarihi: 19 Temmuz 2026.

*Yayına hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma tarihi: 19 Temmuz 2026

13 Temmuz 2026 Pazartesi

ÇOCUK VAKFI 2013 DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ BİLDİRİSİ / GÖKHAN AKÇİÇEK

 Gülümsemek zorundayız, bu ise hiç de kolay değil!

Sadece masumiyetimle, gülücüğümle, saflığımla ve benzersizliğimle değil haklarımla da çocuğum!

Doğduğumda gökyüzü geniş, parlak ve sonsuzdu. Şimdi ise mavisi gittikçe eksilen ve küçülen bir gökyüzüyle yetinmemi istiyorsunuz benden. Bu durum hiç adil değil! 

Büyüdüğümde daracık bir gökyüzünün altında yaşamamı benden nasıl beklersiniz! Hala anlamış değilim. 

Masmavi ve engin bir gökyüzü benim en masun hakkımdır! Çünkü o mavilikleri benim kirletmediğimi pekâlâ biliyorsunuz. 

İleriki yaşlarımda da yağmurda ıslanmak, karda üşümek istiyorum.  

Çocukluğumda tanıdığım ve birlikte büyüdüğüm kuşları, çiçekleri, ağaçları ve nehirleri büyüdüğümde de görmek ve onlara dokunmak istiyorum.  

Yaşamımım tüm anını kapsayacak rengârenk bir çevrenin hakkım olduğunu da bilmenizi ve öğrenmenizi istiyorum.   

Bana ve dünyanın tüm çocuklarına soluyabilecekleri temiz havayı, barınabilecekleri uygun yaşam alanlarını, sağlıklı büyüyeceğimiz bir ortamı hazırlamak siz büyüklerin sorumluluğundadır. Bu gerçeği hiç ama hiç unutmamanızı istiyorum.  

Nasıl ki bir yağmura, kuşa, rüzgâra rengini, ırkını, dilini ve inancını soramıyorsanız; bana da sormamanız gerektiğini bilmenizi istiyorum.  

Barış adına hiç kimse, sabah kendi çocuğunu öpüp kokladıktan sonra, dünyanın diğer çocuklarının yaşam hakkına yeltenmesin. Bunu engellemek sizin göreviniz ve sorumluluğunuzdur.   

Yeryüzünün her santimetre karesinde çocukların sesi, neşesi ve şarkıları yankılanmalıdır. Bunu, ev ödeviniz olarak aklınızın bir köşesine not edin. 

Biz çocuklar,  sağlıklı büyüme ve saygı görme hakkımızı yüksek sesle talep ediyoruz.  

Tüm bunları beceremiyorsanız, bir daha karşımıza hiç çıkmayın ve bizleri sevdiğiniz masalına da inanmamızı beklemeyin.   

Gülümsemesi eksik çocuk fotoğraflarının, dünyanın her ülkesinde büyüklerin vicdanında bir yara bandı gibi duracağının bilinmesini bir kez daha ısrarla tekrarlıyoruz. 

Kaynak: https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/Dunya-Cocuk-Gunu-Turkiye-Bildirisi-2013Gokhan-Akcicek.pdf

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

ÇOCUK VAKFI 2012 DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ BİLDİRİSİ / MUSTAFA AYDOĞAN

Benim adım cennet

Benim adım hayat

 

Bütün filmleri izleseniz 

Benden büyük macera bulamazsınız

 

Bütün çiçeklerin kokusunu toplasanız

Benden burcusunu koklayamazsınız


Bütün suları yeniden akıtsanız şelaleler yerine 

Denizleri, nehirleri, gölleri bir bardağa koyup hediye etseniz

Benim küçücük sesim daha hoş gelir anneme

 

Siyah çocuk, sarı çocuk, beyaz çocuk, esmer çocuk…

İşte böyle rengârenk uyumak istiyorum

 

Nar çocuk, ay çocuk, nur çocuk, şeker çocuk…

İşte böyle dönmek istiyorum eve oyun bitince

 

Evimizin önünden geçen çocukların

Gittiği yerleri görmek istiyorum

 

Savaş istemiyorum 

Yaram olmasın, canım acımasın 

Kanım kalbimi okşasın sadece

 

Havada bombalar yerine 

Balonlar patlasın 

Bisikletim dolaşsın sokakta 

Tanklar yerine

 

Sorularımı arkadaşlarıma sorabiliyorum ancak

Anlamıyorlar ne büyükler ne de onların büyükleri

 

Mesela, elleri kopan çocuklar nasıl tutuyor?

Nasıl koşuyor ayakları kopan çocuklar?

 

Aç kalan çocukların yemeğini kim çaldı? 

Sokakta yatan çocukların evini kim aldı? 

 

Mızıkçılık yapan oyundan çıkarılsın

Dünya bir misket gibi dönsün avuçlarımızda

 

Kaynak: https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/Dunya-Cocuk-Gunu-Turkiye-Bildirisi-2012Mustafa-Aydogan.pdf

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç
*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

ÇOCUK VAKFI 2011 DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ BİLDİRİSİ / MEVLÂNA İDRİS ZENGİN

 Çocuklarla: Sıfır Problem, Mümkünse!..

 Yer : Dünya 

Ben: Çocuk

Durum: İçinden çıkamıyorum. 

Bazı şeyler evrenseldir. Bugün gibi. Bugün Dünya Çocuk Günü. 

Ben bir çocuğum ve şimdi neler söyleyeceğimi pek kestiremiyorum. 

Kocaman mavi bir bilyeye benzeyen dünyada galiba durum biraz karışık. 

Bazı kardeşlerim aç, bazıları hasta, bazıları su bulamıyor ve bazıları bombaları, mermileri çok yakından tanıyor. 

Bazıları küçücük kollarına, göğsüne bir mermi parçasını alıp başka bir dünyaya gittiler. 

Bunların hepsini biliyorsunuz. Krizleri, yangınları, doğal felaketleri, savaşları,  ilaçsızlıkları ve daha bir çok şeyi. 

Kurumlar var, bütçeler var, söylevler var, yasalar, yönetmelikler, görev tanımları var. 

Fakat çocuklar için hayatın her alanında karanlık, sisli, yağmurlu bir çok durum devam ediyor. 

İlgili kurumların sayısal verileri arasında kaybolan çocukluğu bulmanız, tanımanız zor. 

Bunları biliyorsunuz. Bunları artık ben de biliyorum. 

Ben de biliyorum, kozmetik ya da savunma/saldırı sanayine ayrılan paranın küçük bir bölümü ile bütün çocukların doğal, sağlıklı ve iyi bir şekilde yaşamalarının mümkün olduğunu. 

Ben de biliyorum, söylenenlerle yapılanlar arasındaki uçurumların sorumluları var. 

Ben de biliyorum dünya başka türlü olabilirdi baylar. 

Yoksulluğa, şiddete, istismara, adaletsizliğe, ikiyüzlülüğe, çatışmaya önce büyükler teslim oldu. 

Çocuklar bu canına yandığım dünyada figüran bile değil. 

Onlar bazen şâhit, bazen kurban, bazen da seyirci.  

Bugün Dünya Çocuk Günü ve ben bir çocuğum. 

Bu, anlamsızlığı yüksek dünyada çocuklarla sıfır problem bakışı gündeme gelebilir mi? 

Sonrasında çocuklar çok boyutlu şiddet sarmallarının ortasındaki çocukluklarından bir kurşun ya da ihmalle değil de güle oynaya ayrılabilir mi? 

Evrenselmiş bazı şeyler, bu kesin, bu açık, bu net. Nasıl çıkılır bazı durumların içinden?  

Nerden bileyim, ben bir çocuğum. Bir şey öğretmişlerdi bana: Köfte için değil, çocukluk için  

SOS! SOS! SOS!

Kaynak: https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/Dunya-Cocuk-Gunu-Turkiye-Bildirisi-2011Mevlana-Idris-Zengin.pdf

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

ÇOCUK VAKFI 2010 DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ BİLDİRİSİ / MUSTAFA RUHİ ŞİRİN

 DAHA   KAÇ   KALBİMİZİN OLMASI   GEREKİR ? … /

 Yıl 2010. Ekim ayının ilk pazartesini gösteriyor takvimler: Bugün Dünya Çocuk Günü’ymüş fakat 30 bin bebeğin öldüğü haberini duyamadık yine. Dünya’nın çocuk karnesi kırık notlarla dolu bir yılı daha geride kaldı. En çok size karşı mahcubuz çocuklar. Eksik yaşadığınız haklar, çektiğiniz acılar ve döktüğünüz gözyaşı sayısınca özür diliyoruz sizden; bağışlayın bizi…

Her şey her yerde yankılanırken daha kaç kulağımız olması gerekir, duymak için? Her şey görünür olmuşken daha kaç gözümüz olması gerekir, görmek için? ‘Aklımız sizde!’ diyebilmek için de ne kadar zamanımız kaldı ki! Bir günlüğüne yer değiştirmesine de gerek yok çocuklarla yetişkinlerin, yoksullarla zenginlerin, yönetenlerle yönetilenlerin. Artık çocuklar, evet, çocuklar not versinler her yıl çocuk karnemize. Hazır mısınız? 

Umudun tazelenmesi ve yeni bir başlangıç yapabilmek için. Arınmak ve çocuk safiyetine bürünerek en yakıcı soruları sormak için. Savaş’lar dışarı barış içeri diyebilmek için. Kardeşliğe, evet, önce kardeşliğe sıra gelirse savaş’lar Dünya’nın dışına çıkabilir belki. Ve barış’la annesütü beyazlığında yeni bir sayfa açabilmek için bir kez daha şans tanıyın bize çocuklar…

Bir çocukta bütün çocukları düşünmeye başlamadan yeryüzünün saatlerini çocuğa ayarlamak imkânsızdır. Ninnilerini dinledikleri, rüyalarını gördükleri ve şarkılarını söyledikleri dilde yaşamadıkça hiçbir çocuk, çocuk olma ve çocukluğunu yaşama hakkına kavuşamaz…

Bugün, gün değil çocukları kutlayalım ve çocukla aramızdaki sözleşmeyi toplum, Devlet ve ülkeler olarak yenileme sözü verelim. Hepimiz, tıpkı bir çocuk oyununda olduğu gibi, elim sende diyerek ve çocuklar sobelemiş gibi sobeleyelim birbirimizi. Birer çiçek verir gibi gözümüz, kulağımız, aklımız ve kalbimiz çocuklarda, diye yeniden seslenelim çocuklara… 

Biliyorum, bu da bir hayal, diyeceksiniz. Söyler misiniz, bu hayalin gerçekleşmesi için daha kaç kalbimizin olması gerekir? 

Aklımız ve kalbimiz sizde çocuklar. 

İşte bu hayal değil çocuklar, inanın, gerçek!...

Kaynak: https://cocukvakfi.org.tr/wp-content/uploads/2020/12/Dunya-Cocuk-Gunu-Turkiye-Bildirisi-2010Mustafa-Ruhi-Sirin.pdf

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026


2026 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / HİDAYET KARAKUŞ

 

Her insanın bir şiiri vardır. Günümüzün yabanıl ortamında şiirin kaybolduğunu görüyorum.

“Yaşamın hiçbir zerresi yoktur ki içinde şiir bulunmasın” diyor Gustav Flaubert. Öyleyse kendi şiirimizi bulmak için yaşamalıyız.

Şiirin tanımını yapmayacağım. Her şairin tanımı başkadır.

Şiir okumayan insanın kendini tanıması olanaksızdır.

Gençlere bazen “Sevgilin var mı” diye soruyorum. Çoğu içtenlikle “Var” diyor. “Peki sevgiliniz size şiir okuyor mu?”

Çoğunlukla “Hayır” diyorlar.

Şaşıyorum. Aşk yaşıyorlar ama şiir yok yaşamlarında.

“Şiirsiz aşk olmaz, aşksız şiir” diyorum.

Tüm bu çoraklığın nedeni eğitim dizgemizdeki sıkıntılı edebiyat dersleri, kitap okumayan, şiir okumayan öğretmenlerdir.

Eğitim izlenceleri şiire geçit vermiyor. Ders kitaplarına göstermelik konulan şiirler, eski olsun yeni olsun çocuğun yaşamına seslenmiyor. Yetkililer de biliyor bunu. Ne ki yine de kötü şiirleri dayatıyorlar çocuklara. Çünkü onlar da şiir okumuyor.

Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor.

Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür “Şiir okuyan cinayet işleyemez” diyor.

Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz.

Şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez.

Şiir, bir gün, gün ışığı gibi dünyayı sarıp sarmalayacaktır.

Dünyayı kana bulayan sömürgeci batının politikacılarıyla onun işbirlikçileri barışın değerini bilemezler. Şiir barış demektir. Barışın anahtarı şiirdedir. Şiir okuyan devlet adamları onurlu barıştan başka bir şey düşünmezler.

Onları daha öğrenciyken şiirle yoğurmalı öğretmenler. Bir gün olacaktır bu.

O günü inatla yaratmaya çalışmak görevimiz olmalıdır. O günü de şiir okuyan, şiiri sevdiren öğretmenlerle şairler yaratacaktır.


*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

 

2014 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / REFİK DURBAŞ

 

Kendisi de dahil hayata itirazdır.

Kendisine de karşıdır, itirazına da…

Savaşa karşı, ama kavganın yanında.

Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır.

 

Yolsuzluk, rüşvet yoktur defterinde.

Var oluşu baş eğmeyi reddinde.

Montaj, dublaj, kumpas bilmez.

Yazıldığı gibi yaşar anadilinde.

 

Edebiyatın isyankâr edepsizi,

Dünya halklarının ortak sesidir.

Düş ve gerçek, aşk ve karasevda

Bir de kendisi dışında her şeydir.

 

Şiir, şiirden başka bir şey değildir.


*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

PEN 2025 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / HİLMİ YAVUZ

 

Adorno, Auschwitz Toplama Kampı’nı Nazi soykırımının simgesi olarak görmekte haklıydı: Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz sözü bunun için söylenmiştir:

Adorno, Nazilerin Avrupa’daki soykırımıyla, insanlık adına değer verilip yüceltilen ne varsa, tümüyle yok ettiklerini imâ eder. Güzellik, iyilik, doğruluk koyu bir karanlıkta görünmez olunca, nasıl şiir yazılabilir ki? Doğrudur: Auschwitz, tarihi iblisleştirmiştir…

Tarihin acımasız ironisi: Nazi soykırımın mağdurlarını, bu kez bir soykırımın gaddarlarına dönüştürdü; mazlumlar zalim, acınasılar acımasız oldular.

Soralım şimdi: Gazze’den sonra şiir yazılamaz mı?

Ama yazılmalı: Dünyamızı iğrenç çirkinlikleri, iblisçe kötülükleri ve budalaca yanlışları, şiirin lirik varlığı arındırmıştır çünkü –ve arındırmayı elbette sürdürecektir.

Eluard ne demişti: Gece asla kör karanlık değildir. Bir yerlerde bir kibrit alevi varsa, o alev şiirdir: -o lirik alevdir ki, Dünya’yı aydınlığıyla arındırır.

21 Mart Dünya Şiir Günümüz kutlu olsun.

Şiir günümüz kutlu olsun.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2024 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / BÂKİ AYHAN T.

  

DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKACAK KIRILDIĞI YERDEN DİKLENECEK

 Şiirin doğuşu güneşin doğuşu gibi yavaş yavaş olmadı. Bir meyvenin olgunlaşması gibi süreci içine çeke çeke kendini bulmadı şiir. Çığlık gibi birdenbire doğdu. Bütün coğrafyalarda, bütün dillerde şiirin sarsılmaz bir dirençle daima özgürlükten yana olması bunun delilidir. Verilen değil alınan, kendini sıkıştırılmışlık içinden yaratan bir şeydir şiir de özgürlük gibi. Sözün de kalbin de özgürleşmesidir.

