Serap Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serap Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2010 Cuma

SERAP ERDOĞAN HAKKINDA YAZILAN YAZILAR

SERAP ERDOĞAN HAKKINDA YAZILAN YAZILAR

SERAP ERDOĞAN
HER DEM HER ÇÖLDE
“KAMAŞMA”NIN ŞAİRİDİR!..


Geciktiğimi sanmıyorum. İnsan güzellik ve hakikat dolu bir şiir kitabıyla buluştuğu zaman o kitap hakkında mutlaka bir şeyler yazmak ister, istiyor. Arkadaş Z. Özger’i hatırlamak ister, her zaman hatırlanmalı zaten! Sözgelimi 1998 yıllarına dönmek ister ve Serap Erdoğan’ın ilk şiir kitabı olan ”anıtanrıça“ ya selam çakmak iştahı içindedir fakat derdim bu değil ki benim!..Şairin ikinci kitabı “kamaşma” çıkalı epey oldu. 1 yıl mı geciktim yoksa 1 ay mı? Evet, az önce söylediğim gibi şair ve onun şiirleri sizi hep etkilemişse siz mutlaka bir yolunu bulur, kitabı, şiirleri hakkında yazmak ister ve yazarsınız. O şair öğretmenlik yapsa da, evlense de, çocukları olsa da... Yeter ki şiir iyi bir şairin ellerinden hep tutsun ve şiir şairini terk etmesin!

“ ben kaldım
bir sıkıntıdan hamile “

Elbette şair hem de iyi bir şair olan Serap Erdoğan’dan söz ediyorum. İlk kitabı önümde ve o yıllarda bile bugün anne şair oluşunu görmüş ve söylemiş: “böyle hangi yolun bilgisine yoralım, aşkla anne arasındaki usta benzerliği“... Şairim ve kardeşim Serap Erdoğan’ın imgelerine yetişebilmek için ona şiir yazmak isterdim. O dünyanın kaderine ve kalbine şiir yazmayı ısrarla sürdürüyor. “Titrek bir hayat” la, her yolculuğa akşamın koyu yalnızlığını ekleyerek nasılsa bütün zamanlardan usta bir duruşla geçmiş, kendisi hep kırılmış, incitilmiş fakat asla kimseyi incitemeyecek kadar masumiyetin kalbinde ‘bağdaş’ kurmuş, iyi şiirler yazmak suçlusu bir şairdir. Akşamdan kalma bir keman sesi tavrıyla mı yazıyor, bilemiyoruz. Dünyayı barışa üfleyen, kalbi sahici kılan bir umudun rüyasıyla mı yazıyor onu da bilemiyoruz. Fakat iflah olmaz bir şair gönlüyle yazdığını söylemek mümkün. Sanki sevgili Gülten Akın’ın “düş yaralarını kokladığı evladı” gibi sıcacık yazıyor Serap Erdoğan!

“ yabancıyım yabanım
çeviri şiir etkisi bırakıyor taşra içimde “

Serap Erdoğan’ın şiirleri sanki “karpuz kabuğundan gemiler yapmak “ gibi bir şey. Siz biliyor musunuz ki; esas rüya, esas şiir, esas resim, sahici sanat taşrada başlayacak! Serap görmüyorum, Serap Erdoğan’ı görüyorum, nasıl da şiir, sinema ve hüzün kokuyor her tarafı. Ben Serap Erdoğan’ın şiirleriyle “serapnel parçaları“ gibi delik deşik oluyorum. Şair türkülerimizin dudağından taşıp başka ülkelerin gönlüne konan bir yeryüzü kuşudur öyle değil mi? Cem olanın, Ali olanın, hatta hiçkimse bile olmayı becerebilen bir yalnızlık tablosunda üşümek isteyen bir şair olarak söylüyorum: Renkleriniz sürçerse ressam, kelimeleriniz sürçerse şair diyebilirler size ama asla notaları ve hayatın ritmini şaşırtmamanız lazım! Serap Erdoğan şiirleri ses ve ritmle kendine doğru bükülen, yarılan ve burkulan bir evlat kokusu saadetidir. “Kıyılarından özür dileyerek çekilen bir deniz olmak“ isteyişi “ bu eski şehri çektim dizlerime kadar ” tavrıdır ki; onun melek kokulu evladına yazılan bir mektup olmak için şairliğimden vazgeçerdim. İnanın abartmıyorum. “çizgisiz kağıda düzgün yazabilmek gibi sevdim seni, özenle öyle“ diyen bir şairimizden söz ediyorum. Ki, ben evlat kokusundan parfüm yapacak kadar çok sevdim çocukları, şiiri ve anneyi...


“ sık görülen bir gramer yanlışıdır aşk!
sözün evi soyulur. “

Serap Erdoğan şiirine gelelim. Şiir bilgisi, zekası ve görgüsüyle yazıyor. Kendi içine “kapanık bir mektup zarafetiyle“ sanki, ölüm ve hayat kokan bir ağacın tenine yazıyor gibi, barış alfabesinde dili tutulan ‘uzun bir bekleyiş’ gibi damıtarak yazıyor. Ve okura “kırgınlık atölyesinden “ gönderilmemiş şiir mimarcısı tavrıyla“ yazılmış şiirler bunlar!
“ Bulanık tezgahlarda” dokunmamış, “eskimenin sularında” yıkanılmamış. Bence kullanılmamış bir aşkla yazılmış sahici şiirler yazıyor ve şöyle söylüyor şair Serap Erdoğan: “Kırılmış birer tabletiz aşkın atölyesinde“. Demek ki şiir bu şairimizde “sessiz bir bela” değil...Kısacası “kan sakinleri“ diyor dünyanın bu tuhaf, aksak gidişine... Sevgili Serap Erdoğan “ çeyizinde “manolya“ , “kanında merak“ bulunan sıkı şairlerimizden birisi. Ruhların yırtığını diken, düşleri ”buzul şarkısı“ bir şair...

“ birer tanrı besler herkes evinde
yatak bozan deli su böyle avunur “

Serap Erdoğan fısıltılar şairi mi yoksa? Pul olmuş bir dünyada yazılıp da gönderilemeyen hüzünlü bir mektup mu? Mektupların şairi sanki. “Pul, yaradır kayıp bir mektubun teninde” ve “pul mektubun rüyasıdır“ demiştir ve mektup meleğini kıskandırmıştır.
Yoksa bir hüzün prensesi olmuş da şiirin bundan haberi mi olmamış: “Solardım ya, gül yetişemezdi huyuma“ demesi bundan mıdır? Elbette bu güzel şairimiz övgüyü hak edenlerden. Yazdığı her şiir adresini buluyor çünkü! Şair uzun bekleyişleri sevmez, gelecek sezgisi en gelişmiş olan şairlerdir çünkü! Anlamsız savaşların sürdüğü, kimsenin kimseyi sevmediği bu kötücül, sahte çağımızda bir gün gelir, şairimizin de dediği gibi: “dönüp duran cansız bir lunapark eskisi kalır dünya“... Serap Erdoğan nitelikli şiirler yazıyor ve imgenin kalbine lirik bir edayla sokuluyor. Bireysellikle toplumsallık arasındaki o ince çizginin canını üzmeden, ‘ iyi şiir yazmayı’ itina ile sürdürüyor. Sevgili Vural Bahadır Bayrıl’ın dediği gibi söylersek : “şair olmakla, şair görünmek arasındaki farkı”çoktan kavrayıp, kendi şiirine ciddi bir şekilde eğilenlerden biri olmak çabasını sürdürüyor şair Serap Erdoğan!

“ yüzümde bir ağaç gezdi durdu, bir günah öttü dalında
sen bunlara birer şaka gibi davrandın “

Serap Erdoğan geleceğe kalacak olan şairlerimizden birisi. Çünkü öyle “atlas eskitmek“ kolay değil bu sonsuz şiirin uzayında. “Çınlayan bir Eylül’de fazla durulmaz“ belki ama şiirin o derin ve zor macerasında ısrarla yürünmezse şiir bizi elinin tersiyle iter. Şair söylemiş işte: “ne çocuksuz bir park eskisi “ ne de rüya ilminden emekli“ bir şair olmak lazım. “Yüzümüzü zehir zamanlarla yıkamalı ve “ölerek sağ kalmanın zifir rengini“ anlatmalıyız. “Suluboya tasarlanmış ama pastel yaşanan hayatlara” da söyleyecek sözü vardır şairlerin! Serap Erdoğan’ın yeni çıkan, ki her iyi kitap her zaman yeni kalandır fakat benim yazmaya geciktiğim kitabını “Kamaşma” yı okudum da yazdım bu yazıyı ve yazmaya doyamadım. Evet, sevgili şairim Serap Erdoğan ne güzel ve anlamlı söylemişsin:

“ ev sokağın hayal gücüdür, biliriz

üzgünüz
bir kap su gibi “

“Hiçbir Zamana Sığmayan” adlı kitabından
Engin Turgut

14 Aralık 2008 Pazar

Serap Erdoğan Şiirleri

SERAP ERDOĞAN ŞİİRLERİ

ANITANRIÇA



pembe saydam bir balıkçıl düşü her şey
sezdirilmiş ürpertilerden geçiyorduk
incecik aymazlığıydı şüphemin
durmadan düşen ardıma…durmadan
(d)üşüyordum.
dağılan, çıplak akdeniz solosu; üzgün
ömrü en iyi ölüm tanımlar oysa
yüzümün girdabını en iyi susuşun…
tüm köşebaşlarımı tutan yaralarım var
onu en iyi kıyısızlığın,
yırtık resimler gibi acıyan ellerim bir de…

çıkıp gidiyorum
biçimsiz sevmeleri onarmak olsun bu
tutup geceyi basıyorum utanan yerlerime
unutulmayacak bir anıtanrıça olmasın için…

öyle çok şey vardı ki anlaşılmamışı anlamlayan,
geç sevişmelerin gizil özeti bedenimizde…
yıkık duvarlar gibi bakıyordun
delirmiş cümleler gibi
konuşsan
bir lir sesi çarpacaktı sesine
yalnızlığın çoğul ekleri yoktu daha
daha vardı beklenen renk olmaya
ve kalın bir ıslıktı uzaklığın…

ilgisiz kalsam mendilime sildiğim yanlışa
payın olacak biliyorum
bileklerimde yenilen(en) yaşamda.

“Anıtanrıça” adlı kitabından


ANNESİZ ÇOCUĞUN AĞIDI

Gülten Akın’a

bana yuvarlanan bu boşluğun
şımarık tokalar seçtiği saçları
damlıyor küçük uykularıma
soyağacımda resimleri acıyor

annesi dünyadan düşmüş bir çocuk
tutuşan elleri durdurabilir aklıyla
yalnız parmaklarımdadır hasar
bu annemsiz kreş kapılarını
kim onaracak akşamıma

uykusuna ölüm kaçmış çocuğum
durmadan denerim onu karanlık hayvanlarda
çatılarda anneli kuşlar bağırmasa
anne yaparım bebeklerden ağrıma

birikmek bir çocuk hastalığı değilse
anne, jilet kapmış uçurtma.

Akatalpa, Ocak 2010, Sayı: 121


BU ÇARPINTIYI HANGİ ELLE



En geç hangi eve varır uzağını tutamayan
Hangi elin artakaldığı hangisinin dağıttığı

Memleket işi bir koyulukta
Mor bakışlar yürütürler boynuna
Adamı az bakılmış bir suça kaldırlar

Onların hayreti benimkinden lekeli
Ama silerler, büyük silgileri gökyüzünden

Kalbi keskin bir akıl dişi kemirir
Tırmanarak erkekliğin damağına
Kadını çok silinmiş bir rafa…

Bir üzgün kıpırtının aksanı durur öylece
İçi nara kesmiş gül bıçağı, kendinin tanesi
Huyuna yetecek kadar git biriktirmiştir


Aklımı alsınlar. Israrım orada
Bunu söylemeyi kaldırıyor boyuna
Yaşamayışın baktıkları

Evlere gizli büyütülmüş kızlar dualara dursunlar
Damarlarında gül kalabalığı
Tahmin çukuru hepsinin uykusunda
Onların yası benimkinden fırfırlı

Dururlar yine de
Umulmadık yerlerinden
Acılar yavrularlar…

İzdiham Dergisi, Kasım 2009


CANIN ON DOKUZU



bak buramdan başlıyor işte dünya ağrımaya
geziyor geziyor hışırdayarak unutkanlığımda
kendime gökyüzü yapsam beyazlığından
bir saç ıslak kıvrılır uykuya ve ağustos’a

suç belki de katılaşıp duran bir şeydir
katılıp cümlenin halayına mendil sallayandır
sustuğum olmuştur buna masalarda kalışım
çok kullanılmış bir ad yırtılmaya başlamıştır çölünden

akşam derler yanılmış bir sabahtan başlar ay
kokar dolunay kalıncaya aklımda
şiirdir söz teyelinde harf sökülür iğneden
bir firkete bir canı yaraya dokuyunca


Şiiri Özlüyorum Dergisi / Ocak-Şubat 2009, Sayı: 29


ÇEYİZ



Şair kızların çeyizi de sözcüklü
"sevdim kavuşamadım" motifli
serin nazlı bir örtü.
Ara sıra belki
Ruh da istiyor böyle
Parlak satenlerle telaş telaş dantelalar
giyinmeyi
Çeyiz dili umut dili biraz da
Çünkü orda leke bile nazarlık
Aşkın avlusuna serer dururlar
Çeyizimde manolya.


Ünlem, Ocak-Şubat 2004


ÇIBAN



işlek bir cezadır çocukluk bazen
yaralı tanrıları iyileştirmekle gidilen

her uzak kimlik istiyordu ve tekrar
rengi yok çürük bir besteydi ölüm
siyah kedilerin geçtikleri yerde söylenen
ve çürümeye terk dualardı sevgililer;
-dilerim şehir soldursun seni
ısrarla ve giderek ıslata buruştura..

sonra onlar şüphenin kesikleriyle gittiler,
bir takım otlardan, köprülerden/bulaşarak
gömleklerini ve yanlışlarını babalarına giydirdiler

yokluktan sızdırılmış saatlerdik
yaslı bir geçmişi alır gibi açığa
çürümeye terk sorulardı sevgililer;
-o bekar evlerinin sabırsız tüllerini
kaç isli ayrılık benzetecek
ömrün doğusunu üzen bir çıbana?

anı tozları, billur sözçiçekleri,
tafta şarkılardan yapılan gövden
aynada sürdürüyor şimdi
ölü bir roman kişisi olan seni

çarşılar vermeyecek artık
eve kızan çocukların
vitrinlere düşürdükleri tanrının gölgesini

hayal çöktü, su aşındı içimde
korkarım
acı çamaşırıma geçecek..

“Şiir 2000, E Dergisi eki”


HAMİLE


avluları odalardan geçiren duvardı, buradaydı
tutup saçlarımda esnemişti akşam
bu iyi gelmişti saatlere öğle sonlarına
kimi sigaraların dumanından sayılmıştı
içlerinde çığlık besleyen akşamlardandı
bilmediğim bir aralıktan
durgun kokularla dolanmıştı

kanımda bir merak bulunmuş bugün
bir damardan bir menekşeye geçerken, sonra
yarılmıştık ya toprakla beraber
bir ağacın kalbi denese; yeşil..

ne zaman kaldırdım o ruhun yırtığını
gördüm aktığını, dadandı etime
sessizce öğürünce, o büyürmüş bi’yerlerde
hiçlik kıskanarak seyredermiş: korkunç mucize

her kadın kendi yarasıyla döllenir
sudan koparılmış bir yapı döner içinde

ben kaldım
bir sıkıntıdan hamile..


KALAN


Bir akşamı saçmaktan yorulur insan
Örtülere okşanmış koyulukları dinlemekten
Bir yalanı kalmaktan anlamaktan çürümeyi
Kara bir tadı demlemekten uykusuzluğa yorulur


Başladığı her vakte eski durur
Aşk usanmanın taşırdığı
Durmadan bir rahleye yanlış açılmış
Birinin yaşamasına içinden sandallar uzatsa da
Kendine boğulan seslerden olmuştur

Eksik söylenmiş bir kızlıkta kalabilir insan
Bir yanlış göçü gitmekten, acıtmaktan göğünü
İncecik değerken öldü sanabilir duvarlarını
Böylece eğriliği saatlerin tuhaf gölgeleri artık


Tutula tutula yıpranmış bir ay’dır aşk
Gezer ıslanmış taşlıklarında Türkçenin
Balkonlar kadar görülür bir şeydir ağrısı
Ama konuşurlar üstüne memur ağzıyla
Daha denmez bir elin yanında bir elsizlik yazık

“Dize Aylık Şiir Seçkisi, Sayı: 158, Aralık 2008”



KİMSEM


Bana yeni bir aşı bul, yorgun dallarıma
Ben bu avazda yüzümden oldum
Uykulara bağıran resimlerdi duyduğum
Çeşmelerden korkunç şeyler akacaktı bekledim
Şişmiş ölü kurbağalar döküldü çocukluk belleğime

Camlarına değiyorum gece olunca
Beni sayıkla, beni kendine kapa,
bazı kabuslar rüyaya yeğdir,bunu sakla
bağlıyım korkuna karanlığımdan

Küflü bir hafıza kanıyor kovuğumda
Bana ad ver,, zehir tırmansa da uykuna
Durmadan rüyalanan ellerini değiştir kabuğuma
Sular ve odalar aynı alfabenin dilsizidir

Eskimiştir sorulmaktan bazı meraklar
Bozuk ayetler tamircisi bir usta
Yanılmış çaputlar bağlıyor aklıma

Bana kokla, gör bana, sorma
Körpe bir gurbet yetiştireyim ben de sana

Bir ağaç bazen benzer allaha



KUL / LUK


yüzümde bir ağaç gezdi durdu, bir günah öttü dalında
sen bunlara birer şaka gibi davrandın
ben gitmek dedikçe, kal diye bağırdı camilerde adamların
hangi cezadan firardık ki, böyle aşk diye bi’ şeye başladın

ruhumda bir saat işliyor tanrım
beni akşamın en pişman yerine işliyor
durup hayretler dolduruyorum içine, haberin olsun
ben söyledikçe susmayı öğütlüyor bi’ takım kulların

hep yanlış donattım kalbimi evet
yaratmakta olduğun bir yaraya hazırlanıyorum
benim de yasak bahçeler çevriliyor içimde
sesimin tellerinde gecikmiş ahret..
bakarsın kir susar, taş bağırır
benden dünyaya taşar dinlenmiş günahların

sen soruyu sevmezsin, bağışla tanrım
sahi, var mı senin de buraya doğru avuçların?



ORTANCA


balkonda açıp mutfakta solduğum
annesi ve kadını olduğum
sönmemiş kireç kuyusu

artanıyla boynumun böyle ışıklara
saatleri doldurup aktardığım akşamlara
uzandım ve uçtu kiremidi inandığımın

yeşil bir alışkanlığım saksıma
yorulacak bir rüya kalaydım uykunuza
yol diyecektiniz alnımdan budanana

kalmakla toprağın avucunda bir ev süsü
gitmekle saçıldığı yere tohumlarımın
gölgelerin izin verdiği kadarım

duyarım
geçer rengimden tıkırtıları hayatların


Mühür/2009


PÖRSÜYEN



…ankara’yı izmir’e bağlayan devlet
anıyolu’nda olası tüm kazalara…

göndermekle dinmeyecek mektup yırtığı sesimde
sessizlik kent çabuğu bir makasla
dokunsun diye pas hızında diline.
içimin bülteninde yüzün koyu bir manşet…

ses “bekleme yapılmaz” haliyle
dökülünce bir ucundan asfalta
boşlukları iyi değerlendirilmiş
kağıtlar gibiyim elinde…

tersini kullanıyorum susmanın
dokunmayı tersinden başlatıyorum mektuplara
yazarken hep birlikte kokacağız demek
rengini silgilere bekleten yanılma akşamlarına…

şehirler böyle de kapanır adına
keskin bir zarf ağzı
bulunca tut/kal…

elyazını taklit eden
tiz bir vedayı çürürüm ben
yaşamın buz olarak kırıldığı yerde…

pul, yaradır kayıp bir mektubun teninde…

“Şiir Odası, Sayı: 4, Nisan 2000”



ŞANGIRDAYAN YANLIŞLAR



bir tek dura dura sararmış
keskin unutuş kalsındı,
geçilsindi hızla
buruşuk sabahların üstünden

ne zaman
çitlerini geçmek istesem yüzünün
öpülmüş oluyordu mutlaka
nefesi solunmuş binlerce kez
yokuşlar besliyordu omuzlarında, dargınlıklar
günün saçları kısalırdı da
bağıramazdı ellerini saat iki buçuklar
akşam dudakları uzardı lambaların
yine de öpemezlerdi koşullanmış tıpkı’lığı
leke olmayacak kadar büyüktü karanlığımız.

ıslak bir tanrı fotoğrafıydı zaman
rastgele bir tabutluk acısı,
fırlama halinde yapışan ceset kokusu
esirgenen sabahlara.
gördüm ki
eksiksiz bakmak birikmiş iki yanlışa
nefrete düşmenin biçimleridir
sonra derimizdir ihaneti bildikçe büzülen.
artık bütün bitişlerin doygun hıncıyız
şangırdayan yanlışları aralıksız tekrarlamak…
çünkü aşk!

“Anıtanrıça” adlı kitabından


UNUTKAN DOKU



En uyumlu mevsime atardı
Saçının bol kederli urganını
Henüz edinmiştim bu birbaşınalığı oysa
Ben her yolculuğa akşamı ekledim
Sesimin unutkan dokusu bundan kırıldı
Büyük harflerle keserken yolumu italik zaman

Uzak da yorulur uzak olmaktan
İhanet ağrılı yüzünden anlarım
Çiğnediğim yasalarla sınırlı nasılsa hayat
Nasılsa hangi sokağa çıksam yasak avuçların nemi
Yassılmış saatlerinden tanımak günü
Tumturaklı anılardan geçerek; bilenmiş

Kaldırımlar kaldırmaz mı dersin
İki kişiden bir olmanın suçunu
Üzünç ağacıyım; caddeyi bölen
Hep açık bırakıyorum kentlerin kapılarını
Açık kalıyor ömrün üstü nedense
Aşksa sürekli misafir yüzünde,
Benzeyip dururken fotoğraflar şiire

Fakat bulurum açıklarında yiten sorunun im’lerini
Bir ayrılığın orta yerine bağdaş kurarım
Çıplaklığın epeyce kararlı üstelik Yeniden sorumlu olurum
Üstünü çizdiğim sözcüklerden

Seni acele yaşayıp
Usulca anlattım kendime

Düşlem dergisi, Sayı: 12, Nisan 1998


UNUTUŞUN KANATTIR

O kuşu rüyada uçtun mu sahi
Unutuşun bile kanatır seni
Bu göğün tattığı ilk ihanet  olacak
Bi’ kanat mıyım orda
Küf miyim tüylenmiş
Yarığında kalbinin biriktir onu.

Bak ağırdır uykusu suyun
Dilin de yarası öyledir elbet
Aksanımı ona uyduracağım
Bu kent elbet dökecek beni
Bağışlanır bir yanımı genişletip açacak
Sen pencere önlerinde üzgün turuncu…

Sıkı bir düğüm vardır elinde
Seyrine yer ayırt
Gözündeki zehrin
Hem bakma bültenlerin intihar dediğine

Aklımın cenazesi
Yarın senden kalkacak
                                
Dize Dergisi, Sayı: 132, Ekim 2006
“Efsunkâr” adlı kitabından





SERAP ERDOĞAN









(13 Ağustos 1975, Ankara - )


             İlköğrenimini Ankara ve Yozgat’ta, ortaöğrenimini İzmir Namık Kemâl Lisesi’nde tamamladıktan sonra Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdi. Seslendirme ve metin yazarlığı yaptı. Çeşitli radyolarda şiir başta olmak üzere sanat içerikli birçok radyo programını hazırladı ve sundu. Şimdilerde Ankara’da öğretmenlik yapıyor ve şiir çalışmalarını burada sürdürüyor.
      Şiirleri ve yazıları Akatalpa, Bahçe, Deliler Teknesi, Dize, Düşeyaza Edebiyat, Düşlem, E, Edebiyat ve Eleştiri, Hayâl, Hayvan, İnsan, İzdiham, Kavram Karmaşa, Kül, Kül Öykü, Mozaik, Mühür, Öküz, Palto, Poetik’us, Sincan İstasyonu, Sonra Edebiyat, Şiir Odası, Şiiri Özlüyorum, Taflan, Uç, Ünlem, Varlık, Yasakmeyve, Wesvese vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.
Ödülleri: “Kamaşma” ile Sağlık Emekçileri Sendikası Şiir Ödülü’nü,  “Anıtanrıça” adlı dosyasıyla 1998 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nü,  aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Anıtanrıça (1999, Mayıs Yayınları, İzmir, 72 s.)
& Kamaşma (2004, SES Yayınları)
& Efsunkâr (2012, Kanguru Yayınları, Ank., 60 s.)
       Çocuk Kitapları:
& Öpücük Balıkları (2013, Mühür Kitaplığı, İst., 48 s.)
& Babası Çizgili Kedi (2013, Mühür Kitaplığı, İst.)

* Serap Erdoğan'ın izniyle yayınlanmıştır.