10 Ekim 2010 Pazar

YOKTUR BELKİ AHMET ADA DİYE BİRİSİ / AHMET ADA



YOKTUR BELKİ AHMET ADA DİYE BİRİSİ



Heves, bir çiçeğin bir çiçekle konuştuğu

Ağaç, dost ormanın yavruağzı

Sevda, giriniz şiirimin cümle kapısı

Ev, içine güneş yürüyen kaygı

İç içe geçmiş odalar sonra

Bir balkon, dünyayı seyrettiğim, dolunayda

Uzak denizleri düşlediğim, sonsuzu,

Işıltılar saçan güneşin altında

Sonrası da var, ellerimin uzantısı

Olmuş her mevsim uçan bir damla su



Ah, çocuklar, yaşama hevesiyle doluyum bugün

Yarın ne olur bilmiyorum

Öteki için varolduğumu biliyorum

Yoktur belki Ahmet Ada diye birisi

Hep ötekidir doğunun da doğusu



Ah, evet, şu incir ağacının doldurduğu boşluk

İşte oyum ben, bu yüzden

Bir sevda çağrısıyım dünyaya



Yoktur belki Ahmet Ada diye birisi

Kim bilir uçar gider acısı



Ahmet Ada

Hayâl Dergisi, Sayı: 35, Ekim-Kasım-Aralık 2010

BİR BLOG: FİL UÇUŞU

BİR BLOG: FİL UÇUŞU


Uykum kaçtı. Bu gece uyku yasak bana.


Bu gece iki bloga takıldım kaldım. Yekta Kopan'ın "Fil Uçuşu" ve Murat Gülsoy'un "602. Gece" adlı blogları. Ne diyeyim darısı diğer yazar ve şairlerimizin başına.


Sizleri,Yekta Kopan'ın "Fil Uçuşu" blogundan kısa bir alıntıyla başbaşa bırakıyorum.


...

Diyet



Sevgilim…



Ya da artık sana ne dememi istiyorsan? Diyebilir miyim peki, sence dilim varır mı?



Sevgilim…



Meğer her ayrılık sevdiğin bir şairin intiharı gibiymiş. Beden kendini sonsuza gömüyor, sadece dizeler ve duygular kalıyor geriye. Şu anda, tam da şu anda, ruhumu silkeleyen öpüşünü hatırlamaya çalışıyorum. Olmuyor. Gözümün önüne o sahil kasabasındaki evde -sahi neresiydi orası?- teninin bilgeliğini katarak yaptığın domatesli makarna geliyor. Komik değil mi? Gül o zaman, sen hep gül. Dalgalar denizde dans ediyordu, senin omuzların kıpır kıpırdı. Bir metin okumuştun sonra, sen mi yazmıştın alıntı mıydı hatırlamıyorum, keşke bir satırını hatırlasam. Buğday nasıl makarna oluyor, demiştim. Oluyormuş meğer, her şey olabiliyormuş. Şimdi dalgalar başka kıyılara vuruyordur lacivert bedenlerini. Peki senin omuzların nasıl?



Sevgilim…



Meğer her ayrılık cesur bir bedelmiş. Ama şu anda hatırlayamasam da sakın dudaklarını unutmamı bekleme benden. Bir diyet gerekiyorsa eğer, artık makarna yemem.



Komik değil mi? Gül o zaman, sen hep gül…


...

Bu gece uyku haram bana. Kaçtı uykum.


Güne merhaba...


Görüşmek üzere...

8 Ekim 2010 Cuma

SEVDA ZEYNEP KARADAĞ



(20 Haziran 1971 - )

       İlk, orta ve lise öğrenimini Anadolu’nun farklı kentlerinde, yüksek öğrenimini Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde tamamladı. Halen bir sağlık kuruluşunun biyokimya bölümünde görev yapmaktadır. Kastamonu'da yaşıyor
       İlk şiiri 2006 yılında Bireylikler dergisinde yayınlandı. Şiirleri, yazıları ve söyleşileri Ada, Alaz, Ayraç, Berfin Bahar, Bireylikler, Cumhuriyet Kitap, Çağdaş Günce, Deliler Teknesi, Denizsuyukasesi, Ihlamur, Kar Sanat, Kıyı, Koridor, Papirüs, Radikal Kitap, Şiiri Özlüyorum, Taflan, Temrin, Yazılıkaya, Zalifre Yazıları vb. gibi dergi ve gazete eklerinde yayımlandı.
       Ödülleri: 2008 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri kapsamında seçici kurul tarafından  adının anılmasına karar verildi. “Aynalı Düşler Çarşısı” adlı kitabıyla Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneğinin düzenlediği 2. Ergin Günçe Şiir Ödülleri’nde birincilik ödülünü aldı

Yapıtları: Şiir: Aynalı Düşler Çarşısı, 2009, Hayal Yayınları, Ank.; Susrevan, 2013, Ses ve İz Yayınları, İst.; Beni Yanlış Anlayın, 2016, Öteki Yayınevi, İst.


Yazarla Yapılan Söyleşiler:

J  Söyleşi: Sevda Zeynep Karadağ – Petek Sinem Dulun

       Aynalı Düşler Çarşısı kitabınızla 2. Ergin Günçe şiir ödülünü kazandınız. 2008 Arkadaş Z. Özer şiir ödülleri kapsamında da dikkat çektiniz. Şiir serüveniniz nasıl başladı?
       Aslında benim öyle çok eskilere dayanan bir şiir geçmişim yok. Hatta 2005 e kadar sadece iyi bir okur olduğumu bile söyleyebilirim. Yazmaksa ara sıra karalamak ve o karalamaları imha etmekten ibaretti. Kalemi elime almam beş sene öncesi Cumhuriyet Kitap ekine tanıtım yazıları yazmaya başlamama denk geliyor. Oturup ciddi ciddi birşeyler yazmak, sesli değil de harfsel bir kendini gerçekleştirme muhteşem bir keşifti diyebilirim. Kendimi ifade etmek için kullandığım diğer bütün yollardan daha sahici daha kolay hatta daha eğlenceliydi desem abartmış olmam sanırım. Konuşarak iletişimde biraz başarısız biri olduğumdan olsa gerek yazarak diyalog kurmak inanılmaz rahatlatıcı. Düşünsene gündelik hayatta kalkıp anneme "sen abartılı düzenli titiz birisin" demekten çekinirken şiirin sayesinde "kalkıp ütülesem sokak başlarını erkenden / sen dağınıklığı sevmezsin" diyebilme şansım oldu. Bir nevi içime attıklarımın, iç sesimin kurtuluş bulduğu bir armağan şiir. Çok geç farkettiğim gizli bir geçit ya da çıkınımda ne varsa getirip bıraktığım aynalı düşlerin satıldığı bir çarşı. Sesin başladığı yer! Ama bütün bunlar hoşluklarla dolu bir serüven miydi ? hayır. Çünkü şiir arenası zorlu bir yer. Ne zaman oraya çıksam mutsuz ve yenik dönüyorum kendime.
       Kitabınızdaki Husumet şiiri kendi kendinize kaldığınız, kişisel tarihinizi sorguladığınız bir özeleştiri şiiri olarak dikkat çekiyor...
       Haklısın. Bunu çok sık yapmam aslında yani kendimle didişmemi pek dışa vurmam. Ama şiir de husumetten doğmuyor mu? Kendisiyle ya da dışarısıyla husumeti olan dahası huzursuz olan şiir yazıyor. Bu da zaman zaman sorgulamaya girdiğimiz dizeleri barındırıyor galiba. Konuşmanın, susmanın hatta sadece varolmanın kabahat sayıldığı çocukluktan gençliğe ordan yetişkinliğe geçişteki süreç ve bu süreçte sizde kalan izler. Hep mutlu anlar anımsanır denir ya belki de mutsuz anlar hep bilinç altına atılır ve bulduğu ,ilk çatlaktan sızar. Sonra "fırlatıp atasım gelir de kendimi / bir türlü elim varmaz" demek gelir kapıya dayanır..."aklım hep bir uçurtma / rüzgarın ardında kalbini kovalayan" sanırım kişisel tarihim aklım ve kalbim arasında geçen savaşlardan ibaret…
       Kitabınızda düşlerin aynaya çarpıp kırılma noktasını işaret eden bir tavrınız var. Bir taraftan da düş aynaları içinde farklı yüzleri, farklı coğrafyalardaki insanları dolaştırıyor şiiriniz...
       Bende mekanda çokluk, zamanda ise hep bir telaş var. Bu iki kavramın uzaklığı ise birbirine yakınlığıyla alakalı desem çok karman çorman etmiş olurum ama olsun dedim gitti. Çünkü gerçekten hissettiğim bu. Hem uzak-yakın hem de azlık-çokluk karmaşası. Aidiyet sorunu. Göçebe yaşamın getirdiği mülkiyetsizlik hissi. Çok yer görme ama hiç bir yere ait olamama. Her şeyden azar azar alarak ama kendini böyle çoğaltarak yaşamak. Hayatın ritmini yavaşlatan köylerden, psikolojinizi zorlayan şehirlere taşıdığınız kendiniz. Şiire sarkan bütün o coğrafyalar geçmişimin bir başka yüzü. Her şair için biraz böyledir aslında. Misal Furuğ İran'da değil de kutuplarda yaşasaydı acaba yine o şiirleri yazabilir miydi? sanmıyorum. İnsanın ruhunu şekillendiren en büyük etkenlerden biri toprak ve o topraklara özgü kültür. Ve ben bu yüzden şair doğulmaz şair olunur düşüncesini benimsemişimdir. Aklınızı ve duygularınızı hatta kullandığınız dilin niteliğini bile en belirleyici koşullar sizin ve çevrenizdekilerin yaşama biçimleri. Şiiri yaşadığımız coğrafyadan damıtıyoruz bu sebeple hayata yapışan temalar şiire yansıyor. Ve her mekan başka bir farkındalık aslında…
       Aynalı Düşler Çarşısı'nda anne-kız, baba-kız, kadın-erkek ilişkileri, toplumun kadına bakışı, aşk, cesaret, mekansızlık gibi konuları irdeliyorsunuz. Anne; sabreden, bekleyen, avunan baba ise; yasak, ayıp, günah hatırlatıcısı olarak karanlık bir gölge gibi beliriyor şiirinizde. Kadını erkeğin namusu olarak gören zihniyete, baskılara dile gelip direnmek yerine dile düşmek kaygısıyla durumu kabullenen, susan hemcinslerinize de ''sır taşım ol çatla'' (s. 30) gibi dizelerle göndermede bulunuyorsunuz...
       Petek'cim benim için şiir buradayım, varım, söyleyecek sözüm hatta itirazım var demenin en anlamlı ve saygın yolu. Geriye kalan ise ne söylediğiniz dahası ne söylemek istediğinizle alakalı. Yani bir anlamda her şair kendi ukdelerini yazıyor. Kitabıma yansıyan kavramların kaynağı da bu sanırım. Ailesel, toplumsal kalıplara sığışmaya çalışırken çizginin dışarı taştığı yerde ne varsa şiirin teması olabiliyor. Senin de dediğin gibi kadın-erkek, baba-kız diyalogları da göze çarpan ilk başlıklar. Aslında ben kadın erkek kıyaslaması ve eşitsizliği üzerine herhangi birşey söylemekten yorgunum. Yorgunum diyorum çünkü bu konuda o kadar çok fikir ve değerlendirme okudum ki bu konuda sil baştan derinlemesine bir didikleme yapmak istemiyorum. Bunun yerine dilimin ucunda ne varsa şiirde anlatmak bana daha anlamlı geliyor. Küçük bir ironi bazen sayfalarca anlatılan düz yazıdan daha etkili. Kaldı ki İnsanın insana eşitlenemediği bir düzlemde kadının erkeğe eşitlenmesini beklemek çok mantıklı gelmiyor artık. Öncelikle insan olarak yan yana gelebilmek sonra daha detaylı bir bütünleşmeye geçmek söz konusu olabilir. Genel anlamda baktığımızda insanlar arasındaki eğitim ,sosyal, kültürel ve ekonomik mesafeler öylesine uzak ki erkeğin kadını ya da kadının erkeği anlamaması çokta tuhaf değil. Benim büyüdüğüm evde para kazanan tek insan babamdı mesela. Annem üreten değil tüketen konumdaydı ve bu ayıbı! kapatmak için her türlü hizmeti vermek zorundaydı. Misal babamın ayakkabı iplerini bağlamak ve açmak gibi. Bu durumu çocuk yaşımda olmama rağmen yadırgadığımı anımsıyorum. Aklımın alamadığı bir tek yönlü sevgi gösterisiydi belki, belki de sessiz bir şiddet. Büyüyüp sokağa çıktığınızda anlıyorsunuz ki evdeki durum dışarıda da farklı şekillerde yaşanıyor.  Evde ayakkabılarını kadına bağlatan eril zihniyet dışarıda da var. Sadece ayakkabı numaraları farklı! Önemli olan, sistem tarafından yutuldukça sistemin içindeki diğer sistemleri de zorlayabilmek.

*Deliler Teknesi, Kasım 2010
** http://balporsugu.blogspot.com.tr/2011_07_01_archive.html


TEMMUZ İHTİMALİ

anneme söyleyemediklerim

baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar

kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi

aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli

baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir
kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin


“Aynalı Düşler Çarşısı” adlı kitabından

5 Ekim 2010 Salı

HAYÂL DERGİSİ 35. SAYI ÇIKTI.



HAYÂL DERGİSİ 35. SAYI ÇIKTI.

Ve işte sonbahar... Hüznün ve üretkenliğin mevsimi.. Kuşku yok ki
“Hayal” etmenin mevsimi. Her sonbahar olduğu gibi yine hayallerimizin
peşinden gittik ve 2010 yılının bu son sayısını hazırladık.

Bu sayımızın dosya konusunu, “Şiir ve Tiyatro” olarak belirledik. Şiir ve
tiyatronun birbirlerinden nasıl beslendiklerinin izini sürdük. Dosyamızda
bize katkı sağlayan tüm yazar ve tiyatro sanatçılarımıza teşekkürlerimizi
sunuyoruz.

Dergi Belgeliği’nde ise “Şubat 1965 - Ocak 1966 döneminde Ankara’da
yayınlanan “Devinim 60” dergisi’ne yer verdik.

Hayal Yayınları olarak geçen yıldan bu yana yeni öykü ve şiir kitapları
yayımladık. Metin Fındıkçı’nın çevirisiyle “Çağdaş Arap Kadın Şairler
Antolojisi” henüz baskıdan çıktı. Ve her sene olduğu gibi bu sene de,
yeni kitaplarımız, şair ve yazarlarımızla birlikte İstanbul Tüyap Kitap
Fuarı’ndayız. Geçen yıl nerede bıraktıysak, oradan devam edelim diye
adresimizi değiştirmedik. Fuarda yine aynı stantta olacağız ve 30 Ekim -
07 Kasım tarihleri arasında, imza günlerimizde ve Hayal Yayınları olarak
düzenleyeceğimiz etkinliklerimizde siz okurlarımızı görmek bizlere güç
katacaktır.

2011’de yeni bir sayı ve yeni hayallerle buluşmak umuduyla...

Derginin İçeriği:
Bir Soru Bir Görüş - Talât Halman

Çiçekli Anılar - Arif Keskiner

Hüseyin Yurttaş - Şiir

Söyleşiyorum:
Özdemir İnce - Hülya Deniz Ünal

Gültekin Emre - Şiir
Ahmet Ada - Şiir
Ahmet Günbaş - Şiir

DOSYA: Şiir ve Tiyatro İlişkisi
Özdemir Nutku
Cevat Çapan
Genco Erkal
Sevda Şener
Güngör Dilmen
Nihat Asyalı
Güngör Tekçe
Aydın Afacan
Sezai Sarıoğlu
Eren Aysan
Kemal Çubuk

Tiyatrocularımıza Sorduk:
Mustafa Alabora - Ayla Algan - Rüştü Asyalı - Turgut Bağır - Lale Belkıs - Cüneyt Çalışkur - Hüseyin Avni Danyal - Duygu Ergun - Yücel Erten - Yılmaz Gruda - Fikret Hakan - Turgay Kantürk - Yıldız Kenter - Yılmaz Onay - Berin Ötenel - Yaman Tüzcet

Tunç Kurt - Öykü
Altay Öktem - Şiir

Mustafa Emre
Turgut Bağır’ın Güzellik Uğraşı

Kemal Gündüzalp - Şiir
Mustafa Ergin Kılıç - Şiir

Naime Erlaçin
Post Sanat Döneminin Don Kişotları

Mehmet Oğuz - Şiir

Ertan Mısırlı
“Yalınayak” Aşk, Nalân Çelik Şiiri ve Cam Kırıkları

Sidar Sinan Özmen - Şiir
Koray Feyiz - Şiir
Metin Fındıkçı - Şiir

Ata Karazincir - Öykü

Ümran Ersin - Şiir
Muarrem Yılmaz - Şiir
Ahmet Şerif Doğan - Şiir

Dergi Belgeliği: Devinim Dergisi
Haluk Aker’le Söyleşi
Güven Turan
Bilgin Adalı
Mehmet Can Doğan

Şenol Bezci - Çokkare

HAYAL YAYINLARI'NDAN YENİ ŞİİR KİTABI



HAYAL YAYINLARI'NDAN YENİ ŞİİR KİTABI

MUTLAK YALNIZLIK KURAMI / ONUR ERBAŞ
2010, Hayal Yayınları, Ankara, 64 sayfa, 6 TL.

Arka Kapak Yazısı:


“Simgesel olmayan hiçbir şey düşüncenin nesnesi olamaz” demiş Lacan

Uzun uzadıya yazmak, insanın bir şeyler anlatabilme kaygısının bir sonucudur. Anlatılmak istenen şey ise uzadıkça anlaşılırlığını yitirmeye başlar bir zaman sonra Anlatma isteği yazmaya, daha da yazmaya sebeb olurken, anlamın yitip gitmesiyle arasındaki karşıtlığın tek çözümü ise şiirdir. Şiir, uzatma kaygısı duymadan anlatabilmektir bir nevi. Şair ise bunu becerebilen kişidir bir başka açıdan bakılacak olursa.

Onur Erbaş, uzun uzadıya anlatmak istememiş bu kitabında. Diğer taraftan birçok şey anlatmış. Anlatma çırpınışlarında arınmayı becerebilmenin ne denli bir bahşedilmişlik olduğunu anlatabilmiş en açık şekliyle. Bu yanıyla dahi, en basit ifadeyle düşünen bir insanın kitabıyla karşı karşıyayız diyebiliriz.

Uzun uzadıya anlatmanın doyumsuz tatminkârlığını reddetmek, kavramın ve sembolün en yoğun olanı seçme iradesini göstermek, zaten şair olmanın başı ve aynı zamanda sonudur.

Soyutlama aynı zamanda simgeselleştirme becerisine tanıklık ediyoruz Onur Erbaş’ın şiirlerini okurken kitap boyunca. Şiirlerindeki he ‘kavram - sembol’ünde bir hayâl gizli sanki. Gerçekliğin en keskin ifadesi ise hayâllermiş gibi hissediyor insan bu kitabı okurken.

Bu kitabı henüz okumamışlar için söylenebilecek tek şey; bir şairin kaleminden çıkmış gerçek bir şiir kitabı olduğudur sanırım.


Mahmut Öztürk

3 Ekim 2010 Pazar

KIYI genç şairlere kapılarını açıyor: “her sayı kıyı’da bir şair"



KIYI genç şairlere kapılarını açıyor: “her sayı kıyı’da bir şair"


Kıyı, genç şairlere kapılarını açıyor.


201. sayıdan itibaren bu bölümde on altı genç şairimizin şiirlerine yer verdik.


KIYI’da “Her Sayı Kıyı’da Bir şair” bölümünde şiirleri yayımlanan şairler:

Sayı: 201- Mart-Nisan 2008: Rebia Özduran

Sayı: 202- Mayıs-Haziran 2008: Ferhad Gülsün

Sayı: 203- Temmuz-Ağustos 2008: Müesser Yeniay

Sayı: 204- Eylül-Ekim 2008: Emre Öztürk

Sayı: 205- Kasım-Aralık 2008: Onur Ubay

Sayı: 206- Ocak-Şubat 2009: Nefise Karataş

Sayı: 207- Mart-Nisan 2009: Ezgi Eren

Sayı: 208- Mayıs Haziran 2009: Engin Berk

Sayı: 209- Temmuz-Ağustos 2009: Mehmet Özceylan

Sayı: 210- Eylül-Ekim 2009: Çiğdem Oflu

Sayı: 211- Kasım-Aralık 2009: Emre Gürkan Kanmaz

Sayı: 212- Ocak-Şubat 2010: Volkan Bekdemir

Sayı: 213- Mart-Nisan 2010: Murat Dalgın

Sayı: 214- Mayıs-Haziran 2010: Yağmur Sargın

Sayı: 215- Temmuz-Ağustos 2010: Cem Özaydın

Sayı:216- Eylül-Ekim 2010: İsmet Yalçın


Bu arkadaşlarımızdan Ferhad Gülsün ( Birdir İki, Küçükkuyu Belediyesi Yayını, 2008)

ve Müesser Yeniay ( Dibine Düşüyor Karanlık da, Şiirden Yayınları, 2009) ilk şiir kitaplarını yayımladılar.

“Her Sayı Kıyı’da Bir Şair” bölümü şiire emek veren genç arkadaşlarımıza katkılarını sürdürüyor.


Bu bölümde şiirleriyle yer almak isteyen arkadaşlarımız şu koşulları göz önünde bulundurarak ürünlerini gönderebilirler:


1-1980 sonrası doğumlu ve henüz şiir kitabı yayımlamamış şairler, “her sayı kıyı’da bir şair” bölümünde yer alabilir.

2-Kısa özyaşamöyküsünü içeren ( ve şiir anlayışını da belirten) yarım word sayfası ön tanıtım yazısı

3-Bir fotoğraf ( JPEG resmi iyi taranmış)

4-Daha önce başka dergilerde yayımlanmamış beş şiir


Not: Dosyaları şu - e posta adresine gönderebilirsiniz:


kiyidergisi@gmail.com

ŞİİRSAATİ SAYI: 10



ŞİİRSAATİ ŞİİR DERGİSİ
SAYI ; 10
( EKİM KASIM ARALIK) 2010

İÇİNDEKİLER
GENÇ ŞAİRE MEKTUP
Nihat BEHRAM

DOSYA /
ŞİİRDE ARGO VE MÜSTEHCENLİK
Veysel ÇOLAK / Deyim Aktarması Bağlamında Şiir Dili Olarak Argo
Hüseyin PEKER / Şiirimizde Öfkeden Çıkış Alan Argo, Müstehcenlik
Hüseyin ALEMDAR / Küf [ür] lü Rahle
Yılmaz ARSLAN / Türk Şiirinde Cinsellik, Erotizm, Müstehcenlik;
İktidarda mıyız ağabeyler?
Tahir AKAY / Türk Şiirinde Argo Ve Geçmişi
Gülümser ÇANKAYA / “Ayıp” Dil!..

ŞİİRLER
Nuri DEMİRCİ, Ahmet ADA,Veysel ÇOLAK, Hüseyin PEKER, Hüseyin ALEMDAR, Şinasi TEPE, Yılmaz ARSLAN, Tahir AKAY, Gülümser ÇANKAYA

İletişim Adresi
gulumsercankaya@yahoo.com
0 535 3958401