Şiir hem kendi içinde hem de insanla birlikte evrilir. Dili dönüştürürken dille birlikte dönüşür. Daima saflığa doğrudur onun gidişi. En karmaşık, mecazi, örtülü/metaforik göründüğü yerde bile çıplaktır. İnsanın söz’ünden çok öz’üne bağlı olmasından kaynaklanır bu. Öz, fazla karmaşaya gelmez; dağıtır, yitirir kendini. Şiir de…

Şiir, saf olmasına saftır ama arınmışlıkla var olan bir rutinin içinde yer alamaz, almış gibi göründüğünde o artık şiir değildir, piyasanın malzemesidir, onun değerini piyasa ölçer. Biz, daima şiirden yana konuşuruz; bu demektir ki piyasaya yakın durmayız. Şiirin saflığında anlaşılmaz bir derinlik vardır, anlaşılmaz ve belki de anlaşılmaması gereken… Bu ancak piyasa dışı kalmakla korunabilir.

Hasımları, beş benzemezi, ikili karşıtlığı içinde taşır şiir. Onlarla hayat bulur, onlara hayat verir. Düelloyu durduracak gücü vardır iki tarafla da barış çubuğu tüttürerek. Sana ve bana değil, bize ve onlara dönüktür yüzü. Bağlanmaz, yosun tutmaz, muhasara edilemez. Hiçbir inanç ve düşünceyle sınırlanamaz.

Keşifçidir şiir. İnsanın henüz keşfedilmemiş dehşetli duyuşlarını onda bulursunuz yalnız. Bir kargadan onlarca serçe havalanabilir şiirin olduğu yerde. Bozarak düzeltir dünyayı. Bozarak düzen katar dile. Sarsıp bozarak yüceltir duygu ve duyarlığı. Yapıp çatmak değil bozmaktır onun işi. Suyun yolunu kesen, en çok şiirden korkar; şiirin deliliğinden, sözdinlemezliğinden, özgürlük aşkından.

Söz, şiiri boğmaya çalıştı yüzyıllar boyu. Şimdi de görsellik ve imaj bunu yapmaya, amansız bir düşman gibi gördüğü şiiri dijital verilerle sıkıştırmaya çabalıyor. Her şeye “post” serenler, postpoetika diye haykırarak ortalığa çıkmadan, şiirin ön ya da son eklerle dokunulmazlığını ilan etmek durumundayız. Onu her şeyden arındırmak gerekir ilk saflığına döndürmek için. Sonra, gerekirse, yeteneksiz binlerin elinde kirlenmesini seyredebiliriz hep beraber. Düştüğü yerden kalkacak, kırıldığı yerden diklenecek, kirlendiği yerden saflaşacaktır. Güvenebiliriz…

Şiir yazmak kolay, şiir üzerine konuşmak zor çünkü bunu yaparken şiirin yerine de konuşmak durumunda kalıyoruz. Oysa onun yerine ancak kendisi koyulabilir, konuşabilir; bir benzeri bile değil. Ondan ki her şeyden fazla, şiiri özgür bırakmak gerekir. Şiirin kafesi açılmalıdır sonuna dek. Göklerin ve yerlerin sınırsızlığını bize o gösterdi, biz de ona bunu yeniden armağan edebiliriz. Böylece bir kez daha birlikte var olabiliriz.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2024 PEN DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / ENİS BATUR

 

PEN Şiir Ödülü’ne lâyık bulunan şairden, ödül geleneği böyle, bir bildiri kaleme alması bekleniyor. Düşündüm: Ülkenin bu halinde, Dünyanın şu halinde bir şairin bildirecek nesi kalmış olabilir? Gizlisi saklısı yok: Ahval konusunda safkan karamsarım. Ama bu, beni “iş”ime özen ve inatla bakmaktan alıkoymuyor.

Yıllardır tekrarlıyorum “iş”ime bakma kararımı, kararlılığımı. Küçük Prens’in çekirdek sözündeki gibi: Kişi gülünden sorumlu. İkiye ayırıyorum güzergâhımı, şiir ekseninde: Bir, başkalarının şiirlerine, eski-yeni, yerli-yabancı ayırmaksızın, karınca kararınca ilgi gösteriyorum – üzerilerinde düşünerek, haklarında yazarak, unutulanlara ışık tutma çabası vererek. İki, burcumda şiir kurarken, olabildiğince ince ayar yapma işlemlerine dikkat kesilme, az okunmayı göze alarak ‘mürekkebe su katmadan’ yazma tercihimi sürdürüyorum.

Şiire pek gereksinme duyulmayan, sözümona duyulduğundaysa şairden nümayiş yapması, gürültü çıkarması beklenen bir dönemden geçiyoruz – doğrusu, diyorum, beklenmedik şeyler yapmak.

Şairin çabası artık beyhudedir demeye mi getiriyorum, hayır: Şiir düşünürü, bilim insanını, sanatçıyı, hepsinden önemlisi ondan vazgeçmeyen tiryaki okurunu Hayat’ın yüksek bir basamağına yerleştirdiği için anlamını ve değerini bütün olumsuz dış koşulların tehditine karşın koruyacaktır: Okunarak, ezberlenerek, dilden dile çevrilerek, bestelenerek.

PEN Şiir Ödülü, koyu bulutlar arasından bir anlığına güneş, beni kutlu kıldı; seçenlere teşekkür ederim.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2023 TYS DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ | MUSTAFA KÖZ

 

Şiir; balçığın ortasında küfle, gümüşle kılıcını bileyen savaşçının işitilmez çığlığı, tolgası, harmaniyesi, bölünmüş toprağı, özgürlük ülküsü.

Şiir, yüreklerimizin soğuk ve yalnız eldivenleri.

Şiir; kağıda, mermere, bazalta, ipeğe, kılıca işlenen kara sim.

Şiir varlığın ve hiçliğin ilk yüzü.

Şiir; içgüdünün, önsezinin, yoksulluğun, kuşkunun ve iyiliğin gizi.

Şiir, ateş böcekleriyle ışıyan gece.

Şiir, raylarda uyuyan kelebek.

Şiir, ruhun en içli, en derin, en sessiz, en soylu yaralarının şarkısıdır.

Şiir, yeryüzünün acı, hüzünlü müziğine, onun büyülü ritmine göre atan bir nabızdır.

Şiir, ekmek yapamaz ama ekmeğin kokusunu duyurabilir.

Şiir, dilin ve halkın vicdanıdır.

İktidarların kaba, yıkıcı söylevleriyle değil, halkın arı ve iyi kalpli sözcükleriyle yazılır o.

Şiir buradadır.

Bağlılığı istemeliyiz ona. Boyun eğiş yaşamadır yalnızca.

Yaşamın eylemlerimize kattığı her şey, şiire de yakındır.

Bilincimizde, yarınımızda bir değirmen taşı gibi döner şiir.

Yaşamın zümrütlerle, unutuşla ve kanla örüldüğünü anlamaktan uzak değildir.

Zaferi ve yenilgiyi bilir şiir. En işlek organlarımız kadar bağlıdır bize.

Saldırganlık hazzı, yitirme ve kazanma utancı gerçekten, gerçeklikten koparamaz onu.

Yönetme programlarından, bilgisayar görüntülerinden, en korkunç toplu öldürmelerden, kaplanların gevşek vuruşlarından, yaprağın ürpermesinden, haşhaş kapsüllerinden, büyük beyaz yumuşakçalardan, önemsiz savsözlerle kurulur belleğin o eşsiz söz oyunları.

Yakılmış insan kemiklerinden, çürüyen bitki ve hayvan leşlerinden henüz kullanmadığımız bir çığlık ve anlam dizgesi yaratılabilir.

Ruhlarımıza astığımız o küçük çan, sonsuzluğa ve tutsaklığa karşı yeniden ışıyabilir.

Emeğin, aşkın ve incir ağaçlarının yemişleri şiirle olgunlaşabilir.

Tel örgülerden, yığınaklardan, savaşlardan ve yersiz barışlardan kurulmuş bu büyük düş; devletlerin, dinlerin, zorbalığın bize taş iskeletler kadar yabancı tanrılarını, sınırlarını yok ettiğimizde gerçekleşecektir.

Gerçek şiir yasaların, yasakların, adaletsizliklerin donmuş, ikiyüzlü sözlüklerinde değil, evrensel barış ülküsünde, iyiliğin yeryüzünü sarıp sarmalayan uysal kanatlarında aranmalıdır.

Şiirin uçsuz bucaksız eşitlik ve özgürlük düşü, onu kutsal göklerden, sarayların ışıltılı odalarından kurtarıp sokağa çıkardığımızda insanlığın da evrensel düşü olacaktır.

“Şiir, doğası gereği devrimcidir,” demişti Octavio Paz.

Evet, devrimcidir şiir, hiç değilse yeryüzü için…

Çünkü şiir, her şeydir.

Ve şairin kalbi yasasız, sınırsız, bayraksız, flamasız, ordusuz tek ülkedir.

Bu özgür ülke dün Şili, Meksika, Japonya, Endonezya, Yunanistan’la kardeşti; bugün de acılı Anadolu ve Mezopotamya toprağıyla kardeş…

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2023 PEN DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / BARIŞ PİRHASAN

 

“I came to bury Cesar not to praise him… / Sezar’ı övmeye değil gömmeye geldim…”

Kendini bilip de yalnızlıktan geberen genç ibnelerin okuma merakına selam olsun

Venedikte ölme heveslerine, Mişima’nın maskesine, o mıymıntı Andre Gide’in DÜNYA NİMETLERİ’ne bile selam olsun

Reading Zindanı Baladı’nı yazan asil ruha selam olsun

Okuduğu ilk Kavafis şiirinde kimliğine kavuşanlara selam olsun

Safo’yla Rumi’ye yıllarını veren Memo’ya bin selam olsun

Delirinceye kadar aynaya bakan hepsi güzel çocuklara selam olsun

Dünyanın tüm yatakhanelerine, parklarına, plajlarına, arka sokaklarına, ucuz otellerine selam olsun

Aşkı sokakta arayan ve bulan, eve götüren, dayak yiyen, soyulan ve asla ders almayanlara selam olsun

Ne içersin diye sorulduğunda hiç düşünmeden “enerji drink ve votka” diyen aktif biseksüellere selam olsun 

Yengeçlerin gururlu tanrısı Bilge Karasu’ya, azınlıklar prensi Ece Ayhan’a selam olsun

Uluyan Allen Ginsberg’in gizli disiplinine selam olsun 

Suretimizi tuzla buz bir aynanın çatlaklarında görme cüretimize selam olsun

Bu alelacaip macerada yoldaşımız olan maskeli süvarilere selam olsun

Aklı fikri dokunmak ve dokunulmakta olan lubunyalara mahsus selam olsun

Uyandıranlara selam olsun, uyutup okşayanlara selam olsun

Queer kişi niyetine:

Yaralılarımızı, delilerimizi, intihar etmişlerimizi, öldürülmüşlerimizi, yaşamayı becermişlerimizi, solgun fotoğraflarımızı, parlak dijital sevişme videolarımızı, kadınken erkek, erkekken kadın olmuşlarımızı nasıl bilirdik?

İyi bilirdik! İyi bilirik!

Hakkımız helal olsun mu?

Helal olsun…

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026

2022 DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ / TUĞRUL TANYOL

 

Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni yazdığım şu günlerde insanlık yine savaşın soluğunu ensesinde duyuyor. On yıllardır vekalet savaşlarından huzur bulamayan dünya bu kez de neredeyse toptan bir savaşla karşı karşıya. Şiir nerede duruyor peki? Dünya şiir tarihi bu konuda pek de masum değil. Bilgilerimiz tarih kitapları kadar edebiyat ve şiirden de besleniyor. Homeros’tan Shakespeare’e, oradan günümüze, şairler hep barışı özleseler de bir yandan da savaş kahramanlarına övgüler düzmüşler.

Kuşkusuz şair de birey olarak yaşadığı dönemin bir ürünü. Ancak modern çağlarda içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın temel sorunlarıyla ilgilenmiş. Roma döneminde Spartaküs’ü öven şair olamazdı. Bireyin değerinin önemsenmeye başladığı zamanlardan sonra, şairler günlük acılardan, adaletsizliklerden, insan haklarından söz etmeye başladılar. Bunu ustalıkla, bazen doğrudan bazen lirik söyleyişle dile getirdiler.

Şiirin büyülü bir uğraş olduğunu unutmamamız gerekiyor. Tüm sanat dalları büyü ile başladı, ne var ki şiirin büyüsü bugüne dek sürdü. Her iki uğraş da akıldışıydı. Her iki alanda da sözcükler ritim eşliğinde dile geliyordu. Romalılar belki bu nedenle kâhin ve şairi aynı sözcükle, vates sözcüğüyle tanımladılar. Şairler hep soru sordular, sorularını herkesin anlamayı umduğu ama anlayamadığı bir dilde yaptılar. Plato onları devletinde görmek istemedi. Türkçenin mimarı Yunus Emre’nin şiirleri Osmanlı döneminde yasak altındaydı.

Peki biz şairler geleceği görüyor muyuz? Gerçekten de birer kâhin miyiz? Kuşkusuz hayır. Ne var ki şair genellikle, belki de çok okuduğundan, bilginin her alanıyla beslendiğinden tarihin birçok döneminde en kültürlü kişileri oluşturmuşlardır. İtalyan Rönesans’ına eşlik eden Hümanizma’yı yaratan onlardır. Hümanizma hareketi olmasaydı ne Bilimsel Devrimler ne Aydınlanma çağları gerçekleşirdi. Donanımlı kişi olarak şair öngörülerde bulunur. Bugün hak ettikleri değere layık görülmeseler de şairler birçok konuda medya uzmanlarından çok daha duru bir biçimde görürler gerçekleri. Unutmayalım, Tanzimat döneminden başlayarak 1950’lere dek şairler gazetelerin köşelerini doldurmaktaydılar. Günümüzde oralarda şairleri pek göremiyoruz. Oysa insanlar bizim yaptığımız dille ticaret yapıyorlar, eğleniyorlar, acı çekiyor ve seviniyorlar. Güzelliği şiir ile tanımlayan bir toplumun çocuklarıyız. Şiirin güzelliğini doğrulayan ama şiir okumaktan kaçınan bir toplum bu, aslında biraz her toplum gibi.

Kimileri şiir büyüsünden arınsın istiyorlar. Anlayamadıkları şey o büyü dilde zaten var olan büyüdür. Şair sözcükleri kazıyarak onları kimsenin o güne dek kullanmayı akıl etmediği biçimlere sokar. Herkesin hissettiği ama dile getirmekte zorlandığı duyguları onlar için biz dile getiriyoruz. Hepimiz önce kendi dilimizin sonra da dünya dillerinin kurucu şairlerinin çocuklarıyız. Onların bize gösterdikleri yolda dile yeni olanaklar sunuyoruz. Şiir dünyanın en eski sanatı olarak binlerce yıldır varlığını sürdürüyor. Sürdürmeye de devam edecek.

Dünya Şiir Günü’nün şiirle dolu olmasını ve iki kuzey komşumuz, iki kardeş halk arasındaki savaşın bir an önce yerini barışa bırakmasını dilerim.

*Yayına Hazırlayan: Şükrü Kırkağaç

*Yayınlanma Tarihi: 13 Temmuz 2026