4 Ocak 2015 Pazar

MADDE AKIMI MANİFESTOSU

şiir, hayvansı yanıyla bir başkaldırı bağlamında, hayvan-oluşun egemenliğini sürdüremediği us-oluş alanlarında kendini en geniş anlamıyla “maddelerin” diline bırakmaktadır. beden-elin ustaki bu lirik yabancılaşmaya olan yatkınlığı hayvan-oluş kayıtsızlığının gösterenidir. varoluşun, deleuzian bir ifadeyle “moleküler oluşlara” böldüğü insan benliği usun ulaşılamazlığına son verme çabasına girmiştir. bu “kurtulma-kaçışı” ya da yeni bir “göstergesizlik arayışı,” söylemin söyleyenini ortadan kaldırma, söylemi yeni el-us alanlarına bırakma uğraşı çerçevesinde yeni bir oluşa yöneltmiştir şiiri: madde-beden.
beden-el, şiirin bu başkaldırısına, diğer bir deyişle başkalaşmasına us-oluştan kurtulma, kaçma ya da onu arama çabasıyla ulaşabilir. günümüz gençliğine baktığımızda görebileceğimiz tek şey, maddeye olan bir hayranlık ve içteki “dışa olan devşirmenin” sanki bir lokomotif çarkının sürekliliği şeklindeki geriye devinimidir. madde tanrıdır; tanrılaştırılmıştır. “materyalist düşünce” ya da “materyalizm” her zaman sabit insan mantığına göre dışlanmış bir kavramdır; sadece bir varsayımdır. maddelerin el-us üstünde tutulduğu bu dönemde, gösterge bunalımının bir madde-oluş molekülü olmadığı savunulacaktır. ancak madde-oluş diğer tüm oluşların iç devşirmesi olma bağlamında, bireyi, gösteren, yani proton-nötron çekirdeği konumundan ayrılmıştır: el-us, kültürleri da(ğ)/(m)ıtma ve yeni bileşenler oluşturma konumundadır.
bileşenlerini arayan el, besinini bedenden alır. arzu, bedenin bir makinesi olarak, besini işaret eder. benzer bir metotla, us, arzunun bir makinesi olarak, dili kendine besin edinir: anlam usun bedenidir. ancak bu noktada ortaya çıkan sorun elsiz bir usun anlam bileşenini nasıl oluşturacağıdır. uzuvları hadımlaştırılmış us-beden nasıl olur da gösterensiz (ki gösterge böylece sonsuza bölümlenecektir.) bir gösterge-alana ulaşacaktır?
saf-usunun eseri olduğunu varsayılan şiir, usun aksine kağıdın söylemidir. kağıt madde-oluş fetişizminin klasik ilk basamağıdır. geçmiş ve günümüz edebiyatında şiir, kağıdın başkaldırmasının aksine kağıdın içindekileri “dışına devşirmesi”dir. şiirden beslenen bu devşirme-beden, eğer anlamlandığı dilden öte uzuvlarını madde-oluşta arar ya da şekiller üzerine kazınırsa, gösterge-alanda oluşlar arası komşuluklar kurar. şiir bölünüşü sonucu çoğullaşan söylemiyle bileşenlerini tek-beden kağıttan, yani hapsoldukları beyazlıktan çıkartmış olur. bu yeni bölge, organlar arası komşulukları da olanaklı kılar. şiirin organları ve maddenin organları “arzuladıkları” komşuyu besin edinirlerken, komut, şiirin kendi söyleminden çıkar: madde yönlendiren arzunun makinesi olmaktan çıkıp yeni oluşlara komut vermeye başlar.
yves klein’ın resminde kırmaya çalıştığı tabular da sahte tuval-fırça diyaloğundan “kaçıştan” ibarettir. yüzyıllardır ressamların kendilerini ifade etmeye çalıştığı ve adeta kimlik yaratma çalışmalarına alet ettikleri “resim fırçası,” yves klein’la birlikte, bir kadın vajinasına ya da çıplak bir erkeğe dönüşmüştür. unutulmamalıdır ki kalem ve kağıt kavramları sabitlenmiş bir alışılmışlığın, arzu-usun mekanik ürünleridir. birbirlerinden koparılmadıkça, madde ve anlam, yeni alanlara sokamamıştır sanatı.
şiirin temize çekilmesi, şiirin akışını süzerek içinde barındırdığı molekülleri kabaca elemekte, usun kalemle olan gövde-uzuv ilişkisinde şiirin akımını yavaşlatmaktadır. bir şiirin temize çekilmesi, dizelerin hatta harflerin, şiirin organları olmaksızın usun denetiminde doğal akış süreçlerinden arta kalan tortulara dönüşmesidir. robert duncan ve lawrence ferlinghetti “temiz”e çekilmiş şiirlerinin yanı sıra holographlarını da yayımlamaktan çekinmemişlerdir. maddenin yarattığı ve anlam kattığı bu harfler ve dizeler gene maddenin etkisiyle doğallıklarını yitirmektedirler; ancak harflerin yazımı ve basılışı şiiri şiirliğinden çıkartır ve onu madde-anlam bağlamına katar. sanat maddenin bir ürünüdür; us ona sadece yön verir. bu nedenle beden-elin bu başkaldırısı ve usun us-elde uzuvlarıyla bileşmesi aslında madde-oluşun tüm alanlarını kapsama hareketidir. şiir, maddenin anlama katılmasıyla kendi içindeki olasılıkları kavrayacak, usun arzuladığı besini us-el yordamıyla maddede bulacaktır.
