11 Şubat 2013 Pazartesi

Gökçenur Ç.'den Şiirler






Ben Bir Ağacım Diyordum İçtiğimde Sana

1- Ne zaman sana yazsam üç gün orda kalırdım.

2- Sen orda ekşi erik yesen benim burda dişlerim kamaşır derdin,
tipide bir ıştın kadar titrekti elyazın.

3- Kıpkırmızı rakılar içtim ben, sarı rakılar içtim, sonra sana yazdım,
masmavi rakılar içtim.

4- O bir kar gülü dedim seni kastederek yele, Zelve’de bir yeraltı şehri,
bir kemanın en gergin teli, tatlı şarap, rüzgârın ansızın yön değiştirmesi

5- Ben bir ağacım diyordum içtiğimde sana.

6- Sözcüklerdi işim gücüm gecesiz evren tasarımı.

7- Yazdıkça dünyayı var ederdik seninle.

“Sırtında Bunca Sözcükle” adlı kitabından

Dünyadayız, Dil De Dünyada, Ne Güzel Herkes Burada

 

1-Sabah bir musluk gibi tıslıyor.

2-Anlattıklarında boşluklar var diyorsun, diyorum rüzgâr,
      uyandı omzundaki şal, düğüm mü, delik mi danteli oluşturan?

3-Bir atmaca gölgesi gölgene çarpıyor, sen de atmaca da farkında değilsiniz bunun,

4-Bana gelince daha çok bir tabure olarak düşünmeyi seviyorum kendimi.

5-Öyküsü olan şeyler yazdım, öykülerini anlatmadan.

6-Dünyadayız, dil de dünyada, ne güzel herkes burda.

7-Saçlarımı çözüp tarasan ölü arılar dökülecek üstümüze başımıza

“Sırtında Bunca Sözcükle” adlı kitabından


Masada Darmadağın Hermes


1- Gün denizden doğuyor. İstanbul’dan ısmarladığı kitapları bırakıyorum masaya.

2- Ev. Odada darmadağın harfler sayılar, yerde kara bir f, kırık bir “

3- Daktiloyu düşürmüş dizinden yere. Masada darmadağın Hermes.
    Öğle, Peru’lu bir diktatör.

4- Bu sıcakta yazılmaz zaten diyor. Yazmak o cehennem...
    Güneşin gücünü aşar dilin gücü .
    Zehir z ile yazılmasa zakkum cehennemi getirmezdi akla.

5- Gece, ısırgan rakısı, Dağlarca’nın kullanmadığı sözcükler, Mallarme, Paz,
     bir şeyin varoluşu kanatsız, kara. Kayıt cihazını duraklatıyorum.

6- Şiirlerimin sizinkilere benzediği söyleniyor diyorum. Dışarıda bir köpek
    bir kediyi ağaca tırmandırıyor. Zaman dar.

7- Okudum diyor. Benziyorsa iki kar tanesinin birbirine benzediği kadar.

“Sırtında Bunca Sözcükle” adlı kitabından

* Şiirler, Gökçenur Çelebioğlu'nun izniyle yayınlanmıştır.
 

Gökçenur Ç.'den Şiirler





Söz’e Mezar

“Bütün bu kâğıt dağını
sobada yakmalı.” dedi adam
tavan arasından kollarında
bir koli kitapla inerken

(ikinci el bir kitaptır aşk  
diye düşündü ayrıca, kışın, taşlarını ayıkladığı
bir tepsi pirinç gibi dağıldı kardeşlerim,
derleyelim ölüevini, yakalım ölüden kalan ne varsa
yüktür yalnız yaşlanmış babanın sayfaları
ısırarak aldığı notlar,
yazarken anlamın andını aradı,
okuru korumalı bu çıldırtan çabadan

ikinci el bir kitaptır aşk
diye düşündü ayrıca)

kadın, yere düşen defteri
açıp okumaya başladı

“Söz’e Mezar” adlı kitabından


Yaz Sayısı (aşka sözü bulaştırmakla suçladılar bizi, deniz,
kumun günlüğünü temize çekiyor)

İşte yine buradayım, otların büyümeye acele etmediği bu yerde

Burada yazmak, rüzgârın dört sözcüklü diline çalışmak
aşınan taşlara bakmak, deniz kabuğu toplamak
bir yarayı kaşımak, bölünmeyi önlemek,
sandalı hazır tutmak, uyumak, uyumak…

Burada, iyi şiirler yazdım bir zamanlar
iyi şiirler ki ıslak otların arasında eşinen atlar,
rüzgârla çarpan bir kapı, duru yaz göğü, bir çekiç
bir çaydanlık, yağmurda ıslanan koyunlarla dolu bir vagon
ve her şey gibidir

Sabahları uzun yürüyüşlere çıktım,
balıkçılarla takıldım, yeni sözcükler
öğrendim ister istemez, havaya bakıp
bozacak dedim, bu nasıl yazsa
sonumuz hayrolsun, akşamları
balkonda yıldız rakısı yaptım,
bir şeyin dönüşmesi, bir alışkanlığa
istemeden…

Kötü şiirler de yazdım ve öğrendim
kötü şiirler ırmağın daraldığı yerde bir ağaç
rüzgârla çarpan bir kapı, duru yaz göğü, bir avuç çivi
bir konserve açacağı, dağın gölgesinde bir ağıl
ve iyi şiirler gibidir

Burada yazmak, kendini alışkanlıkların akışına bırakmak
zamanın imzasız bir mektup olduğunu varsaymak
Uyarı: Yağmur diye uzun bir şiire başlamak
temiz çarşaflara uzanmak, yastığına sarılmak
ve içerden gelen daktilo sesinin
tıkırtılı ırmağına gömülerek uyumak

Güneş yarın başka sözcüklerin ardından doğacak

“Söze Mezar” adlı kitabından
 


10 Şubat 2013 Pazar

KAR / AHMET MUHİP DIRANAS



KAR

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Ahmet Muhip Dıranas

ANNEM / AHMET ADA



ANNEM

Bir güvercindi annem
Ahşap evin serin avlusunda

Ayak bilekleri ak, topukları düz,
Öldüğünde ılıktı süt kesiği bedeni

O gün yitirdi rüzgâr ayakkabısını
Kapının önünde çıkardığı
Bir terlik verdik ayağına
Dua edildi

Annem güleç bir sabahtı uyandığımda
Parmaklarının ışığıyla hazırlardı kahvaltıyı
Haylaz tin, denizin köpüğü,
Bendim tek dişlediği elma

Kuş olup uçmak da vardı ya
Susunca çoğalmaya başladı annem
Parmak uçlarından


Ahmet Ada