26 Mart 2016 Cumartesi

ALİ RIZA KARS


(20 Şubat 1952, Bahadın / Yozgat- )


       Erkek Sanat Enstitüsü Torna - Tesviye Bölümünü, Goethe Institut ve Gazi Eğitim Almanca Bölümü’nü bitirdi. Üç yılı Almanya’da olmak üzere, atölye ve fabrikalarda işçi olarak çalıştı. Daha sonra kamu kuruluşlarında idari işler, eğitim, halkla ilişkiler konularında yöneticilik yaptı. Mamak Belediye Başkanlığı’nda Müdür olarak çalışmakta iken emekli oldu. 1999-2000 ve 2009-2010 yılları arasında Edebiyatçılar Derneği yönetiminde görev aldı. Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) temsilcisi olarak 2003-2004 yıllarında Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Korsan Yayınlar Komisyonunda başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Dil Derneği, PEN, TYS ve Sanat Kurumu üyesidir. Ankara’da yaşıyor.
       Şiire, ortaokuldayken, halk şiiriyle başladı. Yayımlanan şiirlerinin çoğunda Kaptani mahlasını kullandı. Bazı şiirleri halk ozanları tarafından bestelendi. Birçok şiiri THT Ozanlar Antolojisi’nde yayımlandı. Şiirleri ve yazıları abece, Agora, Ağır Ol Bay Düzyazı, Akköy, Ana Dili, Ardıçkuşu, Aykırısanat, Bahadın, Berfin Bahar, Beşparmak, BirGün, Çağdaş Türk Dili, Damar, Dil Dergisi Language Journal, Dize, Edebiyat ve Eleştiri, Esin Sanat, Evrensel Kültür, Güney, Güzel Yazılar, İnsancıl, Kavram Karmaşa, Kıyı, Koridor, Öğretmen Dünyası, Patika, Pencere, Sanal Ördek, Şiirli Çıkın, VESTED, Yaba, Zarf vb. gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Ödülleri: 2001 yılında “Suların Sesini Yazdı”, 2002 yılında da “Geldin”. 2003 yılında “Evrensel Ateşine” adlı şiirleri, Hacıbektaş Belediyesi şiir ödüllerine; yine 2003 yılında “Düş ve Sokak” adlı kitabı, (KYÖD) Kocaeli Yüksek Öğretim Derneği’nin düzenlediği, Ruşen Hakkı şiir özel ödülüne layık görüldü.
Yapıtları:
Şiir Kitapları:
& Hayalin Gözümde Kızıl Gül Oldu (Bahadın Yayınları)
& Kendi Pınarından Akardı Gülmelerin (Damar Yayınları)
& Işıkla Öpüşürdü (2001, Gelenek Yayınları, 80 s.)
& Düş ve Sokak (Damar Yayınları)
& Yüksek Debili Aşklar (THT Yayınları)
& Gitme Zamanı (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ank., 71 s.)
       Romanları: 
& Atların Kardeşliği (Sanatyapım Yayıncılık, 350 s.)
      
Şiirlerinden Seçmeler:

DÜŞLEDİĞİM AŞKSIN

Ağır ağır siniyor
uçuk düşlerimin kumaşına
sonbahar rüzgârında boğulmuş gül kokuları

Yıldızlara bakıyorum
kalbinin kan sızdıran lehiminde
çaresizliğin yılan simgesi
aldatılmışlığın zehri yazılı

Sabrın aynasında kararıyor
kalbindeki mum
dökülüp savruluyor mekânsız sevgiler
ihanet mengenesinde sevdanın şahdamarı

Duyuyorum
bir ceylanın ürkek ayak sesleri
duyuyorum, canıma benziyor diye
ışıl ışıl bir nehri gözlerinle içtiğini

Unutulmazlığa gömüyorum, yakın günler
getirdiğini bana, esrik geceler verdiğini
sıcaklığı sarıyor o sımsıkı kucaklamanın
heyecan bahçesi kalbim, korlarda kanım

Sen
sevdalandığı düşlerde boğulan kadın
uzak hayallerimi getirdin bana ansızın
düşlerimsin sen, düşlediğim aşksın

GÜNLERDEN SIZAN

Sussam çevremde akbabalar dansı
Konuşsam ses boğan barikatları köhnemiş sarayların
Dönemeyeceğim kadar benden uzak avungan çocuk yıllarım
Yanıtlanmayan sorularım hâlâ yanıtsız
Omürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm,
yine aynı hüzün

Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı
Günlerin vahşetinde ezilirken güller içimde
Kanırtan bir dildi ki ağzımdaki öncelikle çuvaldız
Bir melodiyken kulaklara şafaktaki boynun çatırtısı
Dağıtamaz çenesuyu ustaları içime çöken avlu sessizliğinii

Kılavuzdu ağdaya muhtaç yüreklere yağı bitmiş kandiller
Yürüsem her yön uçurum dönsem her yanım inkârdı
Ve birkaç kopuk yılda yaşadım hayatın tüm yaşlarını

Ey bana kuyular kazan dizginlenemez sözcüklerin
Savrulan beş çaylarına kırık aynalar şenlensin
Ey şair!
Savur kendini sözcüklerine yaraların neşterlensin.

Kavram-Karmaşa, Şubat 2001

IŞIĞI GEÇER DÜNYA

Bekleme bilmeyendi. Şeffaf bir
bulut gibi giderdi hep,
Gölgesizdi...hüzündü

Ezgilerini getirirdi rüzgâr
Ateşli iğne gibi. Kulağımın içten içe,
delinir ...delinirdi.

Bilemedim, dinler miydim, içer miydim
sesini. Duyularım dilime kilitlenirdi,
dilimse; yüreğime.

Gittiğin günden beri. Son yıldızını da
Söndürdüğünde gece. Bir alacakaranlık
Bir şeyler doğmadan önce. Ben sokaklarda
aradım...
Sokaklarda... kendimi...

Delik çıkınında biriktirdikleri,
Saçında kırmızı gül. Çıkageldi bir gün
İşte o gün;
Kalbimin gölgesine, sevdadan zaman dikti.

Tüm sigortalarını attırıyorum şimdi
Tepesinde ışık hızının.
Tekerleğini yiyor hırsından.

Ne zaman açsam gözümü. Ve ne zaman
kapasam. Geçiyorum ışığını. 'Onunlayım,
Ondayım. Ve düşümün hızında
O güzel zamandayım...

Ağır Ol Bay Düzyazı, Eylül-Ekim 2001

KENT YİTİĞİ NAZIM MUTLU

Beni bu kente yalnızlıktan üşümeler getirdi
günlüğümün yedeğinde yitik gülüşler
gitgide hızlandı çalar saat
sabahlarda asfaltın bulanık aydınlığı
akşamlarda kırık dökük kaldırım
arsız unutuşlara taşıdı beni.

Beni bu kente göçmen yaz yağmurları getirdi
ellerimde taze ceviz kınası
mendil bahçelerde yapma küstümçiçeği
apartmanlar haraç alır ışık payımdan
dönüşlerde artıyor tenimin solgunluğu
bu sağır sokaklar avuttu beni.

Beni bu kente kırık düşler getirdi
gömleğimin deseninde çürüyor ikindiler
Kuşlar vardı sılada -ki eğilirdi gökyüzü
şimdi ancak caddelerde öpüyor izlerimi
okullu çocukların dinmeyen ezgileri
o küllenen masallar unuttu beni.

Beni bu kente yanık güzlen getirdi
adresimde hep kırılgan yazılar
çayımda demli hüzün kalemimde mor sızı
veriyorum gözlerimi külrengi duvarlara
beni bu kente soğuk kaçış trenleri
getirdikçe götürür başka bir kente beni.

