Ferruh Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ferruh Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2018 Cuma

FERRUH TUNÇ



  
(26 Ağustos 1958, Gazipaşa / Antalya - )


      1975 yılında Antalya Lisesi'nden, 1981 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden mezun oldu. 1982 yılında ilgili sınavı Türkiye birincisi olarak kazanarak Maliye Teftiş Kurulu’na Maliye Müfettiş Muavini olarak girdi, 1985 yılında yeterlik sınavını başararak Maliye Müfettişi oldu. Uluslararası denetim ve danışmanlık kuruluşu Arthur Andersen’den gelen teklifi kabul ederek kuruluşun İstanbul Ofisi’ne 1987 yılında müdür olarak katıldı. 1991 yılında aynı kuruluşun Ankara Ofisini kurdu ve 4 yıl boyunca yönetti. 1996 – 1999 yılları arasında yabancı ortaklı bir Türk üretim/ihracat şirketinde finans ve idari işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 1999-2004 yılları arasında alanında dünyanın en büyük denetim ve danışmanlık şirketlerinden biri olan KPMG Türkiye’de ortak olarak çalıştı. 2004-2007 yılları arasında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü, 2001 finansal krizi sonrası fona devredilen bankalar ve banka aktiflerinin çözümlenmesinde önde gelen projeleri yönetti. 2007 yılında ortak olarak geri döndüğü KPMG Türkiye’nin 2009 yılında Başkanı ve Kıdemli Ortağı oldu. Tunç, 2016 sonunda aktif iş ve çalışma yaşamına veda etti. 2017 yılında Muratpaşa Belediyesi’nde Mali Hizmetler, Strateji Geliştirme, İşletme ve İştirakler ve Bilgi İşlem Müdürlükleri’nden sorumlu Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Antalya’da yaşıyor; evli, bir çocuk babasıdır.
       İlk şiirleri doksanlı yılların başlarında Adam Sanat dergisinde yayımlandı. Şiirleri Adam Sanat, Broy, Dünyanın Öyküsü, Edebiyat ve Eleştiri, İmge Öyküler, Mecaz, Papirüs, Sözcükler, Varlık, Varoş, Yeni Biçem vb. gibi dergilerde yayımlandı.
       Ödülleri: “Melez  Zamanlar” adlı kitabıyla  2011  Ceyhun  Atuf  Kansu  Şiir  Ödülü  ile  2011 Behçet  Necatigil  Şiir  Ödülü’nü, “Tunç Ayna”  adlı kitabıyla  2012 Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Şehrin Eski Yolcusu (1995, Ümit Yayıncılık, Ank., 96 s.)
& Melez Zamanlar (2010, Sözcükler Yayınevi, İst., 160 s.)
& Tunç Ayna (2012, Sözcükler Yayınevi, İst., 144 s.)
& Bir Cümle Olmaya Geldim (2017, Everest Yayınları, İst., 104 s.)
Kaynaklar:

9 Ağustos 2013 Cuma

Ahmet Erhan'ın Ardından Yazılanlar



Bir dünya muhaciri idi…



“Resimli ‘Ahmetler’ Tarihi”nde kendisini şöyle tanıtıyordu: “8.02.1958. Ahmet İzzet’ten olma, Emine’den doğma. / Boşandı. İslam. İçel. Mersin. Mesudiye ve bir sürü / rakam. Veriliş nedeni. Zayi. Keçiören. Ankara. Nüfus / müdürü adına. Yüzmeyi kırk yıllık seanslarda öğrenen / bir Akdeniz çocuğu kılı kırk yaran bir kırkayak / Oğlunun adını ‘Deniz’ koymayı unutmuyor / Sanki sallanan bir kayıkta en küçük bir dalgada / böğürtüsünden martılar muhacir olacak.”
Asıl adı Ahmet Bozkurt ama, 1976’da ilk şiirini yayımladığından beri Ahmet Erhan olarak bilindi. “Günde üç maç yapılan kavurucu sıcakların altında Adana Demirspor’da Fatih Terim ile aynı takımda epeyce sıyrık bir meşin bir yuvarlağın peşinde” koştu.
Fatih Galatasaray’a deplase olurken, o şiire kesilmiş bir süt kadar buruk yıllar bıraktı ardında... Futbolda değil de at yarışlarında dizginledi heyecanını. Bu yüzden şiirinde sözcükleri duygusallık ile duyarlılık arasında yarıştırdı.
İlk kez 80’li yılların başında Yaşar Miraç’ın gençler adına düzenlediği “Yeni Türkü Şiir Yarışması” nedeniyle mi yüz yüze gelmiştik?
Sonraları, ben Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü için Ankara’ya ayak bastığımda ortak arkadaşımız sevgili Işık Kansu’nun bereketi tükenmez sofrasında mı?
Nadirattan da olsa “beş bin kasa bira üç bin kasa rakı iki bin beş yüz kasa şarap ve konyak ve votka”ya birkaç şişe daha eklediğimiz o uzuuun Ankara gecelerini nasıl unuturum?
İlk şiirleriyle ülkesinin alacakaranlığını ışığa boğdu ve o ışığın meşalesi hiç sönmedi yazdıklarında.
Yetmişli, seksenli yılların genç kuşakları sardunya nasıl açar şiirlerde, çakıl taşı hangi denizi yurt edinir, onun şiirlerinden öğrendi.
Yalnız kiraz mevsiminde rakı içmedi; tufanını alnında taşıyordu çünkü.
Ülkesini anlatırken kendisini de ihmal etmedi. Yaşamına ve yaşadıklarına ayna tuttu şiirlerinde…
Bu yüzden de şiirinin dip sularında kendi özel tarihi ile “sevgili yurdu”nun tarihi iç içe, aynı sayfalarda kulaç atmakta…
Beton kümbetlerden oluşmuş kentlerde kimi zaman bir yılkı atı misali dolaştı; kimi zaman satılığa çıkardı yalnızlığıyla örselenmiş “hasarlı” hayatını…
Müzmin bir muhacirdi. İstanbul’a hicretinden sonra daha sık buluşur olduk. İstanbul’dan kaçıp sevgisine sığındığı Hacer ile Silivri’ye yerleşmişti. Turgay Fişekçi, Erdal Alova ile bir Tekirdağ’a kaçırdığımız oldu, bir başka gün Ferruh Tunç’u da alarak Silivri’ye...
Bana “Baba” derdi, ben ona “Ahmet Abi”...
Gökyüzüne, toprağa ve denize inanırdı.
Şiire inanırdı en çok da…
Kendisine, Ahmet Erhan oluşuna bir de…

Birgün, 8 Ağustos 2013
Refik Durbaş