için dışa bir oyunu olan şiir, ancak üzerinde yazılı olduğu maddeyle değer kazanır. yenibütüncü şiirin de başarısız olmasının ana sebeplerinden biri budur. birey, içinde biriktirdiği sıkıntıları, acıları ve tecrübeleri dışa aktarırken iç doğallığını kaybetmemelidir. yenibütüncü şiirde, birey iç dünyasındaki salt kargaşayı ve dış dünyasındaki güvensiz tutumu şiirine aktarırken insanın maddeyle olan ilişkisini hiçe saymaktadır. umutsuzluk anında sarıldığı sigarasını unutarak, açlıktan ve ümitsizlikten bahsettiği şiirlerini bilgisayarda yazmakta ve gıcır kağıtlara basıp sunmaktadır. insan bir maddedir; taşıdığı tüm ikilemleri sahiplenmelidir ve ancak böylece ilişkilerini maddeye yansıtarak kendine doğal bir çevre kurabilecektir. bu durumda, dizeler kağıdın beyaz yumuşaklığına karalanmaktansa ya da “temize” çekilmektense, sigaranın kağıdına yazılmalıdır. maddeyle insan arasındaki bu hiç bitmeyecek olan ilişki, hem insanı beslemekte hem de maddeye yeni kavramlar kazandırmaktadır. bu, doğaçlamayı tetikleyici bir rol oynarken madde-şiir’in amaçladığı iç devşirmenin dışta ifade bulmasını daha doğal bir sürece oturtur. şiirin madde-bedende oluşlararası komşuluklar kurması, maddenin üzerine yazılması sürecinde yaşanan tüm oluşum evrelerine (karalama, boyama, maddeyi maddelerle bileştirme vb.) bağlıdır. bu anlamda, madde insanla ölür, insansa maddeyle doğar. ancak bu yakınlaşmanın doğaçlaması, iki oluşun da yaşamasını sağlar.
ikinci-yeni, madde akımı’ndan biraz farklı bir tutum sergileyerek “madde” yerine “sözcüğü” komşu edinmiştir şiirine. sözcüklere yükledikleri farklı anlamlarla sıradanlıktan uzaklaşmışlardır. ama bu sıradanlık çokça yerde kendini yabancılaşmaya bırakmıştır. bu bağlamda, madde akımı hem maddeye farklı anlamlar yüklemekte hem de insan iletişimindeki yapaylığı ortadan kaldırarak içsel doğallığı aynen dışa yansıtmaktadır. ikinci-yeni yabancılaşmasının aksine “insan doğallığını” bir “dışa olan iç devşirme”yle, bir “kurtuluş-kaçış”ı olarak adlandırdığı şiirinde aktarır madde akımı. madde akımı, kendini “doğal” şairden sayan bazı entelektüellerin, içlerindeki yapaylığı, dışlarına “doğallık” olarak yansıtmaya çalışmalarını önleyebilecek yeni yuvalar ve bedenler açar şiirde. çünkü içteki doğallık, dışarıya “yapay” ya da “doğal” olarak yansıyabilir. ama kişinin içindeki gerçeklik-şiir, eğer salt yapaylıksa, maddesel ilişkilendirme olmaksızın dışarıya “yapay” olarak yansımaktan başka bir çaresi yoktur.
günümüze değin tüm toplumlar bir yaradılış felsefesinin peşindedir. bu da sürekli dönüşen bir politik düzenin habercisidir. şimdiye kadar kotarılmış tüm politik kuramlar, bir evvelki politik düzenlerin eksikliklerinden doğmuşlardır. bu noktada ortaya çıkan bir akımın, nerede olduğunu ve hangi akımlara karşıt bir süreç olarak yaratıldığını bilmesi gerekir. madde akımı, her ne kadar diğer akımların kendince eksikliklerinden bahsetse de hiçbir kurama karşıt düşünce olarak doğmamıştır. bunun aksine çağlar boyunca insanın en büyük ihtiyacı olan maddeyi temel alarak yaratılmıştır. maddesel bir sanma olan insan, onu istediği yere sürükleyecektir. madde akımı, her ne kadar edebi bir anlayış olsa da politik bir kuram olma niteliği de taşımaktadır. şiir kendisine hep bir yuva edinmiştir; bir politikanın ifadesidir. usun politik duruşu önce sözden imgeye kaymış, daha sonra kendini ses ve imgeyle birleştirmiştir. ancak her iki kaymada da us-ele ulaşılamamış; şiir usun maddeyle olan iletişiminden kopuk yaşatılmıştır. madde-şiir, parçalanmış olan bu iletişimin perçinlenmesi olarak adlandırılabilse de, bir başkaldırı daha doğrusu bir başkalaşım politikasıdır: insanın “iç”ini “dış” yaşamına başkalaştırıp uyum sağlaması.
“madde, madendir,” söylemiyle yola çıkarak, bireyin, sadece duyumsadığı maddeleri kendine dönüştürerek ya da onlarla bütünleşerek ancak şiirinin oluşlarını yaşayabileceğine inanmaktayız. “insan, maddedir;” usunu ancak başka maddelerin üzerine yazdığı şiirlerle dönüştürebilir, besleyebilir. içi dışa devşirmeye çalışan madde-şiir, madde için yaşadığımızı, madde için bu havayı soluduğumuzu, madde için şiir-oluşlarını tanrılaştırdığımızı kavratmalıdır bize. “madde, gerçek tanrıdır;” bizlerse ona bakıp içsel bütünlüğümüzü hiç bitmeyecek bir devinime sokarız. şiirin bu yeni politikası, madeni paylaşmayı arzular; us-el madde-bedenle bileşmeden madenden beslenemeyecektir! bu yüzdendir ki zaten, “madde, insandır!”

Adam Sanat, Mayıs 2004

Efe Murat- Cem Kurtuluş

Hiç yorum yok: