13 Temmuz 2008 Pazar

Derya Önder'den Şiirler

Derya Önder'den Şiirler

OTUZ YAŞ İÇİN

baharı müjdeliyor çocukların kuşdili
intizarla eğiliyor yaprak yüklü dallar

bir tek güneş kalıyor eskimiş kadifeleri okşayan
sıyrılıyor geceden gökyüzünün örtüsü

somon rengi bir gülle çiçekleniyor bardak
yatağın telaşı ilk
sonsuza kapatmış gözlerini zaman

kadınlar bahçeye çıkıyorlar yarı uykulu
çıplak bileklerinde sedef gürültüsü bileziklerin
uğurluyorlar gideni ev yalnızlığıyla
yalınayak izleri ters dönmüş sıkıntının

otuz yaş birden çoğalıyor tekrarın üzüntüsü

“Akasya Telaşı” adlı kitabından, 2008, Digraf Yayıncılık
Derya Önder


NİSÂ


martılar düşse denize düşer
kıvrak bir rüzgâr savurur her şeyi

belki de unutmaktan yapılır aşk
unuta unuta derinleşir çizgiler

işte yazgının kesik elleri
kanlı parmaklarıyla dokunuyor zamana

ah nisâ!
nereye döner insan yalnız kalınca

sen aynanın kırılan parçası
olduğun yeri gösteriyor hayat
başımı döndürüyor bensiz dönen dünya

uç veriyor sessizlik

yağması bu anıların!

yerle bir şimdi kalbim
iki nisan arasında

“Akasya Telaşı” adlı kitabından, 2008, Digraf Yayıncılık
Derya Önder


* Derya Önder’in izniyle yayınlanmıştır.

12 Temmuz 2008 Cumartesi

Onur Caymaz'dan Şiirler

Onur Caymaz'dan Şiirler

ACILARDAN BİR ABLA

gökyüzü ablam olur bulutlu
saçlarını papatyalarla süsleyen
suskun mektuplar alan
hırkalar ören çay demleyen

bir korkuluktur çocukluğum
durur aşkların yanmış bahçesinde
içinde hep korkuların durduğu

elimden tutup
sinemalara gider ablam pazarları
kimi askerlerle bakışlarının çarpıştığı

buzlu camdan kış sabahları
dışarıda yalnız evine dönen
meyhane adamları
bulamam evimin yolunu
pencerede ablam olur

beraber büyümek sonudur
zamanı birlikte geçen çocukların
babamdan gizli cigara içip
avucunda söndüren gül rengi

acılardan bir ablam olur

“kâh ve rengi” adlı kitabından

TANGO DERSLERİ

1.
tango öğretirdim gramofon bir zamanda
gümüş iğneli rozeti kalbine batan
pikap başladı mı durmaz bir cızırtılı dünya
çay vakitlerde sarmaşıklarla konuşan
yarası kanırtılmış gözlerime bak da anla
geçmeyecek şeyler var aramızda

2.
tango öğretirdim ellerin ellerden aktığı
ipek bir tramvay teninin yağmurlu raylarında
son durağı hiç olmayan bir bulvar
yalılarda usulca kan öksüren kadınlar
tek sayfalık ermenice bir hüzün marmara
en eski gazete piyano akşamlarım olurdu
içini yakan bir mumdan sevgilim
parmaklarımdan kaçıp döndükçe

3.
yenilmiş ordularıma bak da anla zorunlu savaş
senden bana akan bir şey aramızda
tango öğretirdim adım eski şarkı
kar yağardı sobasız öğretmen aşklarıma
uzun hikâyeydi her şey kimseye anlatmadım
tango öğretirdim yarım bir zamanda

4.
gözlerim bir atın tozduman ettiği yollar
albümlerden çıkıp gezinirdi boğdurulan paşalar
tango öğretirdim çamlıcada bir köşkte
dans hep tümleçti sevmek ayrı yazılan bir ek
soyunsa sevgilim istanbul gözlerimin önünde

5.
tango öğretirdim geçen hevesler değildi gençtim
yüzlerdi evlerdi içkilerdi küçüktü işte hepsi
gömleğim tenime sığmaz hüzün bir zamanda
ansırım bir gün sevgilim ıpıslak öptü beni
yürüyerek kırık bir köprüden geçtim

tango dedimse anla bir sezindi yalnızca bir ceren
kırmızı çiçekler sunularak edilmiş bir lütuftu
belki tango
yapamadım ki hiç
ağlardım her şarkıda

“kâh ve rengi” adlı kitabından


MESUT DİYE BİR KANARYA

mesut diye bir kanarya vardı çocukça bir şeyler
gece vapurlarında ağlayarak mehtaba bakan
bir evi terk edip giderken pencere önlerinde
sarmaşık diye bir çiçek vardı ne bileyim
çok özleyince hapishane demirlerine sarılan

mesut diye bir kanarya vardı hüzünlü bir öyküdür
göğe ağan saçlarıyla dağılmış bir şehrin
şiir yazan bir çocuğun yüzünde ince
hiç öpülmedik dudakları vardı gülgün
yağmurda serinleyen yaz taşları ikindiler

mesut diye bir kanarya vardı yoksul bir şeyler
eski alfabelerden solgun birkaç harf
yazıldığı gibi okunmayan aşkın lisanından
ırmak gibi nergis gibi sabahları sevişmek gibi
olur olmaz aklı yerinden uçuran

benim eski dostumdu sigaradan öksüren
simitle çayı seven seninle tanıştırdım
balkonlarda unutulmuş susam kırıntıları
hiç sevinmemiş bir kız vardı elleri güz
çok üzülünce usulca giden bozgun iskeleler

mesut diye bir kanarya vardı sonra
sonrası şıkır şıkır bir şeyler

Bak Hâla Çok Güzelsin” adlı kitabından

ÇOKTAN BİR AŞK ŞİİRİ

en çocuk sesini anımsadığımda şimdi
sen çoktan bir bahar sabahıydın hiç uyanmadığım
nasıl da usulca okşardın üzülmüş perdeleri
denizsiz bir şehirde balık kızartırken annen
biliyorum şaşkın gözlerinde yeni taşınılmış bir ev vardı

ben o evin balkonunda yazdan kalan
bir rakı şişesiydim

bir harf olduğunu sezdiğimde yüzünün
sen çoktan söyleyemediğim bir aşk sözcüğüydün
kahveyi getirene kadar uyuduğunu hatırlıyorum
uyuduğunu yüzüne düşen kar aydınlığını gecede
mavi hırkamla üstünü örttüğümü biliyorum anıların

ben o anıların soğuğunda ampulü patlak
bir sokak lambasıydım biliyorum

bitmesi beklenmedi hiç radyodaki masalın
oysa sen çoktan bir aşk şiiriydin henüz yazmadığım
ağlaman beklenmedi hiç savurman boynundaki kuşları
temmuzdu evden kaçmıştım yağmurlar yağmıştı yalnızca
beraber gittiğimiz meyhanenin hüzünlü bir garsonu vardı

ben o garsonun önlüğünde koptu kopacak
bir sarı düğmeydim

en eski lise defterinin arasında şimdi çerçeveli
sen hep kaldığım bir derstin hiç bir notun kurtaramadığı
parasızlıktan değil bir yaz sabahı erkenden
otobüs duraklarına küskün biriydim hep yürürdüm
okul bahçesinde diz altı gri eteğinle bir fotoğraf

ben o fotoğrafta arkada duran ağaçtan düşmüş
bir savruk yapraktım


Şiirli Çıkın Şiir Seçkisi, Mayıs 2002
“Bak Hâla Çok Güzelsin” adlı kitabından

İNCİNDİ LEYLA


postacılar suçsuzdur kıvrılan sokaklarda
bütün suç mektuplarda
mektupların yazıldığı duvar kâğıtları odalarda
üzgündür açılan çekmeceler kapanan kapılara

aşk gibidir bir kelebeğin sözleri
ipekten ve beyaz suçsuz balkonlarda
yatmadan önce toplanıp paylaşılan yıldızlar
yüzüm siyah beyaz gece fotoğrafları
aşk gibidir çizik bir pikabın takıldığı yer
satırlar yazdıkça kıyıdan uzaklaşan gemi

yalnızdır bazı korolarda hatırlamadığı yerde
ağız oynatanlar papyon fondan çikolata
sepya müzik öğretmenleri…
kulağı çekilmiş çocuklar suçsuzdur
bütün suç karışık okul şarkılarında

renkli ampuller gibidir tellere serili
kimi yazlara sararmış telgraflar çekilir
biraz uzun favorili cazbantlar
kiralık salon kuru pasta ılık limonata
anılarda kalmış bir kan kardeş alamanyadan
kısık olur öksüz damatların sesleri

ne Mecnun ne de Leyla suçludur bir aşkta
bütün suç kokularda kokular rüzgârda

olur şey değil bahar vakti içimde bir sızı
kaç yaz geçti kaç salıncak bomboş dallarda
lokantalarda solgun sokaklarda terli bir adam
üzüldüm hep bir masanın bile ayağı kırıksa
olur şey değil ama oldu bütün yüzler eski yazı
içimde bir kitabın ilk basımı

çöl de kırgın deniz de yağmur da
çok özledi Mecnun incindi Leyla

“Bak Hâla Çok Güzelsin” adlı kitabından

BİR GÜLÜŞÜN TARİHÇESİ

I
gülüşün
deniz kıyısı boyunca kuşlar
atılmamış tebrik kartları

bir hasta doğrulup yatağından
ilk kez sevinçle su içiyor

neler var bilmiyorum
gülüşünün değdiği yerlerde

II
gülüşün
ne garip ayrılığın bile adı oluyor
ay ışığında salıncaklar

yanarak düşen yıldızlar var onda
kumlara devrilmiş mavi bisiklet

tenha kasabalarda gün batımları
çok uzaklara gitmeleri söylüyor

gülüşünde
açık bir sayfa usulca ürperiyor

Yazılıkaya Aylık Şiir Yaprağı, Eylül 2006, Sayı: 9

*Şiirler Onur Caymaz'ın izniyle yayınlanmıştır.

ONUR CAYMAZ


(1977, İstanbul - )


       Şair ve yazar. Saadet Hanım ile Tülay beyin oğlu. Nilüfer Hatun İlköğretim Okulu, Maçka Teknik Lisesi Elektronik Bölümü ve Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektronik-Bilgisayar Bölümü’nü bitirdi. Üniversite yıllarında tiyatro ile uğraştı. İki yıl öğretmenlik yaptı. Askerliğini Van Erciş’te yaptı. Şiirleri Fransızca, İngilizce, Arnavutça, Ermenice gibi çeşitli dillere çevrildi.
       1991 yılında şarkı sözleri yazarak yazı hayatına başladı. 1994 yılında Show TV’nin düzenlemiş olduğu ‘Pop Show 94 Beste Yarışması’nda Özlem adlı şarkı sözü yedeğe kaldı. 1995 yılında Altın Güvercin Müzik Yarışması’nda aynı şarkı sözü yine yedeğe kaldı. “Paldır Kültür” adlı özel tiyatro ekibiyle “Duvarlar Yıkıldıktan Sonra” adlı bir pop opera sahneledi. Bir reklam ajansında düzeltmen olarak çalışıyor. Bilgiişlem, internet tasarımı ve programcılık ve editörlük yapıyor. İstanbul’da yaşıyor. Düzenli olarak Birgün gazetesinde yazıyor.
       1992 yılında şiir, 1996 yılında öykü yazmaya başladı. İlk şiiri üniversitede çıkardıkları “Adım” dergisinde yayımlandı. Şiirleri, öyküleri, yazıları ve söyleşileri Ada, Adam Öykü, Adam Sanat, Ağır Ol Bay Düzyazı, Akatalpa, Akbük, Bahçe, Başka, Birgün, Birgün Pazar, Budala, Cumhuriyet Kitap, Çevrimdışı İstanbul, Çıkın, Dünyanın Öyküsü, E, Edebiyat Eleştiri, Eşik Cini, Express, Fil, Hasta Eşekler, İmece,  İmge Öyküler, Kaçak Yayın, Kafa, Kavram Karmaşa, Natama, Notos, Öküz, Öteki-siz, Öykü Teknesi, Özgür Edebiyat, Pencere, Poeikus, Radikal, Radikal Kitap, Rüzgar, Sarnıç Öykü, Sincan İstasyonu, Şiir Oku, Şiirli Çıkın, Uç, Varlık, Virgül, Yasakmeyve, Yazılıkaya, Yurt Kültür vb. gibi dergi, gazete ve eklerinde yayımlandı.
Ödülleri: 1999 yılında Gençlik Kitabevi’nin açtığı yarışmada “Hayalperistanbul” adlı hikâyesi birinci oldu. “Kâh ve Rengi” adlı dosyasıyla 2000 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü, “Nokta” adlı öyküsüyle 2002 Haldun Taner Öykü Ödülü’nde İkincilik Ödülü, “Bak Hâlâ Çok Güzelsin” adlı kitabıyla 2005 Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, “Sanki Yarın Nisan” adlı kitabıyla 2006 Naim Tirali Öykü Ödülü’nü, “Pervaneyle Yaren” adlı dosyasıyla 2011 Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiir Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Kâh ve Rengi (2000, Hera Şiir Kitaplığı, İst., 72 s.)
& Bak Hâlâ Çok Güzelsin (2004, Doğan Kitap, İst., 76 s.)
& Yaz Tarifesi (2009, Metis Yayınları, İst., 73 s.)
& Pervaneyle Yaren (Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiir Ödülü’nü aldığı dosyaya eklenen şiirler ile “Bak Hâlâ Çok Güzelsin” adlı kitabının birlikte basımı; 2013, Tekin Yayınevi, İst., 144 s.)  
& Pervaneyle Yaren (2015, Kırmızı Kedi Yayınları, İst., 88 s.)
       Öykü Kitapları:
& Ezilmiş Leylaklar Kitabı (2003, Doğan Kitap, İst., 228 s.)
& Sanki Yarın Nisan (2005, Doğan Kitap, İst., 201 s.)
& Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri (2008, Sel Yayıncılık, İst., 166 s.)
& Gece Güzelliği (2010, İletişim Yayınları, İst., 174 s.)
& Hikâyeden Çocuk (Seçki; 2011, İletişim Yayınları, İst., 240 s.)
& Gökyüzü Sineması – İki Film Birden (2012, İletişim Yayınları, İst., 243 s.)
& Herkes Yalnız (2015, Kırmızı Kedi Yayınları, İst., 168 s.)
       Romanları:
& Seni Hatırlatan Yıldızlar (2004, Doğan Kitap, İst.)
Kaynaklar:

*24 Şubat 2016 tarihinde güncellendi.




ÇİÇEKLERDEN BİR YAZ AKŞAMI

eski bir kızdır ve her şey böyledir
bir körfez umudu keser hep
gemilerin yok saydığı bir denizden
kör bir çiçekçi kızdır
toplar rengini hiç bilmediği bahçelerden
kendini toplar hep çiçektir sapına kadar
sunar dünyaya bize ve görmediği her yere
kör olmak ölmektir biraz da

açtığı bütün kapılardan okyanus
kapanan her kapıdan hüzün tango
basamağı kırık her merdiven gül
her yalnızlık sarmaşık
sarılır sardıkça öpüşür her gece
sesinden yüzünü okşadığı bir garsonla
limanda balık tutar çocuklar sabahlara dek
aslında onlar mı balığı zaman mı onları
kim bilir

bir kızdır her vapurda biraz acınan
ve serin bir yaz akşamıdır hep dışarıda
serinlikten başka bir şey anlamayan

“Kâh ve Rengi” adlı kitabından

MESUT DİYE BİR KANARYA

mesut diye bir kanarya vardı çocukça bir şeyler
gece vapurlarında ağlayarak mehtaba bakan
bir evi terkedip giderken pencere önlerinde
sarmaşık diye bir çiçek vardı ne bileyim
çok özleyince hapishane demirlerine sarılan

mesut diye bir kanarya hüzünlü bir öyküdür
göğe ağan saçlarıyla dağılmış bir şehrin
şiir yazan bir çocuğun yüzünde ince
hiç öpülmedik dudakları vardı gülgün
yağmurda serinleyen yaz taşları ikindiler

mesut diye bir kanarya vardı yoksul bir şeyler
eski alfabelerden solgun birkaç harf
yazıldığı gibi okunmayan aşkın lisanından
ırmak gibi nergis gibi sabahları sevişmek gibi
olur olmaz aklı yerinden uçuran

benim eski dostumdu sigaradan öksüren
simitle çayı seven seninle tanıştırdım
balkonlarda unutulmuş susam kırıntıları
hiç sevinmemiş bir kız vardı elleri güz
çok üzülünce usulca giden bozgun iskeleler

mesut diye bir kanarya vardı sonra
sonrası şıkır şıkır birşeyler

“Bak Hâlâ Çok Güzelsin” adlı kitabından

YARA BANDI

gençtim, okul camlarına yapıştırılmış bantların
camda bıraktığı izden krepon sevda
uçan kuş resmi yalnız dal resmidir biraz da
duvar kağıtlarının sarısında eskimiş öğretmenler
bir kaç dolu küllük unutulmuş arkadaş evlerinden
birlikte yatılan yataklar tek başına toplanırken

gençtim, ihaneti ömrümün saçımdaki ipeğe
günlüğü tutulmuş ama yapılmamış bir kaç devrim
cüzdanımda saklanmış kitap kapağı eskizleri
eriyip gidiyor şimdi zararlar hanesinde
kalbimin sokağında bir çocuk bembeyaz öksüren
ah vapurlar unutur hep beni bir yere giderken

gençtim, çalma tuşu kırık grundig teyplerde
bir kaç kırık piyano tuşu, lise gömleğimde
kalbimi öpsün diye cebimde yakalanan fotoğraf
bir kaç çamaşır suyu lekesi zayıf karnemde
tutturur giderdim beyoğlundaki bir klarnet sesinden
bir mezarlık çiçeği gittiği her yere ölüm götürürken
gençtim, ölü bulunan bir roman kahramanı
bir kaç şiir kasedinin bozuk bandı yaralı yüzümde
bir evin eski sahibine gelen kayıp mektup yaslı pul
birlikte çıkılan evlerin pencerelerindeki sesten
garba düşmek gurbettir yavrum benim derken
ah camları kırık kalbim, benim en eski pencerem

“Bak Hâlâ Çok Güzelsin” adlı kitabından

1 Temmuz 2008 Salı

Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN
(1949, Ankara – 2 Temmuz 1993, Sivas)

Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.
1971’de siyasi nedenlerle tutuklandı. 12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalıştı. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta yakılarak öldürülen 35 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.
Behçet Aysan’ın ilk şiiri 1979’da Türk Dili dergisinde yayımlandı. Şiirleri Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Sanat Rehberi, Türk Dili, Varlık, Yarın, Yusufcuk, Tan, Broy, Yazın, Yazko Edebiyat, Yeni Düşün, Varoş (ö.s.) dergilerinde yayımlandı.
Ödülleri: ‘Sesler ve Küller’ adlı kitabıyla 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü (Ödülü ile paylaştı), ‘Eylül’ adlı dosyasıyla 1986 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü, ‘Deniz Feneri’ adlı kitabıyla 1987 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’nü kazandı.
Behçet Aysan Şiir Ödülü:
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Karşı Gece (1983, Yeni Türkü Yayınları, İst.)
& Sesler ve Küller 1984, Varlık Yayınları, İst.)
& Eylül (1988, Hacan Yayınları)
& Deniz Feneri (1987, Puhu Yayınları)
& Şiirler (1990, Elyazıları Yayıncılık)
& Düello (Adam Yayınları, İst.,1. Baskı: 1994; 2. Baskı: 1998; 3. Baskı: 2001)
& Leke ve Şiir (1998, Öteki Yayınevi, Gibidekiler Dizisi: 1, Ank., 86 s.)
& Düello / Toplu Şiirler (Can Yayınları, İst., 4. Baskı: 2004)
& Düello / Bütün Şiirleri (Kırmızı Yayınları, İst., 5. Baskı: 2008, 262 s.)
Hakkında Yazılan Kitaplar:
& Behçet Aysan Kitabı (1993, Edebiyatçılar Derneği Yayınları)
Kaynaklar:
A Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt I, 2001, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İst., s: 133

METİN ALTIOK


(14 Mart 1941, Bergama / İzmir - 9 Temmuz 1993, Ankara )

Şair, ressam, öğretmen. Melahat Hanım ile matbaa işçisi Süleyman Altıok’un oğlu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de Alaybey İlkokulu (1953) ve Karşıyaka Lisesi’nde (1963) tamamladı. 1971'de AÜ DTCF Fel­sefe Bölümü’nü bitirdi. 1967'de Ankara Fransız Kültür Merkezi’nde, Orhan Taylan ile birlikte ilk resim sergisini açtı. Daha sonraki yıllarda yine Fransız Kültür Merkezi’nde, Ankara Sinematek Derneği’nde (Orhan Taylan ve Fahir Aksoy’la birlikte), Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde resimlerini sergiledi. 1979'a kadar Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde memur olarak çalıştı. 1979'da Bingöl Lisesi felsefe öğretmenliğine atandı. Birkaç yıl sonra Bingöl’ün Genç ilçesine sürüldü. 1987-1990 yılları arasında aynı görevi Karaman İmam Hatip Lisesi’nde sürdürdü. 1990 yılı başında emekliye ayrılarak Ankara’ya yerleşti. Felsefeci, yazar Füsun Akatlı ve şair Nebahat Altıok ile evlendi. İlk evliliğinden bir kızı oldu (Zeynep Altıok Akatlı).
Ankara’da Fahir Aksoy’un çıkardığı Köken dergisinin (11 sayı, 1974-1975) yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. 1979’da Türkiye Yazıları dergisinde “İkili Av” adlı tiyatro oyunu yayımlandı. “Su Damlası” adlı çocuk oyunu TRT 2’ de yayımlandı. 1990'da Aydınlık dergisinde “Kara Kutu” adlı köşesinde yazılar yazmaya başladı.
Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği sırasında aşırı dinci grupların şenliğe katılan sanatçıların kaldığı Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te çıkarılan yangında ağır yaralandı; Ankara’ya götürülerek GATA Hastanesi’nde tedavi altına alındı, ancak kurtarılamadı ve 9 Temmuz 1993’te yaşamını yitirdi. Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda gömülüdür. Anısına Edebiyatçılar Derneği tarafından bir kitap yayımlandı. 2008'den itibaren adına bir şiir ödülü veriliyor. 
Şiir serüveni lise yıllarında başladı. 1974'ten itibaren şiirleri, şiir üzerine yazdığı yazıları ve kendisiyle yapılan söyleşiler Ankara Sanat Rehberi, Aydınlık, Cumhuriyet, Dost, Elele, Gösteri, Halkoyu, Köken, Oluşum, Politika, Promete, Sesimiz, Sombahar, Soyut, Türk Dili, Türkiye Yazıları, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat, Yeni A, Yusufçuk gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Kuşağının en verimli şairleri arasında gösterildi. Aşk, acı ve yalnızlık üçgeni içinde gezinen dizelerinin en önemli özelliği, hayatın içinden çıkan trajik durumları etkili bir söyleyişle dile getirmesidir. Kendisiyle yapılan bir söyleşide Bingöl ’de geçirdiği yılların yaşamı ve şiiri için önemli bir dönemeç olduğunu belirtir. Şiirlerinde kırgınlık, yoksunluk ve yabancılaşma temalarını işlerken kendine özgü, incelikli bir şiir dili oluşturduğu kabul edildi. Halk şiirinden kaynaklanan şiirlerinin yanı sıra divan edebiyatı formlarını da başarıyla kullandı; özellikle gazelleriyle dikkat çekti. Şiirleri hakkında Ahmet Oktay “duygu selini bir yerde frenlemek için formlarla şiir yazıyor” dedi. Sağlığında yayımlamayı düşündüğü toplu şiirlerinin bulunduğu deftere “Bir Acıya Kiracı” adını vermişti; ölümünden sonra bütün şiirleri bu başlık altında toplanarak sırasıyla YKY ve Kırmızı Yayınları tarafından yayımlandı, son olarak Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanmaya başladı.
Ödül: “Kendinin Avcısı” adlı kitabıyla 1980 Ömer  Faruk Toprak Şiir Ödülü’nü (Ödülü Ahmet Telli’nin “Hüznün İsyan Olur” adlı kitabıyla paylaştı), “İpek ve Kılabtan” adlı kitabıyla 1989 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü (Ödülü Veysel Çolak’la paylaştı); “Gerçeğin Öte Yakası” adlı kitabıyla 1991 Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne değer görüldü.
Yapıtları: Şiir: Gezgin, Dost, Ank.: 1976; Yerleşik Yabancı, Yeni Ankara, Ank.: 1978; Kendinin Avcısı, Türkiye Yazıları, Ank.: 1979; Küçük Tragedyalar, Tan, Ank.: 1982; İpek ve Kılabtan, Kerem, Ank.: 1987; Gerçeğin Öte Yakası, Türkiye Yazıları, Ank.: 1990; Dörtlükler ve Desenler, Elyazıları, Ank.: 1990; Süveyda, Korsan, İst.: 1991; Alaturka Şiirler, Varlık, İst.: 1992; Hesap İşi Şiirler, Promete, Ank.: 1993; Yel ve Gül (Gezgin, Yerleşik Yabancı, Kendinin Avcısı, Kü­çük Tragedyalar, İpek ve Kılabtan, Gerçeğin Öte Yakası ve Süveyda adlı kitapların­dan kendi seçtiği şiirler) Can, İst.: 1993; Soneler, Korsan, İst.: 1994; Bir Acıya Kiracı, Bütün şiirleri, YKY, İst.: 1998.
Deneme: Şiirin İlk Atlası, Promete, Ank.: 1992, genişletilmiş 2. bas. YKY, İst.: 2003.
Mektup: Metin Altıok’tan Zeynep’e Mektuplar, Kırmızı Kedi, İst.: 2013.
Armağan Kitap: Gölgesi Yıldız Dolu, Dünya, İst.: 2003.
Kaynaklar: Kurdakul, Sözlük, 69-70; Necatigil, İsimler, 43; Odabaşı, Antoloji, 1.bas. 37-42/3 bas. 41-47; TBEA, c. I, 1. bas. 2001, 83-84/3.bas. 2010; Enver Ercan, “Ben Bu Dünyada Garip Bir Lekeyim, söyleşi, Sombahar, S. 2, Kasım- Aralık 1990; Orhan Kahyaoğlu, “Metin Altıok’un ‘Küçük Tragedyalar’ı”, Sombahar, S. 2, Kasım-Aralık 1990; Metin Altıok Kitabı, Edebiyatçılar Derneği, Ank.: 1993; Gültekin Emre, "Sıvas Acısı ve Üç Kitap", Cumhuriyet Kitap, S. 207, 10 Şubat 1994, 6; Ali Günvar, XXIII. Sone...,  Kitap Zamanı, S. 5, 3 Temmuz 1998, 11; Kaya Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları, İst.: 1999, 51; “Gölgesi Yıldız Dolu”, Haz. Zeynep Altıok, Dünya, İst.: 2003, Ahmet Say, "Metin Altıok", Evrensel, 17 Temmuz 2018; Yapı Kredi Yayınları internet sitesi, erişim tarihi: 11 Mart 2020.

Şiirlerinden Seçmeler:

AŞK DA ÇEVREYE UYAR

Sevgilim aşk da çevreye uyar,
Susuzluk kaktüsü dikenle kaplar.

Bak bazı kadınlar kaçmaz çorapların
Uzun bacakları olmuşlar.

Ve bazı giysiler içinde çalımla
Merdivenden iniyor adamlar.

Çocukların gül dudağında
Zift gibi yapışkan kara sakızlar.

Öyle yalnızız ki bu panayırda
Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.

Sevgilim aşk da uyar çevreye
Ve kendine parlak bir yalan arar.

“Kendinin Avcısı” adlı kitabından

BOZLAK KEDİ VE ÖLÜM

Kaç zamandır inatla bir sevdayı sürerim,
Bilinmedik yüzünde balkıyan sis peçesi.
Yolları ezberden ben hep ona giderim,
İçimde düğüm düğüm bir bozlak cerbezesi.

Sahi o bozlağı ben ilk nerde duymuştum?

Ben ki çağ dışı bir uyumsuzluk delisi,
Kendi ipimi belki kendim çekerim.
Gölgeme dadanmış bir tuhaf güz kedisi,
Her yere peşimden onu da sürüklerim.

Sahi o kediyi ben ilk nerde görmüştüm?

Durmadan garlara garajlara düşerim,
Gayri bilmem ne olur size kalmış gerisi.
Adıma arasıra törenle mum dikerimi
Ölümüne gönülden bir merhaba yenisi.

Sahi o ölümden ben ilk nerde ölmüştüm?

“Süveydâ” adlı kitabından

EVDE YOKLAR

Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.

Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.

“Kendinin Avcısı” adlı kitabından

GERİYE KALAN

Bir anahtar verdindi bana,
Kabaran yüreğimi bilerek.
Kullanıp durdum onu gönlümce,
Aşkıma kenar süsü diyerek;
Aşındırdım dişlerini zamanla.

Geriye ben kaldım işte.

Yalan olur sevmedim dersem;
Ama yolcu yolunda gerek.
Ey ömrümün uğuldayan durağı;
Yanlış hesaptan dönerek,
Benli günlerini sil istersen.

Geriye sen kaldın işte.

“Süveydâ” adlı kitabından

İZİN VERİN DE

Benim bu dünyada bir yerim olmadı,
Kuytu gövdemi saymazsak eğer.
Gövdem ki varla yok arası,
Hem varlığa, hem yokluğa değer.
Ama yüreğim hiç solmadı.

Bir gül koklayayım izin verin de.

Ben yaşama da, ölüme de inandım;
Tamamlarlar sanırdım eksiklerimi.
Çarşıları hep birlikte gezerdik;
Biri dostumsa, sevgilimdi öteki.
İkisinin adını yanyana andım.

Bir soluk alayım izin verin de.

“Süveydâ” adlı kitabından

KUŞLU GAZEL

Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım
Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım

Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım

Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim
Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım

Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım

Kim sürmüş Altıok Metin dünyanın sefasını
Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım

“Süveydâ” adlı kitabından

SONELER

VII

Başımda siyah şapka, elimde çiçek;
Bekliyordum ikide bir saatıma bakarak.
Yüreğim dalından düştü düşecek,
Çıplak bir ağaçta sanki tek yaprak.
Derken sen geldin bir sis içinden;
Serildi dürülüm, dolaşığım çözüldü.
Bir mavilik yayıldı etrafa gözlerinden,
Yalnızlığım çaresiz bir kenara büzüldü.
Ne ben bekledim oysa, ne de sen geldin;
Gerçekleşmedi henüz söz ettiğim buluşma.
Çünkü sen benim hak edilmiş ecelimsin,
Nasibim olacak ömrümün sonunda.
          Herkes kendince göçer bu yeryüzünden;
          Kimse pay çıkarmasın başkasının ölümünden.

“Soneler” adlı kitabından

XXII

Kendine yöneliktir sevda dediğin,
Sevgili onu varetmeye yarar ancak.
Açılır üstünde tensel isteğin,
Kılıfında bunalan bu tinsel sancak.
Sense ta derinden bütün benliğinle,
Hazırsındır birine adamaya ömrünü.
Sevdayla buğulanmış gözlerinle,
Görmezsin aynaların sana güldüğünü.
Ama diner zamanla içindeki fırtına,
Toz duman dağılır durulur ortalık.
Bakamazsın bile artık suratına,
Bir hiçtir sevgilim sandığın alık.
          Gönlümdeki sevda seli taştan taşa atladı;
          Ne kadınlar sevdim de haberleri bile olmadı.

“Soneler” adlı kitabından

XXIII

Birdenbire olur, beklenmedik zamanda;
İçinde belirsiz bir şey sezersin.
Yüreğinin yankılanan tınısında,
Bir şeydir de ne olduğunu bilmezsin.
Ne hüzündür, ne kederdir, ne acı;
Yalnızca kendisidir, kendine benzer.
Şöyle bir yoklamaktır sanki amacı,
Karıştırıp aklını geldiği gibi gider.
Ama ben inatla tetik durup bekledim;
Biraz daha bildim ki her seferinde,
İçimde bir taraz gibi sezinlediğim,
Hiçlikti özümün duygusal çeperinde.
          İşte ben yıllar yılı yarı ölü yarı diri,
          O hiçliğe yazdım bunca harlı şiiri.

“Soneler” adlı kitabından

SONLUDUR AŞK DA

Güzel anılar biriktirdim senden,
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Bir terazinin durgun pirinç kefesine
Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boş kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
Bir kefede sana hiç sezdiremeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

Mutluydum ben yine de kendimce.
Senin girdilerin, çıktılarım benim
Doğrusu uygundu birbirine,
Yan yana gelince bir resmi tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgan döşek kaçıran.

Ama inan sonludur aşk da,
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.

Kendinin Avcısı” adlı kitabından

YÜZÜN

Eskimiş bir konsolun
Çatlak aynasında durmadan,
Bir buluttur mehtabı inatla kovalayan.
Bir hüznü yansıtan alnının ortasında,
Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
Acının bu solgun haritasında,
Kendime yeni duraklar bulduğum.
Ulaştığım ıssız dağ doruklarında
Yüzün müdür hep sorular sorduğum,
Bakışının titrek aydınlığında?

Aslında ne bulunur bir gezginin yanında
Kendi yüzünden başka,
Hüzünle bileyen direncini.
Bir suyun ürpermiş aynasında
Apansız gözgöze geldiğim.
Ayakları ayaklarıma bitişik
Kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
Bir bulup bir kaybettiğim
Yani bir gezginin hep gittiği,
Senin yüzün benim yüzüm değil mi?

“Gezgin”  adlı kitabından

*11 Mart 2020 tarihinde güncellendi.