Raskol’un Baltası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Raskol’un Baltası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2017 Salı

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR


Ahmet İnce, Yücelme (2013, Raskol’un Baltası: 007, Roman: 005, İst., 160 s.; Editör: Burak Fidan, Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan)     

“Yaşantımızdaki ihtiraslarımızın, elde ettiğimiz veya etmeye çalıştığımız iktidarların, misyonların ne kadar saçma olduğunu, çişime sıkıştığım zaman anlıyorum” diyor Veli. “Her şey, idrar kesesinin tüm bedeni sıkıştırmasıyla, o esnada bu boşalmadan daha önemli hiçbir şeyin olmamasını ve adına insan denen aciz bir yaratık olduğun gerçeğini anlamanla alakalı. Evet, bizler birer organik sidik torbasıyız” diyor VV.”


Hayat herkese cömert davranmaz. Cömert davranmadığı zaman da insan, hayatın hayhuyundan ve maddi dertlerinden uzaklaşıp yücelme ihtiyacı duyar. Yücelme, sıkı bir öfke romanı. Urfa’da başladığı cinayetlerle kendine bir yücelme ve arınma arayan Kadri Maraz’ın polisiye kılığına girmiş psikolojik serüveni. Kendini bir adalet savaşçısı olarak gören bir katilin hikâyesi. Yücelme’yi yazdığında Ahmet İnce henüz Suç ve Ceza’dan başka hiçbir kitap okumamıştı ve İgdaş’ta işçi olarak çalışıyordu. İlk kez tanışacağınız Ahmet İnce için bu ilk romanı, tıpkı kahramanı Kadri Maraz gibi yaratıcılık yoluyla elde edilen bir adaletin ve yücelmenin aracı olacaktı. Yücelme, benzersiz bir yazardan benzersiz bir kitap.

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR


Ozan Çınar, Mazgalların Altında (2014, Raskol’un Baltası: 008, Öykü: 002, İst., 160 s.; Editör: Ömer Şişman, Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan) 

“Kumral bir gölge gibi geziyorum şimdi aranızda. Mazgalların altından tabanlarınıza tükürüyorum. Ruhunuz bile duymuyor. Şaşkın adamın çekiciliğinin, ukala kadının davetkârlığının, salonlar üstü sanat muhabbetlerinin, nostaljik zırvaların, kadın-erkek provokasyonlarının, sentetik anıların ve radyoaktif aşkların üzerinde yükseliyor selamım…”


Raskol’un Baltası yeni yazarların ilk kitaplarını yayımlamaya devam ediyor: Mazgalların Altında, Ozan Çınar’ın yazarlık serüvenini daha en baştan izlenmeye değer kılan bir öykü kitabı. Aynı zamanda müzisyen olan Ozan Çınar, alıştıkça insanı saran yalın diliyle, süsten uzak kısa cümleleriyle, kaderi ve benliğiyle prangalanmış insanlar hakkında anlattığı şaşırtıcı ayrıntılarla adeta her şeyin yerli yerini mükemmelce bulduğu grotesk bir müzik cümlesi yaratıyor. “Mikro Öyküler”, “Don Kişot Tramvay Duraklarına Karşı”, “Dım!-Tıs!”, “Nazmi ve Üşüyen Battaniye”, “Aklın Sınırlarında” ve hepsi bildiğimiz dünyayı birden alışılmadık bir yer haline getiren onlarca öykü. Merhaba Ozan Çınar, edebiyatımıza hoş geldin.


Ozan Çınar, Yol Hiç Bitmeyecekmiş Gibi (2015, Raskol’un Baltası: 015, Öykü: 006, İst., 160 s.; Editör: Burak Fidan, Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan)

“Korkuyordun. Müşteri temsilcilerinin üzerinde yapacakları deneylerden ve şehirden uzak, otoparklı, site içi bir evde ölmekten korkuyordun. İnsanlar pencere pervazlarına koydukları son teknoloji çiviler sayesinde istenmeyen kuşlarından kurtulurlarken, sen evde hüzünlü otuzbirler besliyordun. Ormanın kralının aslında fil olduğunu bilmek gibi koyuyordu… Zorlaştırıyordu yani. Sevmeni zorlaştırıyordu, yaşamanı zorlaştırıyordu. Yol hiç bitmeyecekmiş gibi.

Ozan Çınar, ilk kitabı Mazgalların Altında’yla kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanları, şiirle öykü arasında kendi müziğini bularak anlatmıştı. Yol Hiç Bitmeyecekmiş Gibi’de ise alçaklığını doğrularında saklayan insanların öyküsünü anlatıyor. Yıllar sonra geri dönen hayali arkadaşıyla başa çıkmaya çalışan bir adam. Banka soymaya girişen üç şair. Şeytanla yapılan bir söyleşi. Gerçekler sokağındaki sakinler. Ofis çalışanı Ali’nin rüyasındaki harikalar diyarı. Ozan Çınar, her şeyin birbirine karıştığı bir çağda etrafına bakıp yüksek yoğunluğu küçük alanlara sıkıştırarak öyküler içinde kara delikler yaratıyor, her şeyi içine çekiyor. “

5 Haziran 2017 Pazartesi

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR


Hakan Yılmaz, Zaten Hayat Hep Böyledir (2014, Raskol’un Baltası: 011, Roman: 003, İst., 96 s.; Editör: Ali Özgür Özkarcı, Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan)

“Söyleyeceklerini direkt söylemeyi küçük yaşta öğrenmen iyidir,” dedim. Korkular gibi sancılar da tekil değildir, elbet etrafını üzer. Dişlerin dökülmüş, tırnakların morarmış bir halde cehennemden çıkıyorsan arayacak birileri kalsın etrafında. Mümkünse ölümden uzak birileri. Her ölüm cehenneme bir kapı açar.


Kalabalık bir otobüste tutunacak yer aramakla, hayatta tutunacak bir dal aramak arasında bir fark var mı? Kaçımız gerçekten kendi hayatımızı yaşıyoruz? Bize dikte edilen hayatı yaşamak istemediğimizi söyleyip çekip gitmeye cesaret edebilir miyiz? 93 doğumlu Hakan Yılmaz, hayata neredeyse ancak çocuklarda yakalayabileceğimiz o ayrıntı zenginliğiyle bakabilen bir yazar. Bu ilk öykülerinde her gün beraber yaşadığımız, büyük bir bildirileri olmayan, ama günlük olayların içinde kendi gerçeklerini bulmaya çalışan karakterler sunuyor. Üst komşular, anneler kızlar, dedeler torunlar, öğrenciler, dershaneler, babalar oğullar, fena bir adam olmadıklarına karşısındakini inandırmaya çalışan insanlar.

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR


Ferhat Özkan, Logosoloji (2013, Raskol’un Baltası: 008, Öykü: 001, İst., 152 s.; Editör: Ahmet Güntan, Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan) 

“Yüksek Sanat Üst Kurulu’nun (YSÜK) “Edebiyat, üretim ihtiyaçlarımıza karşı faydasız ve tüketime yol açmayan ilkel bir sanat türüdür” açıklamasının, kâbus dolu günlerin başlangıcı olduğunda hemfikirdik. Kalemler tedavülden kalkalı yıllar olmuş, klavyeler yerlerini tüm işlerin butonlarla halledildiği dokunmatik saydam ekranlara bırakmıştı.”


Logosoloji, hem öykü geleneğimizin içinde kalıyor, hem de yazarın coşkun hayal gücünden çıkan fantastik ve bilimkurgu öğeleriyle bizi bambaşka bir evrene sıçratıyor. O evrende ise sıra artık yeniden trajik insan varoluşuna gelmiştir. Katushi M., müzik dosyalarını haplara kaydedip müziği “hapsetmek” ister. Harun Bey’in tıbben büyüyen zihni gün boyu daha fazla veriyle doldurulmayı bekler, yoksa nöbetler başlar. Edebiyattan mahrum bir topluluğun, sözü geri kazanma projesi olarak başlattığı “logosoloji projesi” kanla biter. Daha ilk kitabıyla güçlü bir yazar olduğunu gösteren Ferhat Özkan’ın ustaca kurduğu ayrıntılarla beslenen gerçeküstü ihtimaller. Peki, ya gerçekten her şey öykülerde anlatıldığı gibi olsaydı?



Ferhat Özkan, Yoksunlar (2016, YKY, İst., 88 s.; Editör: Murat Yalçın, Kapak tasarımı: Nahide Dikel)

“Ferhat Özkan’ın öyküleri günümüzde revaçta olan çizginin uzağına düşüyor. Bunun nedeni, yazarın, kullanılagelen öykü kalıplarından, dil ve anlatım biçimlerinden uzak durması; biçim oyunlarının, duygu işlemeciliğinin yapaylığına düşmemesi.

İlk kitabı “Logosoloji”de Özkan bu sıra dışı özelliklerini göstermişti.

Yoksunlar’daki öykülerde günlük somut gerçekler üzerinden, adeta bilimsel bilgi yöntemleriyle insana varılıyor. Ortaya çıkan durumlar, okuru düşünceye dayalı bir ironiyle ve bir dizi kesinliklerle baş başa bırakıyor.

Bir söyleşisinde “Ne anlatırsam anlatayım, insanı ve insani olanı ıskalamayacaktım” diyen Ferhat Özkan, üstünde durulmayı hak eden özgün bir yazar olduğunu “Yoksunlar” ile bir kez daha gösteriyor.

Sınırlarını hiçbir zaman aşamayacağım hayatımda içe doğru bir yol açıyorum. Tünel kazan bir mahkûmum: Kendi hayatımdan, yine kendi hayatıma çıkıyorum.”

4 Haziran 2017 Pazar

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR / Orçun Ünal, Dekadans ve Ölüm


Orçun Ünal, Dekadans ve Ölüm (2014, Raskol’un Baltası: 012, Öykü: 004, İst., 132 s.; Kitap tasarımı: Ömer Ozan Erdoğan, Editör: Ali Özgür Özkarcı)   

“İç organlarına kadar donmuş bu hayvanın karnının içinde küçük, yumuşak ve kaygan şeyler var. Birini tiksintiyle kavrayıp karnından dışarı çıkarıyorum: Doğmak için can atan bir yavru. Feneri alıp ölü yavruyu yakından inceliyorum. Bütün uzuvları oluşmuş. Kapalı gözleri, siyah burnu ve küçücük patileriyle hâlâ yaşıyormuş gibi duruyor. Bütün aradığım bu muydu? Elimi tekrar kurdun karnına sokup aslında aramadığım bir şeyi arıyorum. Tostoparlak duran diğer yavrulara dokunuyorum.


Dört haneli bir köy, rüyada görülen atlıların, karla birlikte kendisini yok etmeye gelmesini bekliyor... Bir profesör, üniversite binasının sessizliği içinde kendisi ile yıllanmış eşyalar arasında bir fark görmüyor... Robin Hood ruhlu bir hikâye satıcısı, hikâye yoksunluğu çeken insanlara, başka insanlardan aldığı hikâyeleri satıyor... Abu Mihran, herkesten birkaç kat daha iri bir diktatör ve üstünde artık çocuk kalmayan diktatörlüğünde yaşıyor... Ölümü icat eden insanlar... Abisinden çaldığı karısının intiharıyla hesaplaşan yaşlı bir adam... Her biri sorularla dolu karakterler, öyküler. Güncelin gerçek sorunlarına fantastik öğeler katarak cevap arayan bir ilk kitap. 83 doğumlu Orçun Ünal, 2006 ve 2013 arasında öldüğünü ve bu öyküleri "in morte" yazdığını söylüyor.”

ALINACAK VE OKUNACAK KİTAPLAR


Banu Özyürek, Bir Günü Bitirme Sanatı (2015, Raskol’un Baltası: 016, Öykü: 007, İst., 112 s.)

“Bir peruğun bu kadar büyütülebileceği kimin aklına gelir. Başlamıştı ve bitmiyordu şimdi. Bir keresinde merdivenlerden de böyle yuvarlanmıştım. Yine kendi dışıma çıkmıştım. Var olduğumu biliyor ama bu varlığa katiyen söz geçiremiyordum. Sahanlığa gelene kadar ne yaptıysam fayda etmemişti. Ne tuhaf, insan tüm o hareketi müthiş bir durağanlık içinde yaşıyor ve düşünmeye bile fırsat buluyor. Ben de yuvarlanırken diyordum ki, bunu neden durduramıyorum…

Kadınlığa dair her şeyden nefret etmeye başlamış bir genç kızın önce heyecanlı, sonra umutsuz, sonra zorunlu bekleyişi. Bir soyunma kabininde geçen utanç dolu anlar. Ruhu ve bedeniyle yaşadığı tuhaf deneyimleri bir benzeriyle paylaşmak için gazete ilanı veren bir kadın. Sutyeninden çorabına her şeyi ince ince hesap ederek, sürekli konuşarak, kendini yanıtlayarak, âşık olduğu adama hazırlanan bir başkası. Anlamları kaybetmiş biri günü nasıl bitirir? Bir insana yalan söylediğinizde ne hisseder? Onu aldattığınızda nereye bakar, neyi görür? Banu Özyürek, duygu prizlerindeki elektrik kaçağından korkmayan bir yazar. Bir Günü Bitirme Sanatı, gerilimi humorla, hüznü safyüreklilikle, alınganlığı neşeyle karşılayan öyküleriyle Raskol’un Baltası’nda.”