Sürgündeki acılar ki yeni kentler üretir.

Çağdaş Türk Dili, Temmuz 2001

SESİMİ ZAMANA BIRAKARAK

Lacivertini kendine yaratan derinlikteyim
mişli geçmiş zamanlardan dilek şartlar deriyorum
kesilen bir solukla kesilen bir karpuz arasında
fark edilmeden
terk edilmiş sokakları dolaşıyorum anılar kadar sessiz

Bir hançer gibiyim zamanın boşluğuna saplanan
samanı biten atları da yılkılarda unuttum
dinleme sabrım yok artık suların ağıtını
taş ustası değilim ey yâr

Korkularını salmış karanlığa çatlak ar damarları
anadan öksüz babadan yetim büyüyor yitik utanmalar
büyük aşklar doğuran küçük paranoyalar yok varoşlarda
bir halkın ensesini belleme belleyenler kendini bulamadan
çürümeyi buluyor yoksulluk yoksunluğunda

Unutulanlar doldurdu kavgaların kadîm meydanlarını
zaman kadar hızlı geçmedi acılar ve hayat hiçbir
anında unutmadı kendini. Bir ağaç ki, budandıkça
her şıvgın için yeni kökler salmalıydı
unutmadı, yeniden doğmak için muhtaç olduğu emeği

Hüzünlerin gölgesine sığındık
güneş içten içe anlamsız günlere doğduğuna üzülmekte
bu yola beraber çıkanlar, rüzgârın elinde çıtası kırık
uçurtmalar gibi dönmekte
işte böylesi bir günde vurup şu dünyayı
suçu demokrasiye yüklemeli fâil-i meçhul olsun diye

Bilirsin
arınmak için düşmezler çiy taneleri. Tuzunu emen su
serinlik verir çorağa. Bir gün bir şeyler de yaşanır anılarla
düşler arasında pişmanlık ifadesi gibi durmaz hayat
toprağa bölünmüş düşen bir beden gibi kendine hasret
yoksulun bacası gibi dumansız durmaz

Sevgilim
sen bütün yolların yokuşu, ben bütün yolların uçurumuyum
zaman; geçmişi gösteren aynadır, geleceğe dönük yüzü sır
geleceği göremez gözleri, geçmişi getiren postacıdır zaman
inişe geçen atların ayaklarını direnerek atışı gibi, gelecek
zamana direniyor ömrüm. Bir kadehin vardı ya yarısı dolu
tam da şimdi
gözlerinin buğusunda bir daha dinlendirsen soluğumu

Ötekinde tat olur acılar kendine gelene dek.
Nerede bir sözcüğün içi boşalsa bende bir anlamın çatısı çöker
bir idam öyküsündeki duygular değildir ipin önünde olmak
susuyorum, sesimi sana ve zamana bırakarak

TAY VE ÇOCUK

Küçüktün sen
O korkak tilkiden azıcık büyük
Bakma şimdi böyle huysuzluk
Yapabildiğine. Daha iki yıl önce
Gün yağmurlarıyla öpüşen
Mayıs sabahında
Bir annen bir de ben vardık
Bugün allanan yelelerinle
Dalgalanan çayırda

Sonra uzattın boynunu
Bakıştık, yüreğimizde yeşeren
yeni bir dünyaya. Rüzgarları
Tekmeleyen sekilerin göründü sonra

Beni çocuk sayma böyle şımarıp
Aldanma boyunun tez uzadığına
Uçurtmayı rüzgarlayan kuyruğun
Yapışıyordu o gün
Çavdar saplı ıslak bacaklarına
Kalkabilmen için kucakladım da seni
Annen kollarımda yaladı gözlerini

N'olur üzme beni kalamayız
Bir otlakta ömür boyu
Kanber ol demiyorum
İstemezsen devlere de saldırma
Alnında akıtman akmalıyız
Tayların da şeker yiyebildikleri

Dünyalara... Dörtnala

Hiç yorum yok: