4 Mayıs 2014 Pazar

HIDIR IŞIK




(15 Mart 1979, Elazığ - )


       Aslen Tunceli (Dersim)’li. 2002 yılında Elazığ Fırat Üniversitesi Elektrik Elektronik  Mühendisliği’ni bitirdi. İnşaat sektöründe çalışıyor. İstanbul’da yaşıyor; evli, iki kız babası.
       Şiirleri ve söyleşileri Akköy, Edebiyat Nöbeti, Hayâl, Kaos Çocuk Parkı, Kurşunkalem, Mühür, Zarf gibi dergi ve fanzinlerde yayımlandı.
Ödülleri: “Dilin Metruk Yarası” adlı dosyasıyla 2013 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nü, “Di ve Diriliş Avlusu” adlı dosyasıyla 2015 Attila İlhan Şiir Ödülü’nü (Ödülü Serap Aslı Araklı ile paylaştı) aldı.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Ve Sen (2009, İkinci Adam Yayınları, İst., 96 s.)
& Dilin Metruk Yarası (2013, Mühür Kitaplığı, İst., 93 s.)
& di ve Diriliş Avlusu (2016, Mühür Kitaplığı, İst.)
       Romanları:
& Mülteci “UmudaYolculuk” (2010, Moss Yayınları)
       Deneme Kitapları:
& Boşluğun Kalbindeki Aşk (2013, İkinci Adam Yayınları, İst., 125 s.)




-di ve Diriliş Avlusu

 IV.
 yanında yattığım boşluk uyandırdı beni
 hakikatin sır saklayan uykusundan

 yüzümü güneşle yıkarken gördüm
 genişleyen gövdesinde seyrüseferdi insan

 ölüleri kucaklayan toprak yarasını açtı
 kanla çizilip bozulan sınırlar kümesiydi

 ademin şer gövdesinde cevaplar aradım
 masumiyeti boğazlanan çocuklar gözyaşıydı

 sınırlar, bayraklar kanlı uğultu artığıydı
 karanlığıyla helalleşen insanın tapınadurduğu

 kalbim sessizliğin semavi rüyasına meyletti
 nereye gittiysem açılan oyuklar cenderesiydi

 insan insana darlık mıdır, diye sordum
 yaşamın ışıltısını heba etme ey adem, dedi gök

 anladım, gittikçe çocukluğumdu yaklaştığım

“di ve Diriliş Avlusu” adlı kitabından

 HERKES KENDİNE ÖLÜMDÜR

her insan kendine ölümdür şahdamarınca
yoksa yaşamak bu denli ışıltılı mı taşır?

ölüm demişken, bir bedenin ebedi uykuya
uzanmasının haberi veriliyor bir salâyla

ince bir sesle verilen salâ bittiğinde
sessizlik ığıl ığıl sarmalıyor zamanı

çünkü herkes kendi uzak karmaşasında
ölümün özetini ensesinde unutmuşçasına

her ölüm musalla taşından bir feryadı figandır
mevtanın gölgesiyle beraber göğe karışan

ölüm demişken, dirimi kötürüm bırakıyor
çocukların gülüşünü inciten melunlar

gün bağlanırken gecenin kopçasına
geniş omuzlarıyla keder çöküyor yaşama

çünkü herkes kendi uçurumunu kutsuyor
ölümün provasını yastıkta unutmuşçasına

Zarf, Sayı: 1, Nisan-Mayıs-Haziran, 2016

YARA TANIKLIĞI

dudaklarımıza ah’ları toplanmış bir sessizlik asılıydı
oysa bir çift kelama dünyaları verirdik

ama sözcüklerin inceldiği yerde ayrılık düşmüştü
beyaz bir uykunun sessizliğiyle aramıza

artık kuşlar da
uçmaz
kadimken yara

aslında dünyayla yaşıt bir kayanın gözleri dediydi:
bir ormanın derinliğine çekilen yaralı bir hayvanın
iniltisidir dudaklarımızdaki “ah” mührü, diye

sonra durgun suların sırrına vurduk kalbimizi
yaşamak yara tanıklığı demekti çünkü

“Dilin Metruk Yarası” adlı kitabından

YAŞAMANIN AĞITI

azı dişleri kanla oynaşan cellat ahalisi
neden hep kalbini kemirir yeryüzünün?

bu sorunun kekemeliğiyle sarsıldı gençliğim
küllerle yıkadılar çocukluğumun sesini

bir kuyunun ölümcül miladı kaldıydı bana
ölüm çocuklara yakışmıyor dediğim vakit

güldüler, devlet bekasına astılar heyecanımı
cesedimin morartısını gördüm oradaki aynada

eğildim sözün hırkasındaki hakikati aramaya
dip suların kuruduğu çocuksuz haneleri buldum

çözdüm yaşamının ağıtını seyrimdeki rüyada
şarkısız ülke diyorlar etlerimin döküldüğü yere

bir çocuğun gülüşünde beliren Tanrı’ya sordum,
prangalı dilimdeki nidâ nedir: yaşamak, ey kutsal!


“di ve Diriliş Avlusu” adlı kitabından

     *Şiirler Hıdır Işık'ın izniyle yayınlanmıştır.

Güncelleme tarihi: 12 Kasım 2016




Hiç yorum